ışık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ışık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ekim 2009

Defne

çalı, ağaççık


Bitkiler aleminde defne (Laurus nobilis) denilince akan sular durur. Tipik bir Akdeniz bitkisi olması dışında mitolojide, en azından Batı mitolojisinde Apollon'un başındaki taçtır. Bir de hikaye anlatılır. Apollon su tanrıçalarından Defne'nin peşine düşer. Kız kaçar, o kovalar. Sonunda kız babasından yardım ister, o da onu bir çalıya dönüştürür. Apollon da o çalıdan başına bir taç örer. Sonra Roma imparatorları da taç yerine kafalarına defne yaprağı takar. Doğu mitolojisinde de yeri varmış. Ölümsüz olmak isteyen bir adama tanrılar şu defneyi kesersen isteğin yerine gelecek demişler. Ama kestikçe yeni dallar çıkmış. Biraz Sisyphos efsanesine benzedi ama Çince'de çok zahmetli iş ya da boşa çaba anlamına gelen 'defne kesmeye kalktı' şeklinde bir deyim de varmış. Defne bizde güzel bir isim olma dışında masallara konu mu bilmem, bu konuda ne yazık ki kaynak bulamadım. Bizim burada toplanıp (ormanda kendi kendine yetişen çalılardan, bunun için kimse özel yetiştirmiyor) kurutuluyor, sonra satılıyor. Yemeklerde kullanıldığına hiç şahit olmadım, yani burada, bu köyde.
İnsan evinin yakınlarında mutlaka bir defne çalısı bulundurmalıymış, yıldırım çarpmasın diye. Çevremiz defne kaynadığından biz de defnemizi bahçeye değil, saksıya ektik. Saksıda olmasına karşın hiçbir talebi yok. Yazları sulamayı unutsam ses çıkartmıyor. Kışları don korkusu nedir bilmiyor. Güneş seviyor ama yazın aşırı güneşte yaprakları lekelenebiliyor, yani yapraklarda kara kara lekeler oluşuyor.  Bunun başka bir hastalık olduğunu sanmıyorum. Böcekler de sanırım pek fazla yanına uğramıyor. Bir de budamasını öğrensem de çiçek açsa...
Bu arada defne defnegillerden, yani Lauraceae ailesinden. Ailenin bildiğimiz diğer bir üyesi avocado (Persea americana). Bu tamam, buna hiç itirazım yok. Ama diğer üyesini okuyunca geröekten şaşırdım. Mutfaklarımızın, özellikle tatlılarımızın baş tacı: Tarçın (Cinnamomum).


Tanımlaması
Akdeniz'e özgü bir bitki olan defne, genelde 2-6 m boyunda bir çalı veya ağaçtır, ama boyu 10 metreyi bulabilir. Gövdesinin alt kısmı gri, üst kısmı yeşildir. Yaprakları 6–12 cm uzunlukta ve 2–4 cm genişliktedir. Yapraklar kokuludur, şekilleri mızrak ucu gibi, kenarları dalgalı, üst yüzleri koyu yeşil, alt yüzleri açık yeşıldir. Çiçekleri 1 cm çapında olup açık sarı veya yeşildir, sapın aynı noktasından 4-5 tanesi birden çıkarak birer öbek oluşturular. Bu çiçek öbekleri yaprağın yanında çift olarak açarlar. Ağaçlar erkek ve dişi olarak ayrılırlar. Meyvesi yaklaşık 1 cm çapında, içinde tek bir tohum barındıran siyah bir yemiştir. En büyük düşmanı yaprak bitidir.

Tıbbi yararları
Yorgunluk, bronşit, uyutucu, mikrop öldürücü, hazım ettirici, spazm çözücü, mide bağırsak gazı söktürücü, idrar söktürücü, nefes açıcı, terletici, hazmettirici ve uyarıcı özelliği vardır. Soğuk algınlığı sebebiyle meydana gelen kırgınlık, romatizma, ağrılarına faydalıdır. Hamilelere yasaktır. Ağrıların sebeplerini doktora baş vurarak muhakkak öğrenin.



Önerilen kullanım şekli
*Defne yaprakları keskin kokusu ile ağızda çiğnenirse ağız kokularını yaraları giderir. Baharlı lezzeti ile sindirim salgılarını arttırır.
*Diş ağrısını dindirmek için 2-3 yaprağını sirke ile kaynatıp dişe gargara yapın.
*100 gr defne yaprağı 1 litre suda kaynatılarak günde 1-2 fincan içilir.
*Meyvesinin iki tanesi dövülür, yenirse sancının her çeşidini keser. Bağırsak ağrısını dindirir. Sonra sebebini öğrenmek için doktora baş vurun.
*Meyveleri idrar söktürücü ve romatizma ağrıları gidericidir.
*Güneşte kurutulmuş meyve ve yaprakları toz haline getirilir. Her türlü zehirli hayvan ısırığı, arı sokmasında faydalıdır.
*Defne sabunundan mikrop öldürücü özeliğinden dolayı cilt mantarlarında, saç dökülmesini yavaşlatmak için kullanılır.
*4 avuç dolusu defne yaprağı 1 kuvvet kaynar suya suya atılarak ılınınca bu su içinde 1 saat oturup banyo olarak da uygulanabilir. Bu banyo soğuk algınlığı sebebiyle meydana gelen her türlü ağrılara ve bayanlarda adet zamanı sancıları ile basit vajinal akıntılarda faydalıdır. Bedeni uyarır zindeleştirir.
*Bitkinin meyvelerinden yapılmış olan defne yağı, bedende anjin, (boğaza haricen sürülür) romatizma, sinüzit nedeniyle ağrıyan yerlere sürülerek rahatlama sağlanır.
*10gr defne tohumları balla macun yapılır. Kaşık kaşık yenir. Baş ağrısına, romatizmaya nefes darlığına iyi gelir.
*Çay olarak içmek için 5 bardak kaynar suya 2-3 yaprak atılır. 2-3 dakika kaynatılır. 10 dakika beklenir. Yemekten sonra veya yemek araları günde 2-3 fincan içilir.
*Hazmettirici ve uyku için 3 bardak suya 2 yaprak konur 3 dakika kaynatılır. Akşam yemeğinden sonra 1 fincan içilir.
*4 bardak suya 5-10 gr meyve atılır. 1-2 dakika kaynatılır. 10 dakika bekletilir. Günde 3 kere 1 er fincan içilir.
*Anjin, ağız ve yaraları için 4 bardak suya 5 yaprak konur. 3-4 dakika kaynatılır. 5-10 dakika demlendirilir. Gargara yapılır, sinüzit ağrılarının bulunduğu yere kompres yapılır.
*Defne yağı romatizma ağrılarda sürülür.
*Defne sabunu saç dökülmesini yavaşlatır. Deri mantarlarına etkilidir.
*Bir-iki adet taze defne yaprağı fasulye, mercimek, nohut, pirinç gibi kuru yiyeceklerin içine konursa onların kurtlanmalarını önler.
*Et balık yemeklerine güzel koku verir. 2-3 günlükse de bayatlığını alır .

10 Ekim 2009

Tillendsia cyanea


Birkaç sene beraber yaşayıp huyunu suyunu iyice öğrenmeden bir bitki hakkında yazmaktan hoşlanmıyorum ama... Böyle değişik bir bitkiyi hayatımda görmedim. Önce insan yapımı zannettim. Değilmiş. Bromeliaceae - Ananasgillere mensup, yaklaşık 500 farklı türü bulunan ve Güney Amerika'nın tropik ormanlarında yetişen gerçek bir bitkiymiş (İspanyol yosunu da deniyor). Ortadan yükselen pembelik aslında dal, çiçekleri yan taraflardan çıkan morluklar. Dal önceleri yeşil olurmuş, çiçek açmaya karar verene kadar.
Tillandsia'ların en ilginç özelliği köklerini yalnızca demir atmak için kullanmaları. Yaşamak için toprağa ihtiyaç duymuyorlar. Havadaki rutubet ve toz, beslenmelerine yetiyor. Kaktüs, ağaç, hatta telefon direği, her yere rahatça yerleşebiliyorlarmış. Ama asalak olarak değil, yani yapıştıkları bitkiye herhangi bir zarar vermiyorlar.
Bizim bitkinin toprağı ama var. Su vermek değil, haftada iki gün yapraklarına su sıkmak gerekiyormuş. Bir de normal bitkilere verilenin yarısı kadar gübre.
Gelecek sene hala daha berabersek daha ayrıntılı bilgi verebilirim.
Tropikal bölgelere gitsem acaba delirir miyim?

25 Mayıs 2007

Karides ya da Justicia brandegeeana


İsmi komik. Yalnızca bizim yörede böyle adlandırıldığını zannediyordum oysa İngilizcesi de Shrimp plant. Bu bölgede hemen her evin tenekelerinin baş konuğu. Bakımı çok kolay, hatta bakmak bile gerekmiyor. Kışları soğuklardan pek etkilenmiyor (tabii bu bölgenin soğuklarından), yeter ki sulanmayarak kış uykusuna yatmaya zorlansın. Biraz yaprak döker gibi olsa da baharın ilk aylarında hemen canlanıp çiçeklerini açmaya koyuluyor. Bahçeler için önemi, bu çiçeklerin hep açması. Yazları fazla sulamak ya da aşırı susuz bırakmak yaprak dökümüyle sonuçlansa da toparlamakta gecikmiyor. Fazla güneş altında kaldı mı çiçeklerin etrafını saran kırmızılıklar soluyor. En iyisi en azından öğle sıcağında güneş altında kalmayacağı yarı gölgeli bir yere koymak.
Anavatanı Meksika'da boyu 1 metreyi geçmeyen çalılar halinde yaşarlarmış, ben teneke dışında hiç görmedim. Aslında yapraklarının fazla büyük olmaması bonsai olarak da değerlendirilmelerini mümkün kılıyor (tabii ki deniyorum).

11 Nisan 2007

Syngonium podophyllum


Türkçesini bilmediğim (aslında Latincesi dışında hiçbir dilde ismini bilmiyorum, hatta onun da doğru olup olmadığından emin değilim) bu bitki yıllardır ailemizin baştacı ettiği bitkilerden. En güzeli ve bakımlısı nenenin evinde. Bizimkiler o bitkinin çocukları ama kimse nene gibi çiçeklere bakamaz.
Bir iki noktaya dikkat etmek kaydıyla bakımı çok kolay. Fazla kızgın güneş değil ama bol ışık seviyor. Sulamayı da kışları unutmalı. Tabii benim yaptığımı yapmayıp yazları da susuz bırakılmamalılar. Onları sulamamaya o kadar alıştım ki yazın adeta can çekişiyorlar. Sonradan öğrendiğime göre bunca yıldır kökünü kurutamamda bu ihmal önemli bir rol oynuyor. Çünkü kökleri fazla sudan hemen çürümeye eğilimliymiş. Yazları bile saksı altındaki tabakta biriken sular hemen dökülmeliymiş. Toprağa da iyi bir drenaj sağlamanın yolları aranmalıymış (mesela perlit). Yani su her şeye karşın dikkatle verilmeli, sulamalar arasında toprağın hafifçe kurumasını beklemeli. Bunun dışında dolgun, gür bir saksı bitkisi elde etmek için hemen uzatmaya bayıldığı kolları çekinmeden koparıyorum (ve bu yüzden her yanım bu bitkinin yavrusuyla dolu, koparılan her kol yeni bir saksı demek).
Bitki çiçek de açarmış ama ben daha hiç rastlamadım.
Akrabası gala'lar gibi mi açar acaba?