yumrulu bitki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yumrulu bitki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Temmuz 2009

Telgraf _ Tradescantia

yer örtücü

Mor telgraf bitkisi (Tradescantia pallida) değişik yaprak renkleriyle bahçede hoş bir değişiklik yaratıyor. Hele o pembe çiçekleri açtığında. Sulu, susuz, güneşli (tabii kızgın öğle güneşini de pek sevdikleri söylenemez, özellikle tüylü telgraflar biraz gölge istiyorlar ve tabii çizgili telgraf da, tabii renklerindeki koyuluğun soluklaşması istenmiyorsa), gölgeli, soğuk, sıcak, killi, kireçli, kumlu her yerde ve her şart altında yaşamakta kararlılar. Yaşıyorlar ve yayılıyorlar. İdeal yer örtücüler. Ama bu onların bir anlamda tehlikeli yanları. Yayıldıkları alanda başka bitkinin yaşamasına izin vermeme gibi bir özellikleri var. Sözkonusu ayrık otuysa yaşamasın dememek gerekiyor çünkü koskoca ormanları kurutmak onlar için işten bile değilmiş. Özellikle yeşil yapraklı telgraflarda (Tradescantia fluminensis) bu eğilimi bahçede gözlemliyorum. 5-6 sene önce iki sap olarak toprağa soktuğum yerlerde öyle azgın bir yayılma sergilediler ki resmen ayda bir onları da budamak, temizlemek zorunda kalıyorum. Yanılıp da kestiğim sapları kurutmadan önce toprak üstüne atacak olursam hemencecik orada da gelişip boylanmaya başlıyorlar. Buradan da anlaşılacağı gibi çoğaltılmaları da çok kolay. İster bir sapı bir bardak suyun içinde bir hafta bekletip köklendirmek şeklinde olsun, ister bitkinin herhangi bir yerini, yaprak, sap, yumru kökler, şöyle bir toprağa göstermek şeklinde olsun, kısa zamanda o bölgenin hakimi olup çıkıveriyorlar. Mor çizgili türü (Tradescantia zebrina) aslında biraz daha utangaç. Tüylü yeşil yapraklısı (onun Latincesini bulamadım işte) ise en hassasları.
Commelinales takımının Commelinaceae ailesine mensup olan telgraf bitkisinin hayatla bu bağına şaşmamak gerekiyor. Muzgillerin de mensup olduğu Zingiberales ailesi gibi 80 milyon yıl önce ortaya çıkmış. Bu, dinazorlar demekmiş. Amerika kıtası yörüngesine doğru hareket etmeye başlamış demekmiş. Avrupa henüz adalardan ibaret demekmiş. Kuşlar daha yeni yeni belirmeye başlamış demekmiş.
Gene de üzerlerinden ellerimi eksik etmeden onları sevmeye devam edeceğim. Bu arada kışları esas olarak yok oluyorlar. Yani toprak üzerindeki parçaları çirkinleşip yok oluyor. Özellikle kış şartlarına fazla açık bölgelerde. Toprağı eşeleyip kökleri ayıklamanın tam zamanı. Kimbilir, belki bahçenin başka bir köşesi de mor mor yapraklarla donanmak istiyordur.

03 Haziran 2009

Begonya


Evlerimizin vazgeçilmez çiçekleri begonyaları salatalık, kavun, karpuzla bir tutmak mümkün mü? Bitki sınıflandırmasını yapanlara göre mümkün. Begonyagiller (Begoniaceae) olarak Cucurbitales takımına sokulmuşlar. Oysa yaprakları bile ne kabağa ne karpuza benziyor. Begonyalar kendi aralarında da birbirlerine hiç benzemiyor. Ayrıca yer altındaki kökleri de birbirinden farklı: İpliksi köklü ve küçük çiçekli begonyalar (örneğin Brezilya kökenli Begonia semperflorens); çok büyük çiçekli yumru köklü begonyalar ve rengarenk süslü büyük yapraklı, kök saplı begonyalar. 1500 farklı türü var. Koleksiyon meraklıları için bire bir. Yaprak güzellikleri gözönüne alındığında yapanları kesinlikle anlıyorum.
Begonyaları hep sevmişimdir. Özellikle meşe begonyasını (Begonia corallina?). Görmeye alıştığım canlı ve heybetli formuna ne yazık ki bu iklimde bir türlü kavuşamadı. Taze yapraklar hep çıkıyor da alttaki yapraklar hemen dökülüveriyor. Önce bunun bitkiyi kışın da dışarıda bırakma inadımdan kaynaklandığını düşündüm. İçeri aldım. Sonuç gene aynı oldu. İki ayrı saksıya ektim, birini hep dışarda bıraktım, birini hep içerde. Ölmediler ama muhteşem de olmadılar. Bu yıl farklı bir yöntem deniyorum. Mevsimlerden yaz olduğuna bakmayıp bir saksıyı içeri aldım, aydınlık ama güneş görmeyen bir yere. Diğerini dışarda, sabah güneşinin ancak şöyle bir yalayıp geçtiği bir köşeye koydum. Sonucu merakla bekliyorum. Galiba işin sırrı sulamada. Saksıdaki toprak neredeyse kupkuru olduğunda su vermek ama toprağın iyice kuruyup kalmasına da izin vermemek. Tropikal bölge çiçekleri olmalarına karşın güneşten pek hoşlanmadıklarını da yeni öğrendim. Bol ışık olacak ama güneşin sıcaklığı yapraklarına değmeyecek.
Hem meşe hem servi begonyasının (Begonia albopicta?) iyi tarafları, çoğaltılmalarının çok kolay olması. Tıpkı sardunyalar gibi neredeyse tek bir yaprağı toprağa batırmak yetiyor.
Bu arada başka tür bir begonyanın bahçede bordür olarak kullanıldığını eklemeliyim. Denemedim.

03 Mart 2007

Zemheri Menekşesi _ Bergenia

yer örtücü


Bu yıl zemheri menekşesi - kış ortancası - kış sümbülü, kısaca Bergenia'ya önem vermeye karar verdim. Bu bölgeye adımımı attığım anda dikkatimi çeken bir bitkiydi. İstanbul evlerinin cam önlerini süsleyen sardunya neyse burada da zemheriler o. Yani saksıların vazgeçilmez süsü. Şubat ayından itibaren kış hüznünü pembe bir bahar müjdecisine çeviren nadir çiçeklerden.
Hemen edindim tabii. Ama saksıda bir türlü istediğim gibi olmadı. Bir yerlerden kulağıma çalındı, yayılıcı olma özelliğiyle ideal bir yer örtücü sayılıyordu. Hemen bahçenin bir köşesine ektim. Fakat aradan bir sene daha geçti, öleyim mi kalayım mı diye düşünüp duruyor. Gerçi bir iki çiçek de açtı ama...
Bu yıl canavar kesildi. Çiçek üstüne çiçek açıyor ama öyle gözden ırak bir yere ekmişim ki! Sanki ondan utanıyormuşum gibi... Ancak benim gözlerim tarafından sevilip okşanabiliyor.
Çiçeği kesinlikle hakettiği ilgiye kavuşturmaya kararlıyım. Pancar, turp, havuç ekerek köklerini biraz kurutur gibi olmama karşın otlarını yola yola bitiremediğim, sürünücü taflan, ayrıca alacalı cezayir menekşesi (Vinca minor) ekerek göze güzel bir hale getirmeye çalıştığım ama bir türlü istediğim neticeyi alamadığım bir bölgeye bu yıl Bergenia çıkartması yapacağım. Her ne kadar yayılıcı bir bitki olduğu söyleniyorsa da 3-5 tane fide bulup o alanı adeta Bergenia ile kaplayacağım. Çok yayılırsa ne ala, başka yerleri de onlarla kaplarım. İş bu çiçeklerin değişik renklerini bulmakta. Yaygın olan pembesinin dışında kırmızısı, mavisi ve beyazı varmış.
Bitki hakkında bilgi vermek gerekirse: Anavatanı, Afganistan'dan Çin'e Asya, esas olarak da Nepal'miş. Saxifragaceae
ailesinden...
Salata ya da ıspanak yaprakları gibi yuvarlak uçlu, 30- 45 cm kadar büyüyebilen, yaz kış yeşil kalan bir bitki olup çiçekleri 2.5 cm büyüklüğünde, birbirine bitişik buket şeklinde. Güneşten gölgeye kadar geniş bir ışık seçeneğinde yetişebiliyor. Yeşil yapraklar kışın uçlarına doğru morlaşır, grileşir. Özellikle bu renkler kırağıdan sonra çok çarpıcı oluyor. Dona, soğuğa dayanabiliyor.
Son senelerde üretilmiş bordo yapraklı (B. cordifolia ‘Purpurea‘) bir türü de varmış.
Su ihtiyacı fazla yok gene de yazları çok sıcak bölgelerde fazla ihmal edilmemeli.
Çoğaltma ilkbaharda ya da sonbaharda, köklerin ayrılmasıyla yapılabiliyor.

13 Ocak 2007

Yıldız Çiçeği _ Dalya



Yıldız çiçeği adı altında eve saksı içinde aldığım bir adet bitkiyi ne olacak bakalım diyerek toprağa ektim ve ertesi sene karşıma çıkan bir öbek yıldız çiçeği beni bu türün adeta hastası yaptı. Her renkten, her boydan toplamaya çalışıyorum. Bol su dışında hiçbir özel isteği yok, bir de güneş tabii.



Anavatanı Güney Amerika olan yıldız çiçeğinin yumruları 1814'de Avrupa'ya ilk gönderildiği zaman sebze olarak yenmişti. Ekilen yumrular gelişip muhteşem çiçekler açtığında ise işin rengi birden değişti. Üstelik bu bitki aşılanmaya ve Anavatanı Güney Amerika olan yıldız çiçeğinin yumruları 1814'de Avrupa'ya ilk gönderildiği melezlemeye çok elverişliydi. Çeşitleri birden arttı. Yıldız çiçeği için Avrupa'da meşhur "lale çılgınlığı"nı andıran bir dönem yaşandı. Nadir soğanlar ağırlığınca altına satıldı.
Zamanımızda yıldız çiçeği binlerce çeşidiyle hala popülaritesini koruyor. Boyutu düğme iriliğinden servis tabağı
büyüklüğüne kadar değişen çiçek çeşitlerinin neredeyse her rengi var. Çiçek biçimleri de farklı. Pompon, kaktüs, dekoratif ve yalınkat bunlardan bazılarına verilen isimler. Ayrıca ebruli, benekli ve kırçıllı olanları da mevcut.
Bitkisinin yüksekliği cinsine göre bir karıştan iki metreye kadar değişir
. Kısa boylular saksı veya çiçekliklere yahut bahçede çiçek öbeklerinin ön kısımlarına ekilir. Orta boylu olanları büyük saksılarda yetiştirilebilir. Ancak uzun boylu ve iri çiçekli yıldızlar yalnızca bahçeye dikilmelidir.
Yıldızlar bol güneş, iyi gübrelenmiş toprak ve bol su isterler. Yumruları dikmeden altı hafta evvel yeri iyi yanmış gübreyle beraber bir bel derinliğinde kazılır. Mayıs içinde kürekle 15 cm derinliğinde bir çukur açılır. Açılan çukura 3-4 yumru dikkatlice yerleştirilir. İyi toprakla üzeri örtülür.Yumrular 7-8 cm derinlikte olmalıdır. Toprak parmaklarla bastırılıp sıkıştırılır. Filizler görününceye kadar fazla su istemez.
Boylu yıldızlar destek ister. Destek çubuğu çukur açıldığında, yumruları
yerleştirmeden önce toprağa sağlamca çakılır. Daha sonra yumrular yerleştirilir. Kısa boylular için gerekmez.
Yıldız çelikle de yetiştirilebilir. Baharda yumrular sürünce sürgünlerden 15 cm'lik çelik keskin bir makasla alınır. İyi toprakla dolu bir saksıya ekilir.Hafif gölgede ara sıra sulanarak köklendirilir. Daha
sonra toprağıyla beraber gerçek yerine dikilir.
Eskiden yaz so
nuna doğru çiçeklenen yıldızların şimdiki çeşitleri Hazirandan başlayarak Kasım sonlarına kadar sürekli açıyor. Devamlı ve kaliteli çiçek almak için bitkiler her 15 günde bir gübre şerbeti veya suda eriyen çiçek gübresiyle beslenmelidir.
Sonbaharda bitkinin sapları kararınca yumrular çatal bel yardımıyla dikkatlice topraktan çıkarılır. Cinsine göre etiketlenir. Bir hafta kadar kuruması beklenir Daha sonra serin ve kuru bir yerde bahara kadar muhafaza edilir.