her dem yeşil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
her dem yeşil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ekim 2009

Defne

çalı, ağaççık


Bitkiler aleminde defne (Laurus nobilis) denilince akan sular durur. Tipik bir Akdeniz bitkisi olması dışında mitolojide, en azından Batı mitolojisinde Apollon'un başındaki taçtır. Bir de hikaye anlatılır. Apollon su tanrıçalarından Defne'nin peşine düşer. Kız kaçar, o kovalar. Sonunda kız babasından yardım ister, o da onu bir çalıya dönüştürür. Apollon da o çalıdan başına bir taç örer. Sonra Roma imparatorları da taç yerine kafalarına defne yaprağı takar. Doğu mitolojisinde de yeri varmış. Ölümsüz olmak isteyen bir adama tanrılar şu defneyi kesersen isteğin yerine gelecek demişler. Ama kestikçe yeni dallar çıkmış. Biraz Sisyphos efsanesine benzedi ama Çince'de çok zahmetli iş ya da boşa çaba anlamına gelen 'defne kesmeye kalktı' şeklinde bir deyim de varmış. Defne bizde güzel bir isim olma dışında masallara konu mu bilmem, bu konuda ne yazık ki kaynak bulamadım. Bizim burada toplanıp (ormanda kendi kendine yetişen çalılardan, bunun için kimse özel yetiştirmiyor) kurutuluyor, sonra satılıyor. Yemeklerde kullanıldığına hiç şahit olmadım, yani burada, bu köyde.
İnsan evinin yakınlarında mutlaka bir defne çalısı bulundurmalıymış, yıldırım çarpmasın diye. Çevremiz defne kaynadığından biz de defnemizi bahçeye değil, saksıya ektik. Saksıda olmasına karşın hiçbir talebi yok. Yazları sulamayı unutsam ses çıkartmıyor. Kışları don korkusu nedir bilmiyor. Güneş seviyor ama yazın aşırı güneşte yaprakları lekelenebiliyor, yani yapraklarda kara kara lekeler oluşuyor.  Bunun başka bir hastalık olduğunu sanmıyorum. Böcekler de sanırım pek fazla yanına uğramıyor. Bir de budamasını öğrensem de çiçek açsa...
Bu arada defne defnegillerden, yani Lauraceae ailesinden. Ailenin bildiğimiz diğer bir üyesi avocado (Persea americana). Bu tamam, buna hiç itirazım yok. Ama diğer üyesini okuyunca geröekten şaşırdım. Mutfaklarımızın, özellikle tatlılarımızın baş tacı: Tarçın (Cinnamomum).


Tanımlaması
Akdeniz'e özgü bir bitki olan defne, genelde 2-6 m boyunda bir çalı veya ağaçtır, ama boyu 10 metreyi bulabilir. Gövdesinin alt kısmı gri, üst kısmı yeşildir. Yaprakları 6–12 cm uzunlukta ve 2–4 cm genişliktedir. Yapraklar kokuludur, şekilleri mızrak ucu gibi, kenarları dalgalı, üst yüzleri koyu yeşil, alt yüzleri açık yeşıldir. Çiçekleri 1 cm çapında olup açık sarı veya yeşildir, sapın aynı noktasından 4-5 tanesi birden çıkarak birer öbek oluşturular. Bu çiçek öbekleri yaprağın yanında çift olarak açarlar. Ağaçlar erkek ve dişi olarak ayrılırlar. Meyvesi yaklaşık 1 cm çapında, içinde tek bir tohum barındıran siyah bir yemiştir. En büyük düşmanı yaprak bitidir.

Tıbbi yararları
Yorgunluk, bronşit, uyutucu, mikrop öldürücü, hazım ettirici, spazm çözücü, mide bağırsak gazı söktürücü, idrar söktürücü, nefes açıcı, terletici, hazmettirici ve uyarıcı özelliği vardır. Soğuk algınlığı sebebiyle meydana gelen kırgınlık, romatizma, ağrılarına faydalıdır. Hamilelere yasaktır. Ağrıların sebeplerini doktora baş vurarak muhakkak öğrenin.



Önerilen kullanım şekli
*Defne yaprakları keskin kokusu ile ağızda çiğnenirse ağız kokularını yaraları giderir. Baharlı lezzeti ile sindirim salgılarını arttırır.
*Diş ağrısını dindirmek için 2-3 yaprağını sirke ile kaynatıp dişe gargara yapın.
*100 gr defne yaprağı 1 litre suda kaynatılarak günde 1-2 fincan içilir.
*Meyvesinin iki tanesi dövülür, yenirse sancının her çeşidini keser. Bağırsak ağrısını dindirir. Sonra sebebini öğrenmek için doktora baş vurun.
*Meyveleri idrar söktürücü ve romatizma ağrıları gidericidir.
*Güneşte kurutulmuş meyve ve yaprakları toz haline getirilir. Her türlü zehirli hayvan ısırığı, arı sokmasında faydalıdır.
*Defne sabunundan mikrop öldürücü özeliğinden dolayı cilt mantarlarında, saç dökülmesini yavaşlatmak için kullanılır.
*4 avuç dolusu defne yaprağı 1 kuvvet kaynar suya suya atılarak ılınınca bu su içinde 1 saat oturup banyo olarak da uygulanabilir. Bu banyo soğuk algınlığı sebebiyle meydana gelen her türlü ağrılara ve bayanlarda adet zamanı sancıları ile basit vajinal akıntılarda faydalıdır. Bedeni uyarır zindeleştirir.
*Bitkinin meyvelerinden yapılmış olan defne yağı, bedende anjin, (boğaza haricen sürülür) romatizma, sinüzit nedeniyle ağrıyan yerlere sürülerek rahatlama sağlanır.
*10gr defne tohumları balla macun yapılır. Kaşık kaşık yenir. Baş ağrısına, romatizmaya nefes darlığına iyi gelir.
*Çay olarak içmek için 5 bardak kaynar suya 2-3 yaprak atılır. 2-3 dakika kaynatılır. 10 dakika beklenir. Yemekten sonra veya yemek araları günde 2-3 fincan içilir.
*Hazmettirici ve uyku için 3 bardak suya 2 yaprak konur 3 dakika kaynatılır. Akşam yemeğinden sonra 1 fincan içilir.
*4 bardak suya 5-10 gr meyve atılır. 1-2 dakika kaynatılır. 10 dakika bekletilir. Günde 3 kere 1 er fincan içilir.
*Anjin, ağız ve yaraları için 4 bardak suya 5 yaprak konur. 3-4 dakika kaynatılır. 5-10 dakika demlendirilir. Gargara yapılır, sinüzit ağrılarının bulunduğu yere kompres yapılır.
*Defne yağı romatizma ağrılarda sürülür.
*Defne sabunu saç dökülmesini yavaşlatır. Deri mantarlarına etkilidir.
*Bir-iki adet taze defne yaprağı fasulye, mercimek, nohut, pirinç gibi kuru yiyeceklerin içine konursa onların kurtlanmalarını önler.
*Et balık yemeklerine güzel koku verir. 2-3 günlükse de bayatlığını alır .

02 Ekim 2009

Peru Zakkumu

ağaççık, çalı
Peru zakkumuna (Thevetia peruviana) şapka çıkarıyorum. Bahçeye hemen hemen ilk ektiklerimizden. Bahçe kapısının hemen yanına, duvar dibine ekiverdik. Önündeki zeytin, ayrıca pembe-beyaz begonyalar, hatmiler ve de sürekli üstüne doğru sürülüp duran demir sürgülü kapı... Kaç kere artık öldü herhalde dedik. 7-8 sene süründü. Ama her yıl bir iki çiçekle bizi sevindirdi. O kadar gayretliydi ki elimizi atıp da herhangi bir müdahalede bulunursak küser endişesiyle hiç yakınına gitmedik. Bu yıl çıldırdı. Mayıs ayında çiçeklerini açmaya başladı, şimdi aylardan ekim, hala çiçek açıyor.
O bölge çok nadir su görür ama bahçenin en uzun güneş alan köşesi, yani en sıcak köşelerden biri. Begonvil ve zeytin de muhtemel kavurucu yaz güneşine karşı onu biraz gölgeleyerek koruma altına almışlar.
Bitkinin zakkum diye adlandırılması yanıltıcı. Gerçi bildiğimiz zakkumla (Nerium oleander) hem aynı takıma mensup (Gentianales) hem de aynı aileye Apocynaceae ama Peru Zakkumu ayrı bir tür, bir Güney Amerikalı. Batılı kaynaklar 15-16 derecenin altında pek yaşayamadığını söylüyorlarsa da sanırım Güney Ege'nin iklimine uyum sağlamış. Bizim bölgede pek çok bahçede bu bitkiye rastladım. Gene de biraz korumak gerekebilir.
Bizimki gibi kendi haline bırakıldığında bir ağaççık olabiliyor (9 m), yoksa süslü bir çalı.
Meyvelerinden de bahsetmek gerekirse ceviz sertliğinde, ama yenmiyor (zaten bütün diğer aile üyeleri gibi zehirli). Peru'da bu meyvelerden müzik aleti olarak yararlanılıyormuş.
Ekim ayında olmamıza rağmen uçlarından çelik alıp diktim. Zakkumla akraba olduğuna göre bakarsın tutar. Ayrıca çekirdeklerini de ekeceğim. Bakalım ne olacak.

05 Haziran 2009

Lavantin _ Santolin

çalı
Yazın fazla suyla karşılaştı mı kuruyup giden, bütün gün üzerinde güneş olanca haşmetiyle parlamadı mı keyfi kaçan tipik bir Akdeniz bölgesi bitkisine en iyi örnek lavantin, nam-ı diğer santolin ya da Kıbrısotu (Santolina chamaecyparissus), çocukluğumun bitkisi. Yanından geçerken avuçlamamak mümkün değil ya da ucundan koparıvermek. O ne güzel kokudur...
Bahçede hemen taş kenarlarına diktim. Şubat ayında neredeyse dipten budamak gerektiğini bilmediğimden kısa zamanda küçük tepecikler oluşturdular. Gölgede kalanlar ya da suyla fazla temas edenler ise bu baskıya dayanamayıp kurudular. Kalan sağlar yeni fidanlarla kısmen takviye edildi. Yemyeşil bir bahçede gri renkleri gözleri dinlendiriyor. Sebze bahçeleri için de ideal bir kenar süsü. Her keskin kokulu bitki gibi böcek, karınca vs kaçırıcı bir etkisi var. Ama galiba örümcekler de benim gibi bu çiçeği seviyormuş.
Herkes bu bitkiyi çelikten çoğaltmak çok kolay diyorsa da ben henüz başaramadım. Bu yıl bir kere daha şansımı deneyeceğim.
Lavantinin papatyagillerden (Asteraceae) olması doğrusu benim için bir sürpriz oldu. Adından, ayrıca o keskin kokusundan dolayı ben onu hep lavantayla eş tutardım. Fark etmez, ben gene de ona lavanta muamelesi yapıyorum. Budayıp budayıp dolaplarımın içine, halıların altına atıyorum. Güveleri ve diğer haşereleri uzak tutsun diye. Doğru mu yapıyorum, bilmiyorum ama hiç değilse dolapların içi daha az küf kokuyor.
Fiziksel Özellikleri: Santolina gri rengi ve 30-60 cm arasındaki boyu ile herdem yeşil bir yer örtücüdür. Bitkinin yayılma genişliği 1 m kadardır. Gri renkteki görüntüsünü, ibreli bitkilerinkini andıran beyazımsı gri renkli küçük ve kokulu yapraklarından alır. S. chamaecyparissus’ un bahar aylarında başlayıp sonbahara kadar yayılan bir çiçeklenme periyodu vardır. Çiçekleri parlak sarı renkte olup 0,5 cm genişliğinde ki küçük çiçeklerin bir araya gelmesi ile grup halinde büyüklüğü 1-2 cm’ ye varan bir görüntüdedir. Hava sıcaklığının çok düşük olduğu yerlerde don zararına maruz kalabilir ve kışın neredeyse ölmüş bir bitki gibi görünür, dipten budandığı takdirde bahar aylarında kendini toparlamış olarak yeniden yeşerir ve sağlıklı görüntüsüne bürünür. Santolina çok hızlı büyüyen ve yayılan bir bitkidir, eğer yaşlı bitkilerde açılamalar ve cansızlıklar tespit edilirse, bu bitkilerin budanarak kendilerini yenilemelerine izin verilmelidir.
Işık: Santolina güneşli mekanlardan hoşlanır, özellikle set yüzeylerden yansıyarak gelen sıcaklığa dayanıklıdır. Yarı gölge yerlerde de yetişebilir ama gölge oranı belirli seviyenin üzerine çıktığında görüntüsünde açıklıklar ve cılızlık olur.
Su: Su isteği ortalama bir bitkininki gibi olan Santolina kış aylarında daha az su ister, yazın haftada bir sulandığında bitki daha canlı görünür ve daha çok çiçek verir.
Toprak: Her tür toprakta yetişir.
Üretim: Üretim çelikle yapılır.


Lavantinin şifalı otlar arasında da yeri varmış.
Sinirleri teskin eder ve zamanla kuvvetlenmesini sağlar.
Sinir zafiyeti, melankoli, sinir krizleri, sinir yorgunluğu, migren, baş ağrısı ve baş dönmesi hallerinde çok fayda verir, öfke, kızgınlık halinde insana sükunet ve normal düşünme im­kânı verir. Kalbi kuvvetlendirir ve çarpıntıları giderir. Tansi­yonu düşürür, imtihan veya konuşma sırasındaki heyecanını yenmek için çok fayda sağlar. Aşırı heyecanı giderir.

03 Haziran 2009

Begonya


Evlerimizin vazgeçilmez çiçekleri begonyaları salatalık, kavun, karpuzla bir tutmak mümkün mü? Bitki sınıflandırmasını yapanlara göre mümkün. Begonyagiller (Begoniaceae) olarak Cucurbitales takımına sokulmuşlar. Oysa yaprakları bile ne kabağa ne karpuza benziyor. Begonyalar kendi aralarında da birbirlerine hiç benzemiyor. Ayrıca yer altındaki kökleri de birbirinden farklı: İpliksi köklü ve küçük çiçekli begonyalar (örneğin Brezilya kökenli Begonia semperflorens); çok büyük çiçekli yumru köklü begonyalar ve rengarenk süslü büyük yapraklı, kök saplı begonyalar. 1500 farklı türü var. Koleksiyon meraklıları için bire bir. Yaprak güzellikleri gözönüne alındığında yapanları kesinlikle anlıyorum.
Begonyaları hep sevmişimdir. Özellikle meşe begonyasını (Begonia corallina?). Görmeye alıştığım canlı ve heybetli formuna ne yazık ki bu iklimde bir türlü kavuşamadı. Taze yapraklar hep çıkıyor da alttaki yapraklar hemen dökülüveriyor. Önce bunun bitkiyi kışın da dışarıda bırakma inadımdan kaynaklandığını düşündüm. İçeri aldım. Sonuç gene aynı oldu. İki ayrı saksıya ektim, birini hep dışarda bıraktım, birini hep içerde. Ölmediler ama muhteşem de olmadılar. Bu yıl farklı bir yöntem deniyorum. Mevsimlerden yaz olduğuna bakmayıp bir saksıyı içeri aldım, aydınlık ama güneş görmeyen bir yere. Diğerini dışarda, sabah güneşinin ancak şöyle bir yalayıp geçtiği bir köşeye koydum. Sonucu merakla bekliyorum. Galiba işin sırrı sulamada. Saksıdaki toprak neredeyse kupkuru olduğunda su vermek ama toprağın iyice kuruyup kalmasına da izin vermemek. Tropikal bölge çiçekleri olmalarına karşın güneşten pek hoşlanmadıklarını da yeni öğrendim. Bol ışık olacak ama güneşin sıcaklığı yapraklarına değmeyecek.
Hem meşe hem servi begonyasının (Begonia albopicta?) iyi tarafları, çoğaltılmalarının çok kolay olması. Tıpkı sardunyalar gibi neredeyse tek bir yaprağı toprağa batırmak yetiyor.
Bu arada başka tür bir begonyanın bahçede bordür olarak kullanıldığını eklemeliyim. Denemedim.

03 Mayıs 2009

Portakal

ağaç



Portakala neden portakal deriz? Sadece biz değil... Portakal, Bulgarlar için 'portokal', Yunanlılar için 'portokali', Acemler için 'porteghal', Romanyalılar için 'potocala', Güney İtalya'da Neapolitenler için 'portogallo' ya da 'purtualle', Araplar için 'al-burtuqal', Gürcüler içinse 'phortokhali'... 15. yüzyılda portakalı Hindistan'dan getirip satanlar, Portekizlilermiş, yani 'Portekiz'den gelen.
Narenciye sözcüğünün kökü ise Sanskritçe: nāraṅgaḥ. Acemler nārang, Ermeniler nārinj, Araplar nāranj, İspanyollar naranja, Portekizliler laranja, İtalyanlar arancia ya da arancio demiş. Eski Fransızca'nın orenge'ı sonunda bugünkü orange'ı ortaya çıkarmış. Bir meyvenin yaptığı yolculuğu bundan daha iyi anlatacak bir şey var mı?

Çevremizdeki çoğu bitki gibi Çin kökenli olan portakal (Citrus sinensis), turunçgillerden (Rutaceae). En ilginç tarafı doğrudan çekirdekten yetiştirilememesi. Bir anaç _ki bu genelde turunç (Citrus aurantium) oluyor_ üzerine aşılanıyor. Söylentilere göre ekilen portakal çekirdeği portakal değil, gene turunç verirmiş.
Limonun aksine dona fazla dayanaklı değil. Gece soğukluğu 0'ın altına fazla düşmemeli. Diğer meyve ağaçlarının aksine yazın bol bol sulanmalı ve tıpkı diğer meyve ağaçları gibi hastalıklardan korunmalı. Bordo bulamacı ve yazlık yağ. Ayrıca arap sabunu-ispirto karışımı. Bunlar iyi netice veriyor.
Turunçgillerle ilgili ilginç bir ayrıntı: Meyvelerin renginin yeşilden sarıya ya da turunca dönmesi için havanın belli ölçüde soğuması gerekirmiş. Tropikal bölgelerde bu yüzden meyveler hep yeşil kalırmış. Renk, olgunlaşma işareti de sayılmıyor. Yemeden meyvenin tatlılaşıp tatlılaşmadığını anlamak mümkün değil.
Portakalın kimlik Kartı
Portakal, turunçgiller familyasından bir ağaç. Boyu 2-10 metre arasında değişiyor. Yaprakları sert, dayanıklı ve düz kenarlı. Kabuklarından portakal esansı elde ediliyor. Eczacılıkta ve gıda sanayisinde kullanılıyor. Çiçeklerinden de portakal çiçeği esansı yapılıyor.

Çeşitlerine gelince:
Portakalın çekirdekli ve çekirdeksiz çeşitleri var. Çekirdeksiz cins olan yafa portakalı Finike, Mersin ve Hatay'da yetişiyor. Kalın kabuklu ve uzunca meyveli. Kabuklarından reçel yapılır. Dörtyol portakalı ise çekirdekli. İnce kabuklu ve sulu. Washington (erken çeşit), çekirdeksiz, Güney Anadolu ve Doğu Karadeniz'de Rize çevresinde yetişiyor. Kalitesi özellikle Antalya ve Muğla (Fethiye, Marmaris, Köyceğiz) yörelerinde daha iyidir. Thomson daha düzgün, pürüzsüz kabuklu fakat daha az sulu ve daha açık renkli. Yafa iklim ve toprak istekleri bakımından seçici. Özellikle Mersin yöresinde yetişir. Elverişsiz koşullarda meyveler iri ve susuz, meyve kabuğu çok pürüzlü, kalın ve kaba olur. Verim azalır. Valancia geç olgunlaşan (Mart) bir çeşittir.
Bir de kan portakalı.

Bileşimindeki etken maddeler
* C vitamini
* Karbonhidrat
* Potasyum
* Folik Asit
* Bioflavin
Genel faydaları:
* Soğuk algınlığı, grip, kas incinmesi, kalp hastalıkları ve felçten korur,
* Portakal suyundaki bir antioksidan olan bioflavin damarları ve kılcal damarları güçlendirerek kalbin zarar görmesini engeller, ezik ve çürüklerin daha çabuk iyileşmesini sağlar,
* İçerdiği C vitamini ve folik asit sayesinde öksürüğü azaltır,
* Kanın pıhtılaşmasını,mide ve pankreas kanserini önleyici etkisi vardır,
* İçerdiği yüksek potasyum tansiyonun dengelenmesine yardımcı olur. Aynı zamanda,içerdiği potasyum, cildin kuruyup kırışıklıkların oluşmasını da önler,
* Çocukların hastalıklardan korunması ve fiziksel gelişiminin tam sağlanması için gerekli olan cevherler dolu bir meyvedir.
* Kabuklarında bulunan uçucu maddenin bazı kanser türlerinin tedavilerinde çok önemli iyileştirici bir madde olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
Cildi güzelleştirir
Yapısında karoten bulunduğu ve kanı temizlediği için portakal aynı zamanda cildi güzelleştirir ve ona tatlı bir pembelik kazandırır. Güney Fransa'da ve İtalya'daki köylü kızları, ciltlerinin parlaklığı ve pembeliğini portakala borçlu olduklarını söylerler. Kabuklarındaki esans sivilcelere sürüldüğünde biraz yanma yapar ama 2 ayda ortadan kaldırır.

28 Ocak 2009

Zakkum - Nerium Oleander

ağaççık

Bitkilerin uğursuzluğu düşüncesi genelde tüylerimi ürpertse de nedense zakkumu uzaktan sevmenin daha iyi olacağı düşüncesinden hiç kurtulamadım. Batıl inançlara da bazen saygı duymak gerekir. Nitekim sonradan bu bitkinin olağanüstü zehirli olduğunu öğrendim. Zakkumdan zehirlenip ölen bir hayvanın etinin bile zararlı olduğu söyleniyor. Hatta koklamak bile başağrısı, mide bulantısı yapabiliyormuş. Zakkum dallarından şiş yapıp ateşte et pişirenlerin vay haline... Zehir zıkkım deyimini bile zakkuma dayandıran var.
Gene de öyle güzeller ki sonunda dayanamayıp evin dış demirleri boyunca diktik, böylece hem bahçe içinde değiller hem de güzelliklerinden mahrum kalmıyoruz. Bir de saksıda bonsai adayı olarak büyüyenler var ama onlar da alacalı yapraklı olduklarından uğursuzluk kapsamından dışarı çıkarıldılar. Çoğaltması da çok kolay. Taze tepe sürgünü koparıp toprağa dikmek yetiyor. Sonbahar sonunda oluşan tohumlardan yetiştirmeyi ise hiç denemedim.
Zakkumların kendi kendilerine yetiştiklerini (yani doğada kendiliklerinden var olduklarını... Nedense onları hep insan üretmesi sanırdım) bilmezdim, oysa sulak topraklarda, özellikle dere boylarında gerçekten kendi kendilerine büyüyorlar. Yazın susuzluktan pek etkilenmiyorlar, en azından ölmüyorlar ama büyümüyorlar da. Ama sulanmaktan da hiç şikayetçi değiller (dere kenarlarında boy gösterdikleri hatırlansın). Özellikle çiçek açana kadar bol su onlara iyi geliyor. Pembe, beyaz, kırmızı, sarı, katmerli ve yalınkat çiçekleri gerçekten batıl inançları yerle bir edecek kadar güzel.
Tek başına, hiçbir akrabası olmadan yaşayan zavallı bir bitki mi yoksa bu derken aynı ailede, yani Apocynaceae'de (Türkçesine zakkumgiller denilmiş) bir de Cezayir menekşelerinin (Vinca major ve minor) bulunduğunu tespit etmekle onlar adına rahatladım. Sonra bir akraba daha buldum: Apocynum cannabinum, diğer bir deyişle marihuana.




Genel Özellikleri: Uzun şeritsi mızrak biçimindeki yaprakları sürgünlere üçlü çevrel veya karşılıklı, bazen de dörtlü dizilidir. Yaprakları boz yeşil renkli, tam kenarlı, deri gibi de kalındır. Orta damar belirgin olarak çıkıntılıdır. Çiçek kurulları terminal durumludur. Kırmızı, beyaz, pembe ve nadiren sarı renklerde düz, yarı katmerli veya katmerli dayanıklı çiçekleri, Haziran-Ekim aylarında açar. Doğal yetişen bireylerin çiçekleri 3cm çapında ve pembe gül rengindedir
İklim ve Toprak İstekleri: Güneşli, sıcak, kurak veya drenajı iyi olmak şartıyla rutubetli yerlerde de kaplı fidan kullanılarak başarıyla yetiştirilebilir. Serin yerlerde çiçek verimi düşer, soğuk etkileri ve don zararları gözlenir. Hızlı büyümesi, rüzgara, tuz serpintilerine ve hava kirliliğine dayanması sahil ve tatil kentlerinde ona geniş bir kullanım alanı sağlar.
Budama Durumu: Sürgün uçlarını kesmekle çiçek verimi arttırılabilir.
http://www.bahcesel.com/forumsel/sus-calilari/6591-nerium-oleander-zakkum-oleaceae/

21 Ekim 2008

Phoenix

dev çalı


Bahçemizde yaşamasına izin verdiğimiz yegane palmiye türü. Palmiyelere karşıyız çünkü tropiklerle alakası olmayan bu bölgede dibine gölge vermeyen bu bitkilerin turist çekmekten öte bir anlam taşımadığını düşünürdük. Ne de olsa ne Arabistan çöllerindeyiz ne de Hawai'de... Oysa öğrendiğime göre sadece bizim bu bölgeye özgü (yani endemik) bir palmiye türü varmış: Phoenix theophrasti. Girit Adası, Yunanistan'ın güneyi ile Datça ve Bodrum yarım adalarında yetişen bir palmiye türü. Demek palmiye yalnızca tropikler demek değilmiş. Demek ki artık palmiyelere kızmıyoruz (tabii diğer ağaçların arasına ekildikleri sürece; sıcak asfalt kenarlarında bilmem kaç metre yükselip güneşle bizi başbaşa bırakmadıkları sürece).
Bizim bitkiye gelince.
İlk ektiğimde uzunlukları 40-50 cm ya vardı ya yoktu. Beş sene içinde belki 5 metre olmuşlardır. Evin yaz kış güneşten mahrum kalmayan bir bölgesindeler. Ayrıca kendi sularını da tedarik edebilecek durumdalar (komşumuzun sokakta halı ya da süt güğümleri yıkama merakı sağ olsun). Bizi hiç üzmüyorlar. Ne hastalık ne başka bir şey. Soğukmuş, donmuş, umurlarında değil. Ne tepelerinden geçen asma ne de eteklerinde uzanan Cezayir menekşeleri. Alabildiğine mutlulular. O kadar ki bu sene meyve bile verdiler. Tatmadım. Alt dallarını keserken dikkat etmek gerekir. Yaprak zannettiğim şeyler meğer mızrakmış. Arecales düzeninden Arecaceae (palmiyegiller) ailesine mensup da anladığım kadarıyla ailenin ve düzenin tek ferdi o. Tabii türleri muhtelif.

06 Eylül 2008

Külçiçeği - Cineraria maritima

çalı

Çarşıdan bir saksı aldım, şimdi oldu bin saksı. Bu kadar kolay kök salan belki bir de sardunya vardır. Zaten çok da hızlı büyüyüp yayıldığından sık sık dallarını koparmak gerekiyor. Bu dalları toprağa batırmak yetiyor, en geç bir sene sonra orada kocaman bir çalının belirmesi işten bile değil. Su ihtiyacı da yok denecek kadar az. Çok sıcak ve kurak geçen bu yaz boyunca en fazla iki kere sulamışımdır. Güneş ya da gölge altında yaşaması da pek fark ettirmiyor.
Yeşil elli olmamaktan şikayet edenler için ideal bir bitki.
Yapraklarının değişik rengi ilkbaharda açan sarı çiçeklerinin gösterişsizliğini adeta örtbas ediyor.
Astrales sınıfının Asteraceae ailesinden, yani ayçiçekleri, papatyalar yakın akrabaları. Mensup olduğu Senecioneae alt ailesi papatyagillerin en kalabalık grubuymuş (150 tür, 3000 bitki).
Bitkinin ismini bulana kadar bahçe onlarla dolup taştı ama sonuna buldum:
Cinerária marítima L. (= Senecio cineraria D.C., = Senecio maritimus Reich.). Kül Çiçeği. Almanca: Aschenpflanze, Silbereiche; Fransızca: Cinéraire, Jacobée maritime; İngilizce: Cineraria.
Çiçekle ilgili ilginç özelliklerden biri de taze sıkılmış suyunun (ama bu ne demek, işte bunu bulamadım, belki de çay banyosu gibi bir şey) gözdeki katarakta iyi gelmesi. Aslında gözle ilgili tüm hastalıklara iyi geldiği gibi görüş gücünü de arttırıyormuş. Bilmiyorum, denemedim.


08 Eylül 2007

Hedera helix

yer örtücü, sarmaşık

Genel olarak sarmaşık diye bildiğimiz Hedera helix'i duvarlardan çok bahçenin nisbeten kuytu köşelerinde yerleri kaplasın diye diktim. İlk yıl büyümemekte inat ettiler. O kadar nazlı davrandılar ki bilmesem narin ve hassas bir bitki olduklarını düşünebilirdim. İlk yılın sonunda yılmaz savaşçı yanlarını gösterdiler, artık büyüyüp duruyorlar. Ama yerlerde sürünmektense ilk buldukları fırsatta duvarlara ya da ağaçlara sıçramalarından esas eğilimlerinin yükselmek olduğunu kavramış bulunmaktayım. Güneşi de hiç ama hiç sevmiyorlar. Kuytu yerlerin aslanları... Kuytu ve nemli...

Yöresel adları: Duvar sarmaşığı.
Bitki özellikleri: Yapraklarını dökmeyen, tırmanıcı bir bitkidir. Ev ve bahçe duvarlarına, ormanlık alanlarda ağaçlara tırmanır. Gövde yaprakları saplı, 3-5 loplu, üst yüzeyi koyu, alt yüzeyi açık yeşil renkli, sert ve derimsidir. Çiçekler küçük ve küre biçimindedir. Meyve bezelye iriliğinde, etli, morumsu-siyah renklidir.
Bileşim: Hederasaponin C, glykoside, organik asitler ve çeşitli mineraller. En önemli maddesi ise bol miktarda iyot.
Toplama ve hazırlama: Bitkinin meyveleri sağlığa zararlıdır! Yapraklar ise kesinlikle zararlı değildir. Yapraklar yıl boyunca toplanabilir, ama sonbaharda çiçeklenmeden önceki en etkili oldukları dönemde toplanmaları doğru olur. Gölgede kurutulur ve ince kıyılır.
Kullanım alanları ve biçimleri: Çok eski çağlarda bile şifalı bitki olarak kullanılmış olmasına karşın modern tıp tarafından pek benimsenmemiştir. Ama son zamanlarda, öksürük, astım ve boğmacaya karşı kullanılan bazı ilaçlarda etkin madde katkısı olarak kullanılmaya başlanmıştır (örneğin Prospan). Bitki, çay içimi olarak üst solunum yolları nezlesi ve iltihaplı kronik bronşite karşı kullanılabilir. Ayrıca safrakesesi, romatizma ve gut hastalıklarına karşı da denenmelidir.

Bitki çayı: 1-2 çay kaşığı dolusu ince kıyılmış yaprak, 1 bardak kaynar suyla haşlanır, 8-10 dakika demlendikten sonra süzülür. Biraz bal ile tatlandırılmalıdır. Günde 1-2 bardak içilir.
Batı Avrupa ülkelerinde bitkiden daha çok tentür biçiminde yararlanılır. İçerdiği bolca iyot nedeniyle öncelikle hipertiroidizmden kaynaklanan guatr hastalığına karşı kullanılır. Ama bu kullanımda tentürün yüksek düzeyde inceltilmesi gerekir (D12-D30 arası). Bu tür dozajların uzman doktorlarca saptanması ve eczacılar tarafından hazırlanması doğru olur.
Ayrıca dıştan, selülite karşı, banyo katkısı, kompres ve lapa biçiminde başarıyla kullanılabilir.
Yan etkiler: Önerilen biçimde ve dozajlarda kullanıldığında hiçbir yan etkisi yoktur. Meyvelerinin sağlığa zararlı olduğu unutulmamalıdır!
Kaynak: Tanrı'nın Eczanesinden Sağlık - Niyazi Eröztürk

25 Mayıs 2007

Karides ya da Justicia brandegeeana


İsmi komik. Yalnızca bizim yörede böyle adlandırıldığını zannediyordum oysa İngilizcesi de Shrimp plant. Bu bölgede hemen her evin tenekelerinin baş konuğu. Bakımı çok kolay, hatta bakmak bile gerekmiyor. Kışları soğuklardan pek etkilenmiyor (tabii bu bölgenin soğuklarından), yeter ki sulanmayarak kış uykusuna yatmaya zorlansın. Biraz yaprak döker gibi olsa da baharın ilk aylarında hemen canlanıp çiçeklerini açmaya koyuluyor. Bahçeler için önemi, bu çiçeklerin hep açması. Yazları fazla sulamak ya da aşırı susuz bırakmak yaprak dökümüyle sonuçlansa da toparlamakta gecikmiyor. Fazla güneş altında kaldı mı çiçeklerin etrafını saran kırmızılıklar soluyor. En iyisi en azından öğle sıcağında güneş altında kalmayacağı yarı gölgeli bir yere koymak.
Anavatanı Meksika'da boyu 1 metreyi geçmeyen çalılar halinde yaşarlarmış, ben teneke dışında hiç görmedim. Aslında yapraklarının fazla büyük olmaması bonsai olarak da değerlendirilmelerini mümkün kılıyor (tabii ki deniyorum).

22 Şubat 2007

Japon Şemsiyesi

Çalı


Uzun yıllar Papirüs adı altında evlerimizin baş köşelerini süsleyen Japon Şemsiyeleri (Cyperus alternifolius) bu kez de bahçe kapısından gelen insanlara ulaştıkları yaklaşık 2,5-3 metre boylarıyla tepeden hoş geldin diyorlar. Birbirimizi seviyoruz. Su delisi olduklarını keşfettiğim için olsa gerek, beni hiç üzmeden kendi kendilerine ha babam uzayıp duruyorlar. Tek istekleri ara sıra makası elime alıp kuruyan sapları kesmem, zaman zaman da diplerindeki gövde kırıntılarını çekip yolmam. Sınır tanımadan göğe yükselme arzuları gene de zaman zaman canımı sıkmıyor değil. Sapların giderek kalınlaşmasına karşın yer çekimine karşı koyamayıp en ufak bir rüzgar kırıntısında şemsiyelerinin ağırlığına yenik düşmeleri işten değil. Hadi gene makası eline al ve yolda yürümeni engelleyen güzelim yaprakları kes...
İçerde ya da dışarda, Japon Şemsiyeleri gerçekten sıfır bakımla (ama bol su, hatta saksı içi hep su dolu bir kaba oturtulursa daha iyi olur, bahçede ise akan suların toplandığı bir yer olmalı) ortama güzellik katan bir bitki. Kaynaklara göre Madagaskar kökenli olmakla birlikte bildiğimiz Nil kıyılarında yetişen Papirüsle yakın akraba. Kızgın güneşten ziyade bol ışığı tercih ediyorlar. Çoğaltma işlemi de basit. Bir sap kesip şemsiye kısmını (yani bitkiyi baş aşağı çeviriyorsun) su dolu bir kapta köklenene kadar bekletiyorsun.
İlk kez bu yaz düşen tohumlardan yetişmelerine tanık oldum. Dikatsiz bir gözün ot diye yolacağı minik şemsiyeler...

12 Ocak 2007

Jakobinia-Justicia carnea

Acelica, Adhatoda, Amphiscopia, Anisostachya, Aulojusticia, Averia, Beloperone, Calliaspidia, Calymmostachya, Chaetothylopsis, Chiloglossa, Cyphisia, Cyrtanthera, Cyrtantherella, Dianthera, Dimanisa, Drejerella, Duvernoia, Emularia, Ethesia, Glosarithys, Harnieria, Heinzelia, Hemichoriste, Heteraspidia, Ixtlania, Jacobinia, Kuestera, Libonia, Lophothecium, Lustrinia, Nicoteba, Orthotactus, Parajusticia, Petalanthera, Plagiacanthus, Plegmatolemma, Porphyrocoma, Psacadocalymma, Rhacodiscus, Rhiphidosperma, Rhyticalymma, Rodatia, Rostellaria, Rostellularia, Saglorithys, Salviacanthus, Sarotheca, Sericographis, Simonisia, Solenochasma, Stethoma, Tabascina, Thalestris, Thamnojusticia, Tyloglossa...


Bu kadar çok ve farklı isme sahib başka bir bitkiye rastlamak kolay olmasa gerek.

Justicia ismini, 18. yüzyılda yaşamış İskoç bahçıvan James Justice'den almış. Tropikal ve subtropikal iklim kuşağında yetişen ve yaklaşık 300 tür ot, çalı ve çok yıllık bitkiyi kapsayan bu bitkinin isimlerine İngilizcelerini eklemek gerekirse:
Brazilian plume, flamingo flower, Jacobinia, pine-bur begonia, pink jacobinia, pink tongues, king's crown, cardinal's guard.

Bahçelerin özellikle gölgeli bölgelerini renklendirmek için birebir. Su istiyor. Ama bir kere yerine alıştı mı rahatça unutulabilir. Ancak çok sıcak günlerde ihmali abartmamak gerekiyor. Üretmesi dallarından alınan çeliklerle ve çok kolay.

10 Ocak 2007

Ada Mercanı



RUSSELIA EQUISETIFORMIS gibi zor ve uzun bir Latince isme sahip bu bitki bahçenin vazgeçilmez süslerinden. Hele çiçeklerinin kırmızı kırmızı açtığı yaz aylarında.

Verandanın üstündeki kalın naylon tentenin gerilip bağlandığı çift kavisli demir iskeletinin, üst uzun demirine yan yana asılmış çiçekli saksı sepetleri...
İlk saksıda bir garip çiçek...
İnce uzun bir kurşunkalem kalınlığında yeşil bir gövde ve o gövdeden fışkırıp
aşağı doğru sallanmış, ipincecik tel tel yeşil saçlar... Öylesine ipincecik ve öylesine yemyeşil ki o tel tel saçlar...
Ve yemyeşil tel tel saçlarda, yarım kibrit çöpü uzunluğunda ve
kalınlığında, yüzlerce kıpkırmızı miniminicik boru biçiminde sarkık çiçek...
Aşağı doğru tel tel yeşil saçlar ve üstlerinden sarkan yüzlerce yarım kibrit çöpü uzunluğunda kıpkırmızı miniminicik borular...
Hiç böyle bir çiçek görmemiştim hayatımda... Adı botanik dünyasında "russelia" imiş, Türkçede "çeşme
çiçeği"... (Çetin Altan)
90-120 cm boyunda, kuraklığa dayanıklı, çalı formunda bir bitkidir Yeşil ve ince yaprakları, parlak kırmızı çok küçük çiçekleri vardır. Bunlar, gevşek, uzun ve sarkık püsküller halindedir. Çiçeklenme mevsimi yaz sonlarıdır Anavatanı Meksika'dır. Balçık esaslı kompost toprak, gerektiğinde sulanmak ister Sıcak güneşte gölgelenmek ister. Çelik veya ayırma metoduyla üretilir. Balkon ve teraslarda, asma sepetlerde veya don tehlikesi olmayan yerlerde bordur ve çiçek tarlalarında kullanılır.


Hakkında bulabildiklerim bunlar. Bizim buraların donlarından etkilenmiyor mu yoksa ben korunaklı bir yerde mi tutuyorum bilmiyorum ama benim üç saksım da şu güne değin soğuktan ve dondan etkilenmeden sokakta , yani bahçede gelişip duruyor, dahası bugün (11 Ocak) baktım, uçları kırmızı toplara hazırlanıyor. Yazları bence çok su istiyor. Ama belki de bu yüzden, yani fazla suladığım için az çiçek veriyor. Akrabaları arasında
Zeytin, Ligustrum, Yasemin, Leylak, Verbena, Çalı Minesi (Lantana camara), Melissa (gündüz kokan - Aloysia triphylla _ Lemon verbene); ayrıca
  • Oregon
  • Biberiye
  • Nane
  • Fesleğen
  • Lavanta
  • Ada çayı (bende iki türü var: mor yapraklı ve alaca yapraklı)
  • Kekik
var. Diğer akrabaları arasında Paulownia, Küçük acem borusu (kırmızı), Acem borusu (Campsis), Küçük acem borusu (portakal rengi) varsa da Aslan Ağzı (Antirrhinaceae) kesinlikle Ada Mercanının kankardeşi sayılmalı. Özetle tüm sıraladıklarım Lamiales üst düzenine mensup. Bir tek Aslan Ağzı tıpkı Ada Mercanı gibi Plantaginaceae' lerden.




Bu resimde pek belli olmasa da ada mercanının sarı çiçeklisi de var.

26 Aralık 2006

Billbergia

Ananasgil diye bir şey dilimizde var mı, bilemiyorum ama bu bitki ananası da kapsayan o aileden, yani Bromeliaceae; üst düzen de Poales (bu bildiğimiz Papirüs, ayrıca Japon şemsiyesi ile de bir akrabalık var demek).
Çok kolay bir bitki. Sudan ziyade nem istiyor. Zaten anavatanı da Brezilya, Arjantin, Paraguay, Uruguay, yani tropikal iklim. Tüm ananasgiller gibi bunlar da ağaçlar üzerinde yetişirlermiş, onların sularından ve gıdalarından beslenirlermiş.
Batılılar içeri çiçeği addediyor. Ben de seradan almıştım ama geçen sene bütün kışı sokakta geçirdiler, bir şey olmadı. Çiçeklendikten sonra saksıdakileri bölüp kimini doğrudan toprağa, kimini de saksılara ektim. Hepsi gelişiyor. Aşırı güneş istemedikleri gibi koyu gölgeden yana da değiller. Su vermeyi ara sıra unutmalı, zaten bitki ihmale çok tahammüllü bir bitki. Öğrendiğim kadarıyla bitkinin çiçek açması zormuş, açınca da bir daha açmazmış ama sürekli çoğaldığından bu da bir sorun değil. Yalnız bölme işlemi çiçeklenmeye bir süre sekte vuruyor. Kışı soğukta ya da sıcakta geçirmesine göre kış ya da yaz sonu çiçek açıyor.
Okuduklarımdan sonra korktum saksılardan bir tanesini içeri aldım. Garanti olsun, dışardakilere don vurursa elimde kalsın diye.


Die Familie der Ananasgewächse hat uns eine ganze Anzahl sehr guter Zimmerpflanzen geliefert. Wir sehen sie gern auf den Epiphytenbäumen, leider meist nicht oft gut gepflegt und zu dunkel aufgestellt. In ihrer Heimat leben die meisten Bromelienarten als Aufsitzer auf Bäumen. Sie halten sich selbst nur mit Wurzeln in Astgabeln fest und brauchendie Wurzeln weniger zur Nahrungsaufnahme. Sie besitzen dachziegelartig übereinander gelagerte Schuppenhaare, die sich bei Lufttrockenheit dicht zusammenziehen und einen guten Verdunstungsschutz bilden. Bei Regen schwellen die Härchen an und nehmen aus der Luft und aus der Zisterne Wasser und Nahrung auf.
Auch durch den Bau der Blüten unterscheiden sich die Bromelien von anderen Blütenpflanzen. Oft haben sie ganz unscheinbare Blütchen, dafür aber herrlich gefärbte Hochblätter (Brakteen). Manchmal ist auch das innere Nest leuchtend rot gefärbt und verbirgt im Innern die echten Blüten. Interessant sind sie alle und der Betrachtung wert. Man lernt Geduld von Ananasgewächsen. Es dauert mehrere Jahre sie heranzuziehen, erfordert Platz, und der hohe Preis ist durchaus gerechtfertigt. Langsam geht das Wachstum der Blätter voran, die eine teils hohe, teils flache Rosette bilden, um im Innern das Wasser anzusammeln. Wir giessen – ausnahmsweise – die Bromelien immer ins Herz. Langsam, ganz allmählich schiebt sich die Blütenknospe hervor, lange halten die Blüten der meisten Arten, die Hüllblätter oft monatelang. Fast alle sind einfach zu halten, sehr widerstandsfähig gegen Lufttrockenheit, durch Ableger leicht zu vermehren und bei etwas Aufnerksamkeit viele Jahre beste Zimmerkameraden. Heute brauchen wir nur Einheitserde, in der die Arten, die für uns in Betracht kommen, gut gedeihen.

Zimmerhafer
Grasartiges Blattwerk. Nach Jahren beginnt endlich die wunderbare Blütenähre, sich hinauszuschieben. Die nickende Billbergie ist ganz und gar anspruchslos. Vergisst man auf einer längeren Reise das Gewächs, so überlebt sie dank ihrer saftiggrünen Blätter. Zum Blühen braucht sie einen helleren Standort, aber keine grosse Sommersonne. Falls sie nicht blüht, so leidet sie unter Nahrungsmangel oder sie stand zu kalt. Unter 14° ist nicht anzuraten.
Jede Bromelie blüht nur einmal. Bevor sie langsam abstirbt, bildet sie sogenannte Kindel. Diese brauchen etwa 2 - 3 Jahre bis zur ersten Blüte.

03 Aralık 2006

Fırça Çalısı _ Callistemon

çalı, ağaççık


Görünümü komik, bakımı kolay, her bahçenin vazgeçilmez süslerinden biri. Eskiden her evde uzun bir tel sap üzerinde beyaz fırçalı bir alet bulunurdu. Plastik petler ortalığı kaplamadan, her eşyanın atmak bir yana binlerce kez kullanıldığı günlerde kalmış bir mutfak malzemesi. Şişeleri o fırçayla yıkamak eğlenceliydi, su orgu gibi bir ses çıkardı çünkü. Anlaşılan bu alet dünya çapında kullanılagelmiş ki bitkinin her dilde adı aynı: Fırça Çalısı. (Bir yerde adı At Kuyruğu diye geçiyor, diğer bir yerde ise Afgan Söğüdü.) Mersingiller (Myrtaceae) ailesinin bir üyesi. Güneş dışında özel bir isteği yok. Anavatanı Avustralya'da esas olarak su kenarlarında yetişmesine karşın özel bir su isteği de yok. Çok sıcak günlerde verilen suya da hayır demiyor tabii ki... Esas olarak Akdeniz ve Ege bahçelerinde boy gösteriyor.
Henüz çoğaltma denemesine girmediğim gibi budamaya da elim gitmiyor. Söyelentilere göre çiçek açtıktan sonra tam bir budama yapılmalıymış. Ama söğüt görünümünü yok etme riskini de göze almak gerekiyormuş. Bu yüzden tek yaptığım alttaki dalları hepten kesmek, ilkbaharda altına biraz keçi gübresi koymak, sonra da kırmızı fırçaların keyfini çıkartmak.
Ilıman bölgelerde soğuğa dayanabilen, her dem yeşil bir çalıdır. Yavaş buyur, ancak ilginç çiçekleriyle çok dikkat çekicidir. Seyrek dallıdır. Almaşık, uzun-mızrak şeklinde yaprakları vardır. Silindirik başak şeklinde çok sayıdaki çiçeklerin en büyük özelliği fırça şeklinde uzanan stamen'lerdir (erkek organ). Küresel, odunsu meyveler yapışkan oldukları için dallara yapışıp uzun seneler dallarda kalabilir. Ilıman iklime sahip bölgelerde ev bahçelerinde ya da sahil kesimlerinde kullanılabilir. Bitki boyu 3-4 metredir. Vatanı Güneybatı Avustralya'dır. Mümkün olduğunca güneşli ve korunaklı alanlarda yetiştirilmelidir. Ilıman iklim sever. Dona çok dayanıklı değildir. İyi havalandırılmış asitli veya kalkerli ve çok zengin olmayan toprakları sever. Saksı içinde fundalık toprağı ile parçalanıp elenmiş, ağaç kabuğu veya orman üst toprağı karışımında yetiştirilebilir. Açelya'lar gibi bakımlı ve düzenli sulanmalıdır. Üretimi, ilkbaharda soğuk seralarda tohum ekimi ile olur. Daha sonra fideler aralanıp saksılara alınır. Geç ilkbaharda soğuk seralarda kum içinde köklendirilecek yan-odunsu çeliklerde üretilebilir. (Bulabildiğim tek Türkçe kaynak.)

24 Kasım 2006

Guava _ Psidium

bodur ağaç
Guavaların resimlerini üzerlerinde meyveleri varken çekmeyi akıl edemediğimden resimler çok yeşil gözüküyor. Meyveler mayhoş, çok çekirdekli, çok sulu ama çok da lezzetli, renkleri de olgunlaşınca kırmızı.
Çalı olarak da küçük bir ağaççık olarak da büyütmek mümkün. Bahçedeki guavalar (muhtemelen psidium cattleianum, yani çilek guavası) küçük yapraklı. Biraz küçük yapraklı kauçuk ağacını andırıyor. Soğuğa da dayanıklı. Soğuğa derken Ege bölgesinin donlarına dayanıklı demek istedim.
Mersingiller ailesine mensup olan guavaların üst ailesi Myrtales.
Açıkça itiraf etmek gerekirse guava ağacını bahçeye dikme nedenim, değişik bir bitkiye sahip olma arzusuydu. Ne neye benzediğini ne tadını biliyordum. Bugün bahçenin en sevilen ağacı. Hızla genç bir fidandan küçük bir ağaç olma yolunda ilerliyor. Diktiğimiz senenin ertesinde meyve vermeye başladı. Hem de kendisine fazla ihtimam göstermememize rağmen. Kısa süreli donlardan bile etkilenmeden, diğer meyve ağaçları gibi yok sinek yok mantar gibi herhangi bir hastalıkla boğuşmadan mutlu mesut yaşıyor. Tabii bu yıl yapmayı düşündüğüm radikal budamanın ardından neler hissedecek onu bilemiyorum. Suların giderek azaldığı günümüzde bahçeler için önemi daha da artıyor çünkü aşırı su ihtıyacı da yok.
Meyvenin tadı biraz mersini andırıyor. Ama görünüşünden hiç umulmayacak derecede faydalar da içeriyormuş. Her şeyden önce C vitamini bakımından çok zengin.

100 g meyvede:
Kalori : 36-50
Proteyin: 0.9-1.0 g
Yağ: 0.1-0.5 g
Karbonhidrat: 9.5-10 g
Kalsiyum: 9.1-17 mg
Fosfor: 17.8-30 mg
Demis: 0.30-0.70 mg
Vitamin A: 200-400 I.U
Vitamin C (türüne göre): 37-400 mg
Thiamin 0.046 mg
Riboflavin 0.03-0.04 mg
Niacin 0.6-1.068 mg

varmış.

Guava (Psidium guajava), anavatanı Güney Amerika ve Batı Hindistan olan bu meyve, boyu 7 metreyi geçmeyen, geniş taçlı, bodur bir ağaçtır. Konik şekilde aşağı doğru genişleyen gövdesinin kabuğu parlak ve incedir. Kabuğunun rengi, kırmızıya bakan tatlı bir yeşil renkte olup genç dallarının kesiti dört köşedir. Yaprakları gövde üstünde karşı karşıya dizili, kenarları düz ve ovaldir. Altları açık renkte, üzerinde ise düzensiz biçimde dağılmış şeffaf gözenekler vardır. Çiçekleri güzel kokulu, açık pem be renktedir; yaprakların gövdeyle birleştikleri noktalardan yayılır. Meyveleri altın sarısı renginde, armut şeklinde ve ortalama bir limon iriliğinde olup içinde çok çekirdek vardır. Guava'nın meyve ağırlığı 60-65 gram arasında değişir; bunun ortalama % 85'i meyve eti, kalanı ise çekirdekten oluşur. Meyve etinin rengi beyaz, hafif pembeya da yeşil gibidir. Aynı zamanda çok güzel ve keskin kokuludur. Bu nedenle birçok ağaç arasından guavayı seçmek çok kolaydır. Çekirdekleri meyve etinin ortasında gömülü ve serttir. Guava ağacı 700 m. yüksekliğin üstündeki yaylaların ve dağ yamaçlarının killi kumlu topraklarını sever ise de ağır killi, bilhassa volkanik topraklarda da iyi yetiştiği görülür. Guava da tıpkı Avokado gibi yetişmesi yalnız tropik iklimlere bağlı bir bitki değildir.
Üretilmesi hem tohumdan hem de kök filizlerinden yapılabilir. Tohumdan üretildiği takdirde uzun zaman kuvvetli çimlenmelerini koruyan çekirdekler 20’şer metre a ralıklarla yastıklara dikilir ve bunlardan yetişen fidanlar, 2-3 çift yapraklı olduktan sonra 7,5 X 7,5 m aralıklarla asıl yerlerine şaşırtılır. Çelik olarak ince dalları kullanılabilirse de daha kolay ve çabuk yetişmesi bakımından daima kök filizleri tercih edilmektedir. Bahçelerde meyvelerin kolaylıkla toplanabilmesi için ağaçlar bodur kalacak şekilde budanır. Guava çabuk yetişen bir bitki olduğundan dikildikten 2-3 sene sonra meyve vermeğe başlar ve meyveler çiçek açtıktan ortalama üç ay sonra tamamen olgunlaşır. Meyvelerin kokularını muhafaza etmek için toplama işi sabahları erken yapılır. Bir ağacın ilk senelerde verdiği meyve 6-8 kg kadar ise de bu ürün ağaçlar yaşlandıkça aşamalı olarak 20-25 kiloya kadar yükselebilir.
Meyveler taze olarak ya da pişirilerek tüketildiği gibi reçel, tatlı ve turşu üretimine de yarar. Bundan başka Java'da Guava ağacının yaprakları pirinçle birlikte pişirilerek yenir. Ağaç gövdesinin kolaylıkla soyulan kabukları % 27-30 oranında tanin içerir.
Diğer önemli cinsleri şunlardır:
* Psidium australe
*
Psidium cattleianum - Strawberry Guava, Peruvian Guava.
*
Psidium cinereum
*
Psidium friedrichsthalium - Costa Rica Guava
*
Psidium galapageium - Galápagos Guava
*
Psidium guajava - Apple Guava
*
Psidium guineense - Guinea Guava
*
Psidium incanescens
*
Psidium littorale - Cattley Guava
*
Psidium montanum - Mountain Guava

20 Ekim 2006

Yalancı Karabiber _ Schinus molle


Üç yıldır bahçe yolumuzu süsleyen, gençliğine karşın iki katlı evi çoktandır kem gözlerden saklayan karabiber ağacımız (yalancı) son yağmurlara yenik düşüp boylu boyunca devrildi. Kökleri bu kadar yüzeysel mi anlayamadım. Tam da ilk kez biberlerini vermeye başlayacaktı. Bundan ders alıp hemen öteki uçtaki ağacı sağlam bir destekle koruma altına aldık. Devrilen ağacı mecburen keserken ortalığı yoğun bir karabiber kokusu sardı. Zaten ağacın en güzel taraflarından biri, yaprağını bile ellesen mis gibi bir karabiber kokusuyla karşılaşmak.
Sapindales sülalesinin mensubu olan yalancı karabiberin akrabaları arasına sumak, sakız (dolasıyla şam fıstık) ve tüm çeşitliliğiyle narenciye giriyor.

24 Ağustos 2006

Fragaria x ananassa

Yer Örtücü


Başlığa bakıp egzotik bir meyve sanılmasın. Çilek böyle karışık bir isme sahip. Cezayir menekşesinden sonra gördüğüm en çılgın yer örtücü. Bir fide dikiyorsun, başını başka tarafa çeviriyorsun, dönüp tekrar baktığında... çilek her yanı sarmış. Sonra vakti gelip de küçük beyaz çiçekler kırmızı meyvelere dönüştüğünde çatlayana kadar yiyorsun.
Asitli toprak severmiş (en güzel çam türü ağaçların altında gelişiyor), su severmiş... Bazı hilelerim de var. Çilek sıralarının arasına patates ekiyorum, çilekleri büyütüyor. Ayrıca sarmısak, prasa ve de kadife çiçeği (Tagetes). Kışları aralara bakla da ekiyorum ama ilk yıl hata yapıp baklalar olgunlaşana kadar bekledim. Çevresindeki çilekler onun altında kalıp fazla büyüyemedi (hoş, baklalar sökülür sökülmez diğerleriyle arasındaki farki kısa sürede kapatmadı da değil). Maydanoz, nane ve tabii özellikle de lavanta. Bütün bu bitkiler sümüklü böcekten yaprak bitine, bir sürü böceğin çilekler arasına yayılmasını engelliyor. Kaplumbağaları tabii hiçbir şey engelleyemiyor, çileğe bayılıyorlar. Yaprakları tank gibi gövdeleriyle ezmeseler daha iyi olur tabii ama...
Çilek sıraları arasına başka şey ekmediğim zamanlar gazete kağıdı ya da kalın koliler koyup üstünü de talaşla örtüyorum, böylece ayrık ot sorunum da olmuyor. Bazıları doğrudan siyah naylonlar üzerine ekiyor. Benim yöntemim daha ucuz, ayrıca bu arada alttaki toprak da dinlenirken rahatça besleniyor.
Çilekleri yaz sounda temizliyorum, yani attığı kolların bir sürüsünü kesip alıyorum (başka yerlere ekmek üzere). Bazılarının ise anasını söküp yavrularını bırakıyorum. Sonra elime bir bahçe makası alıp toprağın üstünde kalan bütün yaprakları kesiyorum. Bu, benim gençleştirme yöntemim. Sonra bütün kış boyunca onları unutuyorum. Mevsim geldiğinde tek yapmam gereken talaş takviyesi, böylece oluşan meyvelerin toprakla temasının önüne geçilmiş oluyor. Toprak ve su eşittir çürümüş çilek demek.
Çilekli yoğurt, çilek reçeli, çilek marmelatı bu yıl soframızdan hiç eksilmedi. Dondurması ise çok az yapıldı.
Çileğin gülgillerin (Rosaceae) Rosoideae alt ailesine mensup olup Rosales takımının bir parçası olduğunu belirttikten sonra sözü uzmanına bırakalım:



1. GİRİŞ
Çilek, hem sanayiye elverişli hem de taze olarak tüketilebilen çok lezzetli ve hoş kokulu bir meyve türüdür. Bol miktarda A, B, C vitaminleri, kalsiyum, demir ve fosfor gibi mineral maddeler içerir. Çilek taze olarak sofrada yararlanılmasının yanında çileğin pastası, reçeli, marmelatı, kompostosu, dondurma, şıra, şarap, şampanya ile likörü de yapılmaktadır. Çilek tüketici tarafından arzulanan bir meyve olduğu için derin dondurma yoluyla uzun süre saklanarak tüketilebilir.
Çilek bol çeşitli ekolojik şartlarda yüksek verim ve kalite gösteren çeşitlerinin ortaya çıkarılmasından sonra, büyük bir gelişme ve günümüzde bir çok ülkede ekonomik bir öneme sahip olmuştur. Köklerin % 90'ı toprağın 15'lik derinliğinde bulunur. Bir çilek çeşidinde ne kadar fazla yaprak var ise, o kadar fazla çilek salkımı oluşacak demektir.
Çeşide ve çevre şartlarına bağlı olarak, ana bitkiden kollarla (Stolon) 100'ün üzerinde yavru bitki oluşabilir. Döllenmeden sonra, döllenmiş çekirdeğin etrafındaki etli kısım büyümeye başlamaktadır. Çilek tanelerinin şekli yetiştikleri iklim şartlarına ve çeşide göre değişiklik gösterebilmektedir.
Çilekte tanelerin sertlik durumu pazarlama açısından önemlidir. Çiftçiler için pazar ve endüstriye uygun sert çeşitler avantajlıdır.


2. İKLİM VE TOPRAK İSTEĞİ

2.1 İklim isteği
Çilek dünya üzerinde birbirinden çok farklı bölgelerde ve ekolojik şartlarda yetiştirilebilmektedir. Yıllık yağış 250 mm olan çöl alanlarında sulamak suretiyle, 3500 m yükseklikteki alanlarda, soğukların -45 oC'lere kadar düştüğü yerlerin yanında, yarı tropik yerlerde; yaz aylarında kuzey kutbuna yakın yerlerdeki devamlı aydınlık bölgelerden, 12 saatlik aydınlanmaya sahip Ekvatordaki bölgelere kadar birbirinden farklı çok ekstrem yerlerde yetişebilmektedir.

2.2 Toprak isteği
Çilek genel olarak derin, verimli, iyi drene edilmiş nem tutma kapasitesi yüksek topraklarda iyi gelişir ve bol ürün verir, en iyi toprak kumlu-killi milli ve süzek topraklardır. Allüviyal humuslu tınlı topraklarda da iyi gelişir. Kireçli toprakları sevmez, asit toprak ister. pH 6.5 dan az olmalıdır.


3. YETİŞTİRME TEKNİĞİ

3.1 Çilek Çoğaltma Metodları
Çilek fidelerinin üretimi 5 yolla yapılmaktadır. Bunlar tohumdan , kollardan, toprakaltı gövdesini ayırarak, yaprak çeşitlerinden ve doku kültürleri yolu ile fide elde edilebilmektedir.

Tohumdan fide elde edilmesi pratikte fazla kullanılmaz. Daha çok ıslah amacı için kullanılır. Kollardan fide elde edilmesi, bir çilek bitkisinin boğaz kısmındaki yaprak koltuklarından çıkan kollardan (stolon) elde edilir. Bu kollar toprak yüzüne yatık olarak büyüyen ve boğumlarının her birinde yeni bir bitki meydana getiren özelleşmiş bir gövdedir. Yaprak koltuklarından çıkan kolların boğumlarında bitkicikler oluşurlar ve bu boğumların toprağa değdiği yerde bu bitkicikler çok kolaylıkla yeni kökler meydana getirerek, ana fideye benzer yeni fideler elde edilmesini sağlar.

Toprakaltı gövdesini ayırarak fide elde edilmesi, bir kaç gövdeden oluşan çileğin ana gövdesinden bu gövdeleri ayırmak suretiyle olur. Her ana bitkiden 4-5 fide elde etmek mümkündür.

Bitkilerin süratle çoğaltılması gerekiyorsa yaprak çeliklerinden fide elde edilmesi yöntem kullanılır. Genç ve orta yaşlı yapraklar, yaprak kınları ile alınıp 2 cm kadar iki yerden çizilerek dikilir. Yaprak çelikleri tarladan alındıktan sonra ıslak çuvallara sarılarak seraya getirilmeli ve dikimden evvel su içerisinde muhafaza edilmelidir.

Doku kültürü yolu ile fide elde edilmesi ise, hücre, doku veya organların bitkilerden ayrılarak yapay bir besin ortamı üzerinde steril şartlarda yetiştirilmesidir.

3.2 Bölge İçin Önerilebilecek Çeşitler
Aliso, Tiago, Yalova-110, Yalova-125 Köy Hizmetleri Şanlıurfa Araştırma Enstitüsü tarafından bölge için önerilen çeşitlerdir.
GAP/BKİB'nin Şanlıurfa Koruklu Tarımsal Araştırma İstasyonunda 1989-1996 yılları arasında yaptırmış olduğu denemeler sonucunda verim ve kalite özellikleri bakımından Cruz, Chandler, Tufts, Vista, Pocahontas, Dorit ve Oslo Grande çeşitleri bölge için uygun çeşitler olarak belirlenmiştir.

3.3 Çilek Bahçesinin Kurulması
3.3.1 Toprak Hazırlığı
Çilek bahçesi tesis edilecek yerin toprağı önce bol hayvan gübresi ile gübrelenmeli ve derince sürülmelidir. Hayvan gübresi yoksa yeşil gübre uygulanmalıdır. Dekara 2-4 ton yanmış ahır gübresi uygulanabilir. Ahır gübresindeki sap ve samanların kolayca çürümesi için dekara 40-50 kg Amonyum sülfat veya amonyum nitrat ilave edilmelidir. Sürümden sonra sıkıştırmayan bir merdane ile bastırılmalıdır. Aynı yerde tekrar çilek dikimi yapılacaksa o zaman toprakta fümigasyon yapılmalıdır.

3.3.2 Dikim Zamanı
Dikim için hazırlanmış parsellere, daha önceki bölümlerde belirtildiği şekilde çoğaltılmış çilek fideleri getirildiğinde dikim için tüm hazırlıklar tamamlanmış olur.
Çilek yetiştiriciliğinde erken ürün elde etmenin yanında geç ürün elde etmede oldukça önemlidir. Fide dikimi kış, ilkbahar ve yaz dikimi olmak üzere üç şekilde yapılabilmektedir. Sonbaharda, soğuklama olmadan dikim yapılan bitkilerde en uygun kış dikim tarihlerinin Kasım-Aralık ayı olduğu; yaz dikiminin ise dinlenmeye giren, hava şartlarına bağlı olarak sonbaharda sökülüp, soğuk depolarda soğuklatılarak saklanan "Fide bitki" olarak adlandırılan fidelerle yapılır. Bölgemiz için çilek yetiştiriciliğinde ilkbahar ve yaz dikimi uygulamaları daha başarılı bulunmuştur. İlkbahar dikimi nisan ayının son iki haftasında, yaz dikimi ise Temmuz ayının son haftasında yapılır.
Ayrıca Cruz çeşidinin öteki çeşitlere göre daha erkenci olduğu belirlenirken yaz ve ilkbahar dikimlerinin, kış dikiminden daha erken ürün verdikleri saptanmıştır.

3.3.3 Fidelerin Dikimi
Bitkiler plastik torbalar içerisinde değillerse, köklerini nemli tutmalı, fakat asla ıslak bir ortamda bırakmamalıdır. Yapraklar su içinde tutulmamalı, bitkiler araziye ıslak çuvallarla kaplanmış sepetlerle götürülmelidir.
Fideler dikilirken kök boğazı kısmı (taç gövdesinin orta noktası) toprak yüzeyi ile aynı seviyede olmalıdır. Fidelerin çok derin veya kökleri açıkta kalacak şekilde yüzlek dikilmeleri zararlıdır.
Dikim için sökülen fidelerin uzun kökleri varsa dikimden önce 8-10 cm'den kesilmelidir.
Fidelerde fazla yaprak varsa bitki üzerinde genç olanlarında 2-3 adeti bırakılarak diğerlerini yaprak saplarından uzaklaştırmak tutum oranını artırır.
Küçük alanlarda yapılan dikimlerde sadece iki kişi bir bel yardımı ile dikimi rahatlıkla yapabilir. Bunların birisi bel ile çukur açar, diğeri fideyi çukura yerleştirir. Bel kullanan kişi, çukurun hemen yanında beli tekrar köklerin üzerine doğru bastırır ve kök bölgesini toprak ile iyice sıkıştırır. Burada dikkat edilecek husus kök bölgesinde bir hava boşluğunun kalmasıdır. Bu nedenle fide diken kişi, elleriyle veya ayağı ile fidenin etrafındaki toprağı bastırarak sıkıştırması gerekir.

3.3.4 Çilek Dikim Sistemleri
Çilek fideleri çeşitli sistemlerde dikilebilir.

1. Düz arazi üzerine dikim : Burada fideler değişik aralık ve mesafelerde sıralar halinde dikilir. Uzun meyve saplı çeşitlerde meyvelerin toprağa temas edip kirlenmemesi için toprak yüzüne çavdar veya buğday sapı serilir. Bu sistemde sulamanın yağmurlama ile yapılması daha uygundur.

2. Sedde üzerine dikim : En uygun dikim şeklidir. Çilek dikilecek tarlanın yüzü düzeltilir, karık açma pulluğu ile karıklar açılır. Karıklar arasında kalan sedde kısmının üzeri iyice düzeltilir, karık kenarları sıkıca bastırılarak sulama sırasında seddelerin bozulması önlenir. Çift sıra dikimlerde seddeler arası 100-120 cm tek sıralı dikimlerde ise 50-60 cm olabilir.

3. Ocakvari dikim : Toprak iyice işlendikten sonra çeşitli aralık ve mesafelerle hafif tümsekler yapılır ve fideler bu tümseklere ocak sisteminde dikilirler.

4. Plastik örtüler üzerinde dikim : Sedde usulü dikimin aynısıdır. Yalnız burada seddelerin üzeri plastik örtülerle kaplıdır. Plastiğin serilmesi için önce seddelerin üstü temizlenip düzlenerek hafifçe bastırılmalıdır. Süzgeçli kovalarla sulandıktan sonra seddelerin üstü plastikle kaplanır. Karık tabanlarına tel veya ince plastik örtüler sıkıca tutturulur, plast
iğin üzerinde fidelerin dikileceği yerler işaretlenerek yuvarlakça kesilir ve plantuvar yardımı ile toprağa dikilir. Bu suretle bitkinin kökleri toprakta plastik örtünün altında yaprak çiçek ve meyveleri plastik örtünün üstünde büyür ve gelişir, sulama yapılırken yaprak ve meyveler ıslanmaz, hastalıksız, çamursuz ve kusursuz meyveler elde edilir.
Plastik örtünün çok önemli bir faydası da, siyah plastik kullanılırsa, güneş ışığını geçirmediğinden örtünün altında yabani otların gelişmemesidir. Bu suretle yabancı ot mücadelesi kolaylaymış olur. Plastik örtünün diğer bir yararı da güneş ışınlarını toplaması ve bitkiye uygun daha sıcak bir ortam yaratmasıdır. Bu suretle plastik örtü üzerinde yetiştirilen çilekler, örtüsüz olarak yetiştirilenlerden bir hafta kadar daha önce açar, meyvelerini erken olgunlaştırır ve daha fazla ürün verir. Ancak plastiğin pahalı olması nedeniyle maliyet hesaplarının iyi yapılması, karlı oluyorsa kullanılması tavsiye edilir.

3.3.5 Fide Dikim Aralığı
Çilek bitkilerinin dikim aralıkları, dikim şekillerine toprak karakterlerine, çilek çeşidi, gübreleme ve sulama durumuna göre değişmektedir. Bir çilek bitkisi dikildiği yerde bir kaç yıl arka arkaya kalabileceği için bitkinin yararlanabileceği toprak alanını iyi hesap etmek gerekir. Çilek tarımının elle veya makina ile yapılması da verilecek aralık ve mesafeye etki eder.
Bölgede, yapılan çalışmalara göre, bitkiler; 60 cm genişliğinde-30 cm yüksekliğinde hazırlanan seddelere sıra arası ve üzeri 30 x 30 cm olacak şekilde üçgen dikim sistemine göre dikimleri yapılabilir.

3.4 Bakımı

3.4.1 Toprak İşlemesi
Çilek bahçelerinde toprak işlemesi; dikimden hemen sonra yabancı otların temizlenmesi sulamadan sonra çapalama, gübrelemeden sonra gübrenin toprağa karıştırılması işlemlerinden ibarettir. Bahçenin bakımındaki en önemli iş yabancı otların temizlenmesidir. İlkbaharda yabancı otlar köklerinden sökülmeli ve bahçe temizlenmelidir. Tesisin ilk yılında genç fidelerin zarar görmemesi için çapa çok itinalı yapılmalıdır. Ot temizleme işlemi küçük alanlarda genellikle bağ bıçkılarıyla veya elle yapılır. Daha ileri safhalarda çapa yardımı ile otlar alınır. Yabancı otla mücadele için tesisten evvel derin bir işleme veya toprağı iyice işlemeyi gerektiren bir çapa bitkisi veya yeşil gübre bitkileri ekilmelidir. Yabancı ot gelişmesini engellemenin en iyi yollarından birisi de seddelerin (tahta) üzerlerinin siyah plastikle kaplanmasıdır.
Yabancı otlarla mücadelede Venzar, Tenoran, Betanal, Gesatop (Simazin) ve Gramoxone gibi ilaçlar kullanılabilir.

3.4.2 Gübreleme
Organik maddeleri zengin topraklarda gübreleme genellikle önemli artışlar sağlamaz. Ancak diğer topraklarda gübreleme yapılmasında fayda vardır. Ayrıca gübreler meyve iriliğini artırmakta, bu da çoğu kez meyve kalitesini düşürmektedir. Azotlu gübrenin çiçek tomurcuğu oluşumundan evvel verilmesi, alınacak ürün miktarını artırmakta ancak, vejetatif gelişmenin durmasına kadar büyümeyi teşvik etmektedir. Azot vermenin en büyük etkisi ilkbaharda ve yazın yaprak ve stolon gelişmesi üzerine olmaktadır. Fide yetiştiriciliğinde stolon sayısını, dolayısıyla genç bitki sayısını artırmak için çilek bitkilerine haziran ve temmuz aylarında azotlu gübre verilmelidir.
Çileklerde 8-10 kg/da saf azot verilmesi uygundur. Azotun hepsini birden sonbaharda vermek sadece siyah örtü üzerinde yapılan yetiştiricilikte tavsiye edilir. Diğer şekilde ise azotu iki seferde vermek de mümkündür. Bu durumda şubat - mart aylarında verilebilir.
Fosfor, meyvenin dayanıklılığı ve renk oluşumuna olumlu etki yapar, kök gelişimini artırır. Yıllık olarak dekara 6-8 kg P2O5 vermek yeterlidir. Süperfosfat cinsinden toprağa bir seferde uygulanır.

3.4.3 Sulama
Çilek meyve oluşumunda olgunlaşmaya kadar geçen dönemde suya karşı hassastır. Sulama, meyve iriliği ve kalitesi ile o yılki ürün ortalamasına etki eder.
Dikim zamanında fidelerin çabuk ve sağlıklı büyümesi için sulamaya dikkat etmek gerekir. Çiçeklenme sırasında yağmur yağması arzu edilmez, yağış hem tozlanmayı engeller hem de meyve olgunlaşmaya başladıktan sonra yağarsa meyve yumuşar, leke yapar ve çürümeyi kolaylaştırır. Yağmurlama sulama ve yağış ile toprağın sıçrayarak meyvelere zarar vermemesi için sıralar arasına ve bitkilerin altına değişik malç malzemesi serilebilir.
Sulama dikim sistemlerine göre değişik metodlarla yapılabilir. Bunlar karık, yağmurlama ve damla sulama yöntemleridir. Karık sulamada, karıklara verilerek su taşarak sedde üzerindeki bitkilerle temas etmemelidir. Plastik örtülerle kaplanmış çileklerle karık sulama başarı ile uygulanabilir. Düz arazilerde ve ocakvari dikilmiş çileklerde ise damla sulama daha uygundur. Ayrıca çiçeklenme zamanı dikkatli olunarak yağmurlama sulama metodu da uygulanabilir.
Bölgemizin sıcak, kurak ve nisbi nemin düşük olduğu göz önüne alınırsa çilek özellikle ilkbahar ve yaz aylarında mutlaka sulanmalıdır. Dikimi tamamlanan çileklere can suyu verilerek köklenmeleri sağlanır ve metodu seçildikten sonra gerektiğinde sulama yapılır. Kışı bu şekilde geçiren bitkiler ilkbahar ve yaz aylarında sulanır. Bu nedenle karık sulamada ilkbaharda yağış olmadığı durumlarda haftada bir sulama yapılmalıdır. Damla sulama günlük buharlaşmaya bağlı olarak düşük debi ve su miktarlarında günlük sulama yapılabileceği gibi 3-4 günde bir de sulama yapılır. Hasat bittikten sonra belirtilen sulama aralığı genişletilmelidir.

3.4.4 Mücadele
Çiçeklerde rastlanan en fazla yaprak hastalıkları kırmızı leke hastalığı, beyaz leke hastalığı, çilek mildiyösü ve solgunluk sayılabilir. Meyve çürüklük ve hastalıkları olarak Botrytis (esmer çürüklük) en yaygın olanıdır. Kök zararlıları olarak nematod ve dana burnu başta gelir.
Hastalık ve zararlılarla mücadele çilek meyveleri toplandıktan sonra yapılmalı, daha önce yapılması zorunluluğu varsa, ilaçlamadan sonra en az 4-5 gün çilek toplanmamalıdır.
Kök boğazı ve yapraklara musallat olan zararlı ve hastalıklarla mücadele için, hasattan sonra çilek bitkilerinin tepeleri kesilmeli yeni yaprakları alınmalıdır. Yaprakların kesilip toplanarak yakılması bu hastalık ve zararlıların yayılmasını kısmen önler.

3.4.5 Kolların (Stolonların) Kesilmesi
Meyve örtüsü için çilek yetiştiriciliği yapıldığı valüt kolların gelişmesi arzu edilmez. Bu nedenle kolların kesilmesi çileklerin dikim sistemlerine göre farklı olur. Sıra usulü dikimde istenilen bitki miktarı elde edilinceye kadar kolların köklenmesine izin verilir.
Aralıkların düzgün olması için yine kolların bir kısmının kesilmesi gerekir. Kolların kesilmesi için keskin çapa kullanılmalıdır. Hiç bir zaman kollar çekilerek koparılmamalıdır.

3.4.6 Çileklerin Dondan Korunması
Kışın sıcaklığı 8-10 oC'nin altına düşen yerlerde, çilek bahçelerinin soğuktan zarar görmemesi için korunması gerekir. Bunun için en pratik yol, çilek sıralarının arası ve üzeri, buğday, çavdar sapı ve samanı ile yaklaşık 5-10 cm kalınlığında örtülür. İlkbaharda yeni yaprak gelişmesinin başlaması ile birlikte bitkilerin üzerindeki malç kaldırılmalıdır. Dondan korumak için sisleme ve yağmurlama sulamada kullanılabilir.

3.4.7 Bahçelerinin Yenilenmesi
Bir çilek bahçesinden 2-3 yıl, hatta daha fazla süre ürün almak mümkündür. Verimden düşmüş çilek bahçesinin yenilenmesi bir kaç şekilde yapılır.
Sıraları daraltmak: Bu usulde birinci yıl ürünü alındıktan sonra sıraların bir veya iki kenarından bir çapa pulluğu geçirilerek bir kısım ana bitkilerle onlardan oluşmuş kollar seçilmiş olur.
Sıra üzerinde seyreltme: Sıra üzerinde çok sıklaşmış olan kolları ve ana bitkileri seyreltmektir. Seyreltme ile çok yaşlanmış, kurumuş bitkilerde çok sıklaşmış olan kollar çıkarılır.
Tamamen söküp yenileme: İyi bir bakımla 3 yıl ürün alınabilir. Ancak bir ürün alındıktan sonra da bahçeler tamamen bozulabilir. Yeni fideler yardımı ile dikim yapılarak bahçe yenilenmiş olur.
Son yıllarda her yıl dikim yapılması önerilmektedir. Böylece bol ve kaliteli ürün alınmaktadır.