Ericales etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ericales etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2009

Camgüzeli _ Impatiens

saksı

Camgüzeli (Impatiens walleriana) ile İstanbul'dan tanışırım. Mısır Çarşısından her sene aldığım fideleri kocaman, upuzun bir saksıya tıkıştırır, sonra tüm yaz boyunca bıkıp usanmadan hababam açan o çiçeklerle mest olurdum. Pembe, beyaz, kırmızı, turuncu... Katmerli miydiler neydiler, nasıl açarlardı... Bilmesem, ortanca olduklarını zannedebilirdim. Gene İstanbul'da neden camgüzeli adıyla anıldıklarını da anlamıştım. Ne kadar ışık, o kadar çiçek. Tam aydınlık cam önü bitkisi. Madem bu kadar güneş seviyorlar deyip saksıyı güneşi en çok ve en uzun süre alan yere koymaya kalktığımda cevap küsen, hatta açmaktan vazgeçen bitkiler oluyordu. Sonunda anlaştık. Yeri çok aydınlık olacak ama güneş en fazla orayı şöyle bir yalayıp geçecek. Ama bu yalayıp geçme de asla öğlen olmayacak. Bu arada sudan da asla tasarruf edilmeyecek. Aslen dere kenarlarında yetişen bir bitki ne de olsa.
Mısır Çarşısında bulduğum camgüzellerinin aynısını burada bulamıyorsam da bu, benim her sene bahar ayında kucak kucak yeni fideler almamı engellemiyor. Aşırı sıcaktan da pek hoşlanmadıklarını da burada fark ettim. Ama İstanbul'dan farklı olarak burada fideleri ertesi yıla kadar canlı tutmayı da başardım. Bunun için gene aydınlık ama sobanın erişemediği serinlikte bir camönü yeterli. Yumuşak geçen kışlarda balkonun soğuk deymediği, korunaklı bir köşesi de bu iş için uygun. Don uyarısının yapıldığı gecelerde içeri almak kaydıyla.
Öğrendiğime göre bilimsel adının 'sabırsız' (impatient) olma nedeni oluşturduğu tohum kapsülleriymiş. Bu kapsüller olgunlaştığında en ufak teması fırsat bilip içindeki tohumları etrafa saçarmış, hem de metrelerce uzağa...
Resimlerime bakıyorum, çiçeklerin güzelliklerini yansıtmaktan çok uzak. Bu konuda biraz daha çalışmam lazım.
Bu arada: camgüzeli Ericales takımının çuha çiçeğinden sonra beni seven yegane üyesi. Açelya, kamelya kendilerini benim yanımda hiç mutlu hissetmiyorlar.
Haksızlık etmeyelim. Cennet elması (Trabzon Hurması) da her sene bol bol meyve verdiğine göre yerinden ve benden memnun.

25 Mayıs 2009

Kivi

sarmaşık
Yaklaşık yedi yıldır bahçede, yazları giderek yayılan ama bir türlü meyve vermeyen, hatta çiçek bile vermeyen kivilerimiz sonunda çiçeklerini açtı. Tek tük. Birinde küçük bir fıçıcık olarak meyve gördüğümü de iddia edebilirim. Ne yazık ki son bir haftadır süregelen sağanak yağış ve neredeyse fırtına diyebileceğimiz sert rüzgar onu da alıp götürdü. (Yandaki resim)
Ericales düzeninin Actinidiaceae ailesine mensup olan kivinin (Actinidia deliciosa) meyve vermesi için iki ayrı bitki almak gerektiğini biliyordum. En az bir erkek, sonra birkaç dişi... Bir tane aşılı olduğu söylenen bir kivi fidanı bile almıştım. Ama erkeği bile çiçeklenmeye yanaşmadı. Bu yıl işin sırrı budamada deyip her yılın aksine kılına bile dokunmadık. Çünkü asmalarda öğrendik. Meyve vermesi için 3 göz bırakmak gerekiyor, yoksa hababam uzayıp duruyor, büyüme aşkına kapılıp fazla meyve verme gereğini duymuyor. Anladığım kadarıyla kivi de öyle. Şubat ayında göz sayarak budama, sonra olur da bu kez bir dolu meyve verir, meyveden, yani tomurcuktan sonraki yaprakların budanması. (Bu konuda http://www.kivita.com.tr/tuketici_uretici/butaterb.htm da çok ayrıntılı bir tarif verilmiş.) Asma ile benzerlik bu kadar. (Bir de benzer iklim koşullarını sevdiklerini eklemek gerekir.) Bunun dışında bence asmadan çok daha estetik bir bitki. Yapraklar yıldız şeklinde kümeleniyor. Dalga dalga... Çiçekler krem renginde. Kivinin kesiti çiçekte de aynen görünüyor. Su ihtiyaçları normal. Rüzgar sevmiyor. Meyvenin olgunlaşması Ekim_Kasım ayını buluyormuş.
Kivinin çiçek açmamasına aslında pek de şaşırmıyordum. Zira mensup olduğu düzenin benimle arası hiç hoş değil. Açelya, Kamelya hep aldığım, ama ertesi yıl izine bile rastlayamadığım bitkiler. Belki de aşırı asitik toprak isteklerini bir türlü karşılayamıyorum. Bir tek cennet elması ve çuha çiçekleri... Onlar hayatlarından memnun.


BİTKİSEL ÖZELLİKLERİ
Çalı formunda olan kivi, sarılıcı-tırmanıcı bir bitkidir. Gövde odunsu yapıda olmasına rağmen hızlı sürgün gelişiminden dolayı bitki kendi ağırlığını taşıyamamaktadır. Bunun için telli terbiye sistemlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Yabani formları ağaçlara tırmanarak büyümektedir. Kışın yaprağını döken çok yıllık bir bitkidir. Sürgün gelişmesi çok kuvvetlidir. Özellikle erkek bitkilerin sürgün gelişmesi daha hızlıdır. Tırmanıcı olmasına rağmen asmadaki gibi tutunmak için sülük gibi bazı özel organları bulunmamaktadır.

KÖK
Sistemde kökler en önemli unsur olup hayati önem taşımaktadır. Çünkü kökler sistemde en çok hasar görmeğe müsait kısımdır. Toprak yapısına göre değişmekle birlikte toprağın çoğunlukla 40 cm' lik kısmında yoğunlaşmaktadır. Kökler çoğunlukla saçak kök yapısına sahip olup kökler şişkince ve etli yapıda olmaktadır. Derin, hafif ve süzek topraklarda kökler daha derinlere inmekle beraber geniş bir dağılım göstererek topraktaki bitki besin elementlerinden daha fazla faydalanmaktadır. Uygun yapıda olmayan topraklarda ise kökler toprak kaynaklı mantarı hastalık ve zararlılardan (nematod) çok etkilenmekte olup bitkinin gelişimi gerilemekte ve sonuçta ölüm oluşmaktadır.

GÖVDE VE SÜRGÜNLER
Gövde odunsu yapıda olmasına rağmen hızlı sürgün gelişiminden dolayı bitki kendi ağırlığını taşıyamamaktadır. Bunun için telli terbiye sistemlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca yeni tesis edilen bahçelerde gövdenin dik durması ve düzgün gövde oluşturulması için destek hereğinin çakılması gerekmektedir.
Dikimden sonra terbiye şekline göre şekil budaması yapıldıktan sonra ana dal üzerinde yan dalların düzgün bir şekilde oluşturulması gerekmektedir. Yan dallar düzenli bir şekilde terbiye edilirse bitkinin gelişmesi ve verimi daha iyi olur. Yan dallar gövdeden hemen çatallaştırılmamalı, yayvan ve yere paralel olacak şekilde oluşturulmalıdır. Yaklaşık 150-200 cm uzunluğunda ve zıt yönde bırakılan iki adet ana dal, gövde ile birlikte kivinin iskeletini oluşturmaktadır.
İlk baharda süren genç ve taze sürgünlerin, odunlaşması yaz ortasında (Temmuzun ikinci yarısında) başlar yaprak dökümünde son bulunmaktadır. Sürgünler uygun koşullarda 5-7 metre boylanabilmektedir. Sürgünlerin uç kısmı sarılıcı kahve renkli ve tüylüdür. İyi meyve veren sürgünlerin boğum araları daha kısa, belirgin, dolgun olmakta ve sürgünün ucu bir gözle son bulmaktadır. Ana dallar üzerinde boğum araları uzun, çapları geniş, boyları uzun ve dik büyüyen sürgünler ise obur dalları oluşturmaktadır. Bu sürgünler eğer vegetasyon periyodu içerisinde (yaz ortasında) sürerse hiç meyve vermez. Bunun için yaz budaması esnasında bu dalların çıkarılması gerekmektedir. Bunun yanında kış dinlenmesinden çıkışta süren obur dallar az da olsa meyve vermektedir.

GÖZLER
Gözler çoğunlukla bir yaşlı sürgünler üzerinde bulunan yaprak koltuklarının üzerinden meydana gelmektedir. Bunun yanında nadir olmakla birlikte 2 ve 3 yaşlı dallar üzerinde de oluşabilmektedir. İlkbaharda gözler normal olarak çubukların uç boğumlarından itibaren uyanmaya başlar. Bu nedenle çoğunlukla en verimli olan bu uç gözler en ilk uyanan gözlerdir.
İlkbaharda süren genç sürgünlerin dip kısmında çiçek salkımları meydana geliyorsa bu gözlere verimli göz denir. Verimsiz gözlerde ise sadece sürgün ve yaprak taslakları bulunur. Sürgün üzerinde bulunan gözlerin tamamı uyanmaz. Özellikle sürgünlerin alt ve dip kısmındaki gözler ile gelişmesini tamamlayamamış yassı gözlerde uyanma az olmaktadır. Gözler soğuklama ihtiyacını karşıladıktan sonra sürmeye başlamaktadır.

YAPRAK
Yapraklar sürgün üzerinde bulunan gözlerin alt kısımlarından meydana gelmektedir. Yapraklar, oval, kalp şeklinde olup üst yüzeyleri koyu, alt yüzeyleri ise açık yeşil ve ince tüylerle kaplıdır. Yaprak kenarları dişlidir. Görünümü çok güzel olan yapraklar, oldukça büyük olmakla beraber kağıt yapımında da kullanılabilmektedir.

ÇİÇEKLER
Kivilerde çiçekler yaprak altında tek tek veya salkım halinde oluşur. Dişi bitkilerde oluşan çiçekler çoğunlukla tek tek bazen de üçlü salkımlar şeklinde oluşur. Erkek bitkilerde ise üçlü veya beşli salkımlar halinde oluşur.

MEYVE
Kivi meyveleri dişi çiçeğin döllenmesi ve yumurtalığın gelişmesi sonucu oluşur. Olgun meyvede kabuk açık kahverengi, kısa ve yumuşak tüylerle kaplıdır. Döllenmeden itibaren meyve oluşumu için ortalama 20-24 haftalık bir süre gereklidir.
Meyveler çeşitlere göre değişmekle birlikte 4-5 cm eninde, 6-9 cm boyunda ve ağırlıkları 40-150 g arasında değişmektedir.
Meyve silindirik ovalden yuvarlağa yakın yumurtamsı şekilde olmaktadır. Meyve şekli dıştan içe doğru tüyler, kabuk, dış meyve eti, iç meyve eti, çekirdek, çekirdek evi, yumurtalık izleri ve meyve özünden meydana gelmiştir.
Kivi meyvesi %80 oranında su %20 oranında kuru madde ihtiva eder. Kivi meyvesi C vitamini bakımından zengindir. 100 gram taze meyvede 100-400 mg C vitamini bulunur.

İKLİM İSTEKLERİ
Kivi genelde kışları ılıman yazları sıcak ve nemli bir iklime ihtiyaç duymaktadır. İlkbahar ve sonbahar donlarının görülmediği yerlerde yetiştirilmesi uygundur. İlkbaharda gözlerin sürmesi ile yaprak dökümü arasında 230- 260 gün don olmayan yerlerde yetiştiriciliği rahatlıkla yapılabilmektedir. Özellikle gözlerin sürmesi ve yapraklanmadan sonra meydana gelen don olayları bitkiye büyük zarar vermektedir. Meyvelerin hasat döneminde ise -2C derecede meyveler zarar görürler. Soğuklanma isteği, kültürü yapılan çeşitlere göre değişmekle beraber +7C altında 400-1000 saat'dir. Soğuklanma ihtiyacının karşılanmayan gözlerin uyanması daha az olmakta ve verimde düşüşlere neden olmaktadır.
Yıllık sürgünler aşırı rüzgarlardan olumsuz şekilde etkilenmektedir. Bunun için bahçeler tesis edilirken rüzgara karşı gerekli önlemler (rüzgar kıran) alınması gerekir. Aksi takdirde yeni sürgünlerin dallara bağlantısı kuvvetli olmadığından kolayca kırılabilmekte ve verimi olumsuz etkilemektedir.
Kivi, suyu sevmekle beraber vejatasyon dönemi içinde düzenli olarak 800 - 1400 mm arasında yağış alan bölgelerde rahatlıkla yetiştirilebilmektedir. Bu durum göz önüne alındığında ülkemizde bu yağış düzenine uyan tek bölge Doğu Karadeniz bölgesi olup diğer yörelerde sulama yapılmadan yetiştirilmesi mümkün değildir. Hatta bu bölgede bile yer yer havaların kurak gittiği zamanlarda sulama yeterince yapılmadığı taktirde bitki gelişmesi duraklamakta ve meyve verimi ve kalitesinde önemli azalmalar olmaktadır.

TOPRAK İSTEKLERİ
Kivi bitkisi toprak isteği bakımından seçicidir. Kökler olumsuz toprak şartlarından etkilenmektedir. Özelikle saçak köklerin çokluğu ve hassas oluşu kivinin toprak isteğinin önemini göstermektedir. Bu bakımından ağır olmayan, derin, süzek ve geçirgen, gevşek yapılı organik maddece zengin nötür veya orta asit karekterli Ph 5 - 7 arasında olan topraklar kivi için uygun topraklardır. Ağır, su tutan, drenajı iyi olmayan ve taban suyu yüksek olan topraklar ise uygun değildir.

ÜRETİM TEKNİKLERİ
Kivi çoğaltılması kolay olan meyve türlerinden biridir. Tohumla çoğaltılabildiği gibi aşı, çelik ve doku kültürü yöntemleri ile çoğaltılabilmektedir. (http://www.biriz.biz)

17 Şubat 2009

Cennet Elması - Diospyros kaki

Ağaç

Nedense bu meyveyle ilgili olarak elimdeki tek resim bu. Oysa daha meyveler kızaracak, domates gibi kıpkırmızı değil de daha çok portakal gibi turuncu bir renk alacak. Pazarda her gördüğümde aa bu mevsimde domates (yaz sonu, hatta sonbahar ortalarında yenecek kıvama geliyor) diye bakacağım ama sonra üzerindeki kahverengi kapağa bakıp yanılmışım diyeceğim.
Meyve buralarda Cennet elması adıyla anılıyor, Karadeniz ve çevresinde ise daha çok Trabzon hurması diye biliniyor. Japon elması diyenler de var. Latince türü kaki mi lotus mu, bunu bilemedim. Tek öğrendiğim adının, yani Diospyros'un Yunanca'da tanrıların meyvesi ya da ekmeği, bir başka ifadeyle tanrıların ruhu anlamına geldiği. Öte yandan "kaki" de bu meyvenin anavatanı sayılan Çin ve Japonya'da hayat, ölüm, ataların ruhu ile bağlantılı. "Ka" ruh demekmiş, "ki" ise enerji, yeryüzü demekmiş. Günümüzde Şinto tapınaklarında yeniyılda hala bu meyve sunakları süslermiş. Mezarlıklarda ölüler, özellikle isimsiz ve unutulmuş ruhlar için kaki yaprakları üstüne konulmuş haşlanmış pirinç bırakılırmış. Odunu da ölüleri yakmakta kullanılırmış.
Öte yandan Plüton gezegeninin bilinen tek uydusu Charon'nun (ki Charon aynı zamanda Yunan mitolojisinde ölüler diyarının kayıkçısının adı) adı da bu meyvenin adlarından biri: Güney Avrupa'da bu meyveye Şaron deniliyormuş.
Adı Odyssey'de de geçiyor. O kadar lezzetli bir meyve imiş ki bir ısırık alan bir daha evine yurduna dönmek istemez, evini yurdunu her şeyi unutup orada kalmak istermiş. Tabii bu lezzeti elde etmek için meyvenin iyice olgunlaşıp yumuşaması gerekiyor. Ham meyveden bir ısırık alanlar pişman olurlar, o kadar acı.
Bir bitki için inançlar sisteminde bu kadar yer almak yeter diyenler için bir ufak bilgi daha:
Amerikalıların 2. Dünya Savaşında Nagasaki'ye attıkları atom bombası insanları, hayvanları, bitkileri, her şeyi yok ederken bir tek bu ağaca dokunamamış ve bu ağaç hala
Nagasaki'de o günkü vahşetin anısına yaşamını sürdürüyor. Kökleri ve gövdesi kararmış ve türünün tek örneği olarak kara kabuğunun altı bembeyaz.
Bu yüzden Dünya Ağacı adını almış. Ölümle hayat arasında bir köprü.

Bitkinin Ebenaceae, yani abanozgilllerden olduğunu eklemeyi de unutmayalım. Hani şu Pamuk Prenses'te geçen abanoz (annenin dileği: "Saçları abanoz gibi siyah, cildi kar gibi beyaz") ya da eski kralların asalarının imal edildiği abanoz.

Tropikal bölgelerde yetişir. Rengi, dayanıklılığı, iyi cila tutma özelliği
nedeniyle marangozculukta ve enstrüman yapımında kullanıır. İyi abanoz, çok ağır, siyaha yakın renktedir. Odunu yalnızca ağacın orta bölümünden elde edilir.
Bodur ve çalımsı bir ağaçtır. 7 m. kadar yükseklikte. Yapraklar üçer üçer olup goncaları yoktur. Meyveler koyu kahve ve fasulye şeklindedir. Başaklarda 8 kadar çekirdek (tohum) bulunur. Mayıs-Haziran aylarında çiçek açar.
Abanoz eski çağlardan beri çok değerli bir odun sayılmıştır. Pek çok kral abanozdan asalar kullanırdı, hatta zehirin etkisini giderdiğine inanarak içeceklerini abanozdan kaplarda içmişlerdir.
Diospyros türlerinin dal ve gövde odunu haşlanarak dıştan, özellikle göz iltihaplarında, antiseptik ve yara iyileştirici olarak kullanılır.
Katarakt, göz ağrısı ve göz yaşarmalarında kullanılır:
-Tozları kaynatılır, elde edilen su ile pansuman yapılır.
-Törpülenerek ipek bir bez içinde gözün üzerine konulur.
-Törpülendikten sonra ipek bir bezden geçirilip göze sürme gibi sürülürse, gözlere kuvvet verir.
Kaynatılarak elde edilen su, gözlere sürülürse göz çıbanlarını giderir.

* Diospyros lotus L. (Karahurma) türünün odunundan elde edilen dekoksikasyon, kanı temizler.
Böbrek ve mesane kumlarını döktürücü, idrar söktürücü olarak kullanılır. Abanoz ağacının tozları kaynatılıp elde edilen sıvıdan bal ile şerbet yapılıp içilir. Tozları bal ile karıştırıp da alınabilir.
Felç ve vücuttaki ağrılarda kullanılır. Barsak gazlarını çıkarır. Mafsallarda ve vücutta dolaşan yel, ağrı ve sızıları yok eder.
Bıçak yaralarına faydalıdır.
Tohumlar, solunumu ve felce uğrayan harap olmuş sinirleri uyarıcıdır.

* Diospyros kaki L. (Trabzon hurması) türünün meyveleri devamlı yenilirse, ishale iyi gelir (peklik verir).