sarmaşık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sarmaşık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

01 Haziran 2009

Sukabağı _ Lagenaria siceraria

bir yıllık sarmaşık


Bir bitki hakkında bilgi toplamaya çalışırken karşıma yalnızca İncil, Tevrat, Kuran değil, Çin ve Japon kutsal kitapları da çıkıyorsa ister istemez bu bitkinin en az insanlık tarihi kadar eski olduğunu düşünmeden edemem. Sukabağı (Lagenaria siceraria) işte tam böyle bir bitki. 10 bin sene önce varolduğu söyleniyor (ki bu benim için hiçbir şey ifade etmediğinden şöyle bir baktım: Sümerler MÖ 3500-2000 yılları arasında yaşamış; Yukarı Mısır'daki en eski bulgular MÖ 6000 yılına aitmiş; Eski Çin Medeniyeti de yaklaşık aynı tarihlerde; Türklerin Asya'dan göçü MÖ 3000'lerde; bir de şu sayfaya bakılabilir: http://www.evrimteorisi.org), daha doğrusu 10 bin yıl önce anavatanı Afrika'dan deniz yoluyla Amerika ve Asya'ya gezip yerleşmeye gitmiş., insanın da yardımıyla. Sert kabuğu bilindiği gibi suya dayanıklı, içindeki tohumlara da 1-2 sene hiçbir şey olmuyormuş. Sonuçta kabakgillerin (Cucurbitaceae) bu mütevazi üyesi, insanlar tarafından hem yemek hem de kullanım aracı olarak ekimi yapılan bildik en eski bitkilerden. Saklama kabı, tas vs olarak kullanıldığı gibi nazara karşı omuzlara da asılıyor. Suda batmadığı için denizlerde can yeleği yerine kullanılıyor (çocukluğumuzda değil simit, araba lastik içlerinin bile bulunamadığı yerlerde aynı kullanım şekline rastlamak mümkündü). Herhalde şekli nedeniyle Çin'de, dolayısıyla Japonya ve Kore'de, yani Doğu Asya'da sukabağı toprak ve gökyüzünün, yani evrenin simgesi (daha ayrıntılı bilgi için bkz. http://www.east-asian-history.net). Hint mimarisindeki pencere oyuklarının o tuhaf şekline modellik eden yine sukabağı (cinlerin, kötü ruhların eviçlerine girmesini engellemek için). Bütün bunlar şöyle yüzeysel bir bakınma sonucu bulduklarım. Kendi geleneklerimizde kimbilir neler vardır. (Bu noktada hiç adetim değilken reklam yapmak istiyorum, çünkü ürünler hoşuma gitti: http://www.lekabbak.com. En azından süsler ölmesin.)
Bunun dışında bu bitki hakkında ne söylenebilir... Tabii her şeyin üstünde bir de çalgı aleti olarak kullanılmasının dışında...
Tohumları Nisan-Mayıs arasında ekilen, boyu beş metreyi aşan bir yıllık bir asma. Yaprakları meşe yaprağı gibi, ama hafif tüylü. Çiçekleri beyaz. Ağustos sonunda meyveler, daha doğrusu kabaklar şekillenip ortaya çıkıyor. Su istiyor, güneş seviyor. Ve tabii kabakgil üyesi olarak gübreye doymuyor.
Ve de kendimi tekrarlamak pahasına: Bir bitki hakkında bilgi edinmek için internette gezinirken beni Türklerden Çinlilere, evrim teorisinden İncil'e, Tevrat'tan müzik aletlerine, folklor araştırmalarından pipo yapımına, Afrika'dan Avusturalya'ya, Keltlerden Kızılderililere, Şamanizmden Sümerlere... bu kadar çok yere götüren başka bir bitkiyle karşılaşmadım. Neyse ki bu yıl ihmal etmeksizin kabaklarımı dikmiştim. Şimdi büyüyorlar. Çevremi o korkunç hızlarıyla sarmalarını artık sabırsızlıkla ve biraz da huşu içinde bekliyorum.

25 Mayıs 2009

Kivi

sarmaşık
Yaklaşık yedi yıldır bahçede, yazları giderek yayılan ama bir türlü meyve vermeyen, hatta çiçek bile vermeyen kivilerimiz sonunda çiçeklerini açtı. Tek tük. Birinde küçük bir fıçıcık olarak meyve gördüğümü de iddia edebilirim. Ne yazık ki son bir haftadır süregelen sağanak yağış ve neredeyse fırtına diyebileceğimiz sert rüzgar onu da alıp götürdü. (Yandaki resim)
Ericales düzeninin Actinidiaceae ailesine mensup olan kivinin (Actinidia deliciosa) meyve vermesi için iki ayrı bitki almak gerektiğini biliyordum. En az bir erkek, sonra birkaç dişi... Bir tane aşılı olduğu söylenen bir kivi fidanı bile almıştım. Ama erkeği bile çiçeklenmeye yanaşmadı. Bu yıl işin sırrı budamada deyip her yılın aksine kılına bile dokunmadık. Çünkü asmalarda öğrendik. Meyve vermesi için 3 göz bırakmak gerekiyor, yoksa hababam uzayıp duruyor, büyüme aşkına kapılıp fazla meyve verme gereğini duymuyor. Anladığım kadarıyla kivi de öyle. Şubat ayında göz sayarak budama, sonra olur da bu kez bir dolu meyve verir, meyveden, yani tomurcuktan sonraki yaprakların budanması. (Bu konuda http://www.kivita.com.tr/tuketici_uretici/butaterb.htm da çok ayrıntılı bir tarif verilmiş.) Asma ile benzerlik bu kadar. (Bir de benzer iklim koşullarını sevdiklerini eklemek gerekir.) Bunun dışında bence asmadan çok daha estetik bir bitki. Yapraklar yıldız şeklinde kümeleniyor. Dalga dalga... Çiçekler krem renginde. Kivinin kesiti çiçekte de aynen görünüyor. Su ihtiyaçları normal. Rüzgar sevmiyor. Meyvenin olgunlaşması Ekim_Kasım ayını buluyormuş.
Kivinin çiçek açmamasına aslında pek de şaşırmıyordum. Zira mensup olduğu düzenin benimle arası hiç hoş değil. Açelya, Kamelya hep aldığım, ama ertesi yıl izine bile rastlayamadığım bitkiler. Belki de aşırı asitik toprak isteklerini bir türlü karşılayamıyorum. Bir tek cennet elması ve çuha çiçekleri... Onlar hayatlarından memnun.


BİTKİSEL ÖZELLİKLERİ
Çalı formunda olan kivi, sarılıcı-tırmanıcı bir bitkidir. Gövde odunsu yapıda olmasına rağmen hızlı sürgün gelişiminden dolayı bitki kendi ağırlığını taşıyamamaktadır. Bunun için telli terbiye sistemlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Yabani formları ağaçlara tırmanarak büyümektedir. Kışın yaprağını döken çok yıllık bir bitkidir. Sürgün gelişmesi çok kuvvetlidir. Özellikle erkek bitkilerin sürgün gelişmesi daha hızlıdır. Tırmanıcı olmasına rağmen asmadaki gibi tutunmak için sülük gibi bazı özel organları bulunmamaktadır.

KÖK
Sistemde kökler en önemli unsur olup hayati önem taşımaktadır. Çünkü kökler sistemde en çok hasar görmeğe müsait kısımdır. Toprak yapısına göre değişmekle birlikte toprağın çoğunlukla 40 cm' lik kısmında yoğunlaşmaktadır. Kökler çoğunlukla saçak kök yapısına sahip olup kökler şişkince ve etli yapıda olmaktadır. Derin, hafif ve süzek topraklarda kökler daha derinlere inmekle beraber geniş bir dağılım göstererek topraktaki bitki besin elementlerinden daha fazla faydalanmaktadır. Uygun yapıda olmayan topraklarda ise kökler toprak kaynaklı mantarı hastalık ve zararlılardan (nematod) çok etkilenmekte olup bitkinin gelişimi gerilemekte ve sonuçta ölüm oluşmaktadır.

GÖVDE VE SÜRGÜNLER
Gövde odunsu yapıda olmasına rağmen hızlı sürgün gelişiminden dolayı bitki kendi ağırlığını taşıyamamaktadır. Bunun için telli terbiye sistemlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca yeni tesis edilen bahçelerde gövdenin dik durması ve düzgün gövde oluşturulması için destek hereğinin çakılması gerekmektedir.
Dikimden sonra terbiye şekline göre şekil budaması yapıldıktan sonra ana dal üzerinde yan dalların düzgün bir şekilde oluşturulması gerekmektedir. Yan dallar düzenli bir şekilde terbiye edilirse bitkinin gelişmesi ve verimi daha iyi olur. Yan dallar gövdeden hemen çatallaştırılmamalı, yayvan ve yere paralel olacak şekilde oluşturulmalıdır. Yaklaşık 150-200 cm uzunluğunda ve zıt yönde bırakılan iki adet ana dal, gövde ile birlikte kivinin iskeletini oluşturmaktadır.
İlk baharda süren genç ve taze sürgünlerin, odunlaşması yaz ortasında (Temmuzun ikinci yarısında) başlar yaprak dökümünde son bulunmaktadır. Sürgünler uygun koşullarda 5-7 metre boylanabilmektedir. Sürgünlerin uç kısmı sarılıcı kahve renkli ve tüylüdür. İyi meyve veren sürgünlerin boğum araları daha kısa, belirgin, dolgun olmakta ve sürgünün ucu bir gözle son bulmaktadır. Ana dallar üzerinde boğum araları uzun, çapları geniş, boyları uzun ve dik büyüyen sürgünler ise obur dalları oluşturmaktadır. Bu sürgünler eğer vegetasyon periyodu içerisinde (yaz ortasında) sürerse hiç meyve vermez. Bunun için yaz budaması esnasında bu dalların çıkarılması gerekmektedir. Bunun yanında kış dinlenmesinden çıkışta süren obur dallar az da olsa meyve vermektedir.

GÖZLER
Gözler çoğunlukla bir yaşlı sürgünler üzerinde bulunan yaprak koltuklarının üzerinden meydana gelmektedir. Bunun yanında nadir olmakla birlikte 2 ve 3 yaşlı dallar üzerinde de oluşabilmektedir. İlkbaharda gözler normal olarak çubukların uç boğumlarından itibaren uyanmaya başlar. Bu nedenle çoğunlukla en verimli olan bu uç gözler en ilk uyanan gözlerdir.
İlkbaharda süren genç sürgünlerin dip kısmında çiçek salkımları meydana geliyorsa bu gözlere verimli göz denir. Verimsiz gözlerde ise sadece sürgün ve yaprak taslakları bulunur. Sürgün üzerinde bulunan gözlerin tamamı uyanmaz. Özellikle sürgünlerin alt ve dip kısmındaki gözler ile gelişmesini tamamlayamamış yassı gözlerde uyanma az olmaktadır. Gözler soğuklama ihtiyacını karşıladıktan sonra sürmeye başlamaktadır.

YAPRAK
Yapraklar sürgün üzerinde bulunan gözlerin alt kısımlarından meydana gelmektedir. Yapraklar, oval, kalp şeklinde olup üst yüzeyleri koyu, alt yüzeyleri ise açık yeşil ve ince tüylerle kaplıdır. Yaprak kenarları dişlidir. Görünümü çok güzel olan yapraklar, oldukça büyük olmakla beraber kağıt yapımında da kullanılabilmektedir.

ÇİÇEKLER
Kivilerde çiçekler yaprak altında tek tek veya salkım halinde oluşur. Dişi bitkilerde oluşan çiçekler çoğunlukla tek tek bazen de üçlü salkımlar şeklinde oluşur. Erkek bitkilerde ise üçlü veya beşli salkımlar halinde oluşur.

MEYVE
Kivi meyveleri dişi çiçeğin döllenmesi ve yumurtalığın gelişmesi sonucu oluşur. Olgun meyvede kabuk açık kahverengi, kısa ve yumuşak tüylerle kaplıdır. Döllenmeden itibaren meyve oluşumu için ortalama 20-24 haftalık bir süre gereklidir.
Meyveler çeşitlere göre değişmekle birlikte 4-5 cm eninde, 6-9 cm boyunda ve ağırlıkları 40-150 g arasında değişmektedir.
Meyve silindirik ovalden yuvarlağa yakın yumurtamsı şekilde olmaktadır. Meyve şekli dıştan içe doğru tüyler, kabuk, dış meyve eti, iç meyve eti, çekirdek, çekirdek evi, yumurtalık izleri ve meyve özünden meydana gelmiştir.
Kivi meyvesi %80 oranında su %20 oranında kuru madde ihtiva eder. Kivi meyvesi C vitamini bakımından zengindir. 100 gram taze meyvede 100-400 mg C vitamini bulunur.

İKLİM İSTEKLERİ
Kivi genelde kışları ılıman yazları sıcak ve nemli bir iklime ihtiyaç duymaktadır. İlkbahar ve sonbahar donlarının görülmediği yerlerde yetiştirilmesi uygundur. İlkbaharda gözlerin sürmesi ile yaprak dökümü arasında 230- 260 gün don olmayan yerlerde yetiştiriciliği rahatlıkla yapılabilmektedir. Özellikle gözlerin sürmesi ve yapraklanmadan sonra meydana gelen don olayları bitkiye büyük zarar vermektedir. Meyvelerin hasat döneminde ise -2C derecede meyveler zarar görürler. Soğuklanma isteği, kültürü yapılan çeşitlere göre değişmekle beraber +7C altında 400-1000 saat'dir. Soğuklanma ihtiyacının karşılanmayan gözlerin uyanması daha az olmakta ve verimde düşüşlere neden olmaktadır.
Yıllık sürgünler aşırı rüzgarlardan olumsuz şekilde etkilenmektedir. Bunun için bahçeler tesis edilirken rüzgara karşı gerekli önlemler (rüzgar kıran) alınması gerekir. Aksi takdirde yeni sürgünlerin dallara bağlantısı kuvvetli olmadığından kolayca kırılabilmekte ve verimi olumsuz etkilemektedir.
Kivi, suyu sevmekle beraber vejatasyon dönemi içinde düzenli olarak 800 - 1400 mm arasında yağış alan bölgelerde rahatlıkla yetiştirilebilmektedir. Bu durum göz önüne alındığında ülkemizde bu yağış düzenine uyan tek bölge Doğu Karadeniz bölgesi olup diğer yörelerde sulama yapılmadan yetiştirilmesi mümkün değildir. Hatta bu bölgede bile yer yer havaların kurak gittiği zamanlarda sulama yeterince yapılmadığı taktirde bitki gelişmesi duraklamakta ve meyve verimi ve kalitesinde önemli azalmalar olmaktadır.

TOPRAK İSTEKLERİ
Kivi bitkisi toprak isteği bakımından seçicidir. Kökler olumsuz toprak şartlarından etkilenmektedir. Özelikle saçak köklerin çokluğu ve hassas oluşu kivinin toprak isteğinin önemini göstermektedir. Bu bakımından ağır olmayan, derin, süzek ve geçirgen, gevşek yapılı organik maddece zengin nötür veya orta asit karekterli Ph 5 - 7 arasında olan topraklar kivi için uygun topraklardır. Ağır, su tutan, drenajı iyi olmayan ve taban suyu yüksek olan topraklar ise uygun değildir.

ÜRETİM TEKNİKLERİ
Kivi çoğaltılması kolay olan meyve türlerinden biridir. Tohumla çoğaltılabildiği gibi aşı, çelik ve doku kültürü yöntemleri ile çoğaltılabilmektedir. (http://www.biriz.biz)

13 Kasım 2008

Acem Borusu _ Campsis radians

sarmaşık


Acemi, acem borusunun cazibesine kapılıp en uygun bulduğu yere ekermiş, şöyle en göz önünde bir yere... Sonra üstünden iki mevsim geçmeden bir bakarmış, boru her yeri ezip geçmiş. İstanbul'da en kısıtlı alanda bile bu başıma geldiğinden burada daha dikkatli davranayım dedim. Baktım her yeri sarıyor, olduğu yerden kökleyip 'garajın' üstüne aldım. Ama köklediğim yerde tam üç yaz yerden biten acem borularını söke söke bitiremedim. Ancak dördüncü yaz, en sonunda, o bölge temizlendi. Şimdi 'garajımızın' yalnızca üstü değil, bütün yanı da acem borusu filizleriyle kaplanmış durumda. Varsın olsun... Gene de bir kere daha baştan bahçe yapacak olursam acem borularını dikmek için açacağım çukura köklerin yayılmasını engellemek için mutlaka bir saç levha ya da benzeri bir şey yerleştireceğim. Yayılmacı ruhunu zaptı rapt altına almak için. Aşağıdaki anlatım bu bitki hakkında Türkçe sitelerde çıkan yazı (nedense kimse kendi kalemini kullanmak istemiyor). Yazılanların hepsine katılmıyorum. Özellikle gübre verme konusu. Dediğim gibi esas eğilimi her yeri ele geçirmek. Bir de gübrelenirse hal nice olur. Fazla su ihtiyacı içinde olduğunu da zannetmiyorum. Bizim bahçede en az su gören bölgede duruyor.
Çiçek açtırmak için kış sonu budamak şart. Yaz ortasında çiçeklenmiş dalları kesmek de bitkiyi bir kez daha coşturuyor.
Bu arada acem borusunun zeytinden nara, naneden lavantaya geniş bir akraba grubuna sahip olduğunu söylemeliyim, yani Lamiales. Aile adı ise Bignonaceae.
İki türü bulunan, yaprak döken sarılıcılardır. Göz alıcı çiçekleri vardır. Borazan ve Trompet çiçeği olarak da bilinen bitkiler, turuncu-kırmızı renkli muhteşem çiçekleriyle çok gösterişli asmalardır. 10 metreye kadar havai kökleri sayesinde tırmanabilen odunsu bir sarmaşıktır. Çiçeklenme dönemi Temmuz ortasında Eylül sonudur. Uzun süre çiçekli kalırlar. Özellikle geniş alanlarda, duvar, çardak, çit ve parmaklıkların yeşillendirilmesinde sıklıkla kullanılırlar. Bu bitkilerde çıplak gövdeli ağaçların gövdelerini sardırmak da mümkündür.
Anavatanı Amerika olmasına rağmen ülkemize İran'dan geldiği için Acem Borusu ismi verilmiştir. Acem Borusu hemen tüm bölgelerimize uyum sağlayabilir. Akdeniz ve Ege bölgelerinde yüzey kaplama amacıyla kullanıldıklarında yapraklarını dökmezler. Trakya ve İstanbul'da biraz daha geç çiçeklenir ve çiçekleri küçük kalır.

Yapraklar tek tüysü, 9-11 yaprakçıktan meydana gelir. Kısa saplı ve genellikle eliptik yapıdadır. Boylar 3-6 cm.'dir. Uçları sivri, kenarları düzenli dişlidir.
Çiçeklerin dış yüzü portakal, içerisi sarı renktedir. Çiçekler boru şeklindedir.Terminal durumlu, ileşik salkım halinde kurullar oluşturur.
Meyve kapsül şeklinde ve içerisinde sayısız tohum bulundurur. Üretimi tohum ve çelikle olur. Park ve bahçe düzenlemelerinde örtücü bitki olarak tercih edilir.
Acem Borusu çok kolay yetişir. Dalları duvarlara tutunarak büyümekle beraber, ilk birkaç yıl bitki bağlanarak desteklenmelidir. Tam güneş alan yerlere ve organik maddelerce zengin, iyi drene olan, hafif nemli topraklara dikilmelidir. Zayıf topraklarda ise düzenli gübreleme yapılmalıdır. Genç bitkiler sarılıcı kökçükleri gelişine kadar desteklenmelidir. Özellikle gençken yapılacak budamalara iyi tepki verirler. Budamalar sürgün uçlarından hafifçe kırpma şeklinde olmalıdır
Sarmaşık bol güneşli, drenajı iyi bir yere dikilir. Yazın düzenli sulanır. Gübreli toprağı sever.
Kış sonunda önceki yıl çiçek açmış bütün dallar 3-4 göz üzerinden budanır. Bitki kök sürgünleri veya çelik yoluyla çoğaltılabilir. Kuru ağaçlara sardırılınca çok güzel durur.
(Ögürce Düşler'den alınmıştır.)

08 Eylül 2007

Hedera helix

yer örtücü, sarmaşık

Genel olarak sarmaşık diye bildiğimiz Hedera helix'i duvarlardan çok bahçenin nisbeten kuytu köşelerinde yerleri kaplasın diye diktim. İlk yıl büyümemekte inat ettiler. O kadar nazlı davrandılar ki bilmesem narin ve hassas bir bitki olduklarını düşünebilirdim. İlk yılın sonunda yılmaz savaşçı yanlarını gösterdiler, artık büyüyüp duruyorlar. Ama yerlerde sürünmektense ilk buldukları fırsatta duvarlara ya da ağaçlara sıçramalarından esas eğilimlerinin yükselmek olduğunu kavramış bulunmaktayım. Güneşi de hiç ama hiç sevmiyorlar. Kuytu yerlerin aslanları... Kuytu ve nemli...

Yöresel adları: Duvar sarmaşığı.
Bitki özellikleri: Yapraklarını dökmeyen, tırmanıcı bir bitkidir. Ev ve bahçe duvarlarına, ormanlık alanlarda ağaçlara tırmanır. Gövde yaprakları saplı, 3-5 loplu, üst yüzeyi koyu, alt yüzeyi açık yeşil renkli, sert ve derimsidir. Çiçekler küçük ve küre biçimindedir. Meyve bezelye iriliğinde, etli, morumsu-siyah renklidir.
Bileşim: Hederasaponin C, glykoside, organik asitler ve çeşitli mineraller. En önemli maddesi ise bol miktarda iyot.
Toplama ve hazırlama: Bitkinin meyveleri sağlığa zararlıdır! Yapraklar ise kesinlikle zararlı değildir. Yapraklar yıl boyunca toplanabilir, ama sonbaharda çiçeklenmeden önceki en etkili oldukları dönemde toplanmaları doğru olur. Gölgede kurutulur ve ince kıyılır.
Kullanım alanları ve biçimleri: Çok eski çağlarda bile şifalı bitki olarak kullanılmış olmasına karşın modern tıp tarafından pek benimsenmemiştir. Ama son zamanlarda, öksürük, astım ve boğmacaya karşı kullanılan bazı ilaçlarda etkin madde katkısı olarak kullanılmaya başlanmıştır (örneğin Prospan). Bitki, çay içimi olarak üst solunum yolları nezlesi ve iltihaplı kronik bronşite karşı kullanılabilir. Ayrıca safrakesesi, romatizma ve gut hastalıklarına karşı da denenmelidir.

Bitki çayı: 1-2 çay kaşığı dolusu ince kıyılmış yaprak, 1 bardak kaynar suyla haşlanır, 8-10 dakika demlendikten sonra süzülür. Biraz bal ile tatlandırılmalıdır. Günde 1-2 bardak içilir.
Batı Avrupa ülkelerinde bitkiden daha çok tentür biçiminde yararlanılır. İçerdiği bolca iyot nedeniyle öncelikle hipertiroidizmden kaynaklanan guatr hastalığına karşı kullanılır. Ama bu kullanımda tentürün yüksek düzeyde inceltilmesi gerekir (D12-D30 arası). Bu tür dozajların uzman doktorlarca saptanması ve eczacılar tarafından hazırlanması doğru olur.
Ayrıca dıştan, selülite karşı, banyo katkısı, kompres ve lapa biçiminde başarıyla kullanılabilir.
Yan etkiler: Önerilen biçimde ve dozajlarda kullanıldığında hiçbir yan etkisi yoktur. Meyvelerinin sağlığa zararlı olduğu unutulmamalıdır!
Kaynak: Tanrı'nın Eczanesinden Sağlık - Niyazi Eröztürk

11 Nisan 2007

Syngonium podophyllum


Türkçesini bilmediğim (aslında Latincesi dışında hiçbir dilde ismini bilmiyorum, hatta onun da doğru olup olmadığından emin değilim) bu bitki yıllardır ailemizin baştacı ettiği bitkilerden. En güzeli ve bakımlısı nenenin evinde. Bizimkiler o bitkinin çocukları ama kimse nene gibi çiçeklere bakamaz.
Bir iki noktaya dikkat etmek kaydıyla bakımı çok kolay. Fazla kızgın güneş değil ama bol ışık seviyor. Sulamayı da kışları unutmalı. Tabii benim yaptığımı yapmayıp yazları da susuz bırakılmamalılar. Onları sulamamaya o kadar alıştım ki yazın adeta can çekişiyorlar. Sonradan öğrendiğime göre bunca yıldır kökünü kurutamamda bu ihmal önemli bir rol oynuyor. Çünkü kökleri fazla sudan hemen çürümeye eğilimliymiş. Yazları bile saksı altındaki tabakta biriken sular hemen dökülmeliymiş. Toprağa da iyi bir drenaj sağlamanın yolları aranmalıymış (mesela perlit). Yani su her şeye karşın dikkatle verilmeli, sulamalar arasında toprağın hafifçe kurumasını beklemeli. Bunun dışında dolgun, gür bir saksı bitkisi elde etmek için hemen uzatmaya bayıldığı kolları çekinmeden koparıyorum (ve bu yüzden her yanım bu bitkinin yavrusuyla dolu, koparılan her kol yeni bir saksı demek).
Bitki çiçek de açarmış ama ben daha hiç rastlamadım.
Akrabası gala'lar gibi mi açar acaba?

07 Eylül 2006

Begonvil _ Bougainvillea

Sarmaşık



Bodrum'da ilk kez görüp tanıştığımı sanırdım. Oysa bebekliğim onun altında geçmiş. Gene de benim ve bir sürü başka insan için gelin duvağı adı altında bembeyaz evleri süsleyen Bodrum'un bir simgesiydi. Şimdi Bodrum'a bakıyorum da simge çoktan Mehmet Sönmez işi kartpostallarda ve minik bodrum heykelciklerinde kalmış. Çok pislik yapıyor diye olsa gerek, her yerden sökülüp atılmış. Olsun, biz gene de buraların deyişiyle 11 ay için deli oluyoruz. 5 senedir yetiştirmeye çalışıyoruz. Kışlar burada biraz soğuk geçtiğinden (hatta biraz don bile yapıyor) ancak düz morları tutturmayı başardık. En dayanıklısı onlar. Her türlü rüzgardan ve soğuktan korunmuş ön kapının önündeki kırmızılar da bu yıl bayağı çiçeklendi. Ama onlar da galiba pek güneş görmediğinden bir tek Mayıs-Haziran'da çiçek açtı. Dış kapının üstünde ise gurur kaynağımız, çift renkli (çingene pembesi_beyaz) begonvilimiz var. Daha hassas olan sarı, turuncu renkli begonviller de yetiştirme inadına kapıldığımızdan bu sene onları büyük saksılara diktim. Kışları bahçenin daha korunaklı yerlerine taşır, böylece seneye onların yasını tutmak zorunda kalmam diye.
Bahçede gene normal mor renkte ama çalı olarak büyütülen, yaprakları daha küçük bir begonvil çeşidi var. Onları çimlerin etrafına diktim. Sonbaharda bol çiçeğe boğulup sonra kara kışta (buranın kara kışı tabii) tüm yapraklarını döküyor. Sonra taa ertesi yıl Mayıs, hatta Haziran ayına kadar gözlerimiz onların üstünde, heyecanla yaprak vermesini bekliyoruz. Mevcut dallar üstünde yeniden yapraklanmasını bir türlü sağlayamadık. Her seferinde topraktan yeni sürgünler vererek baştan büyüyor. Bu yıl ne kadar çirkin gözükürlerse gözüksünler ilk yaprakların yeşereceği ana dek hiçbir şekilde hiçbir yerini budamamaya karar verdim. Seneye bugünlerde deneyin neticesini bu sayfaya bir dipnot olarak düşerim.
Bir cins begonvil daha var. Rengi kırmızıya daha yakın, yaprakları büyük ve gerçek bir çalı olarak büyüyor. Alışageldiğimiz begonvilden bambaşka bir havası var.



Aile: Nyctaginaceae
Üst aile: Caryophyllales

Telafuzu neredeyse imkansız bir aileye ve sınıfa mensup olup böcek yiyen bitkilerden ıspanağa, kaktüslerden bildiğimiz kaz ayağına bitki dünyasının en ilginç, sıradışı örnekleriyle akraba olan begonviller ne kadar az sulanırsa o kadar çok çiçek açmak gibi bir özelliğe sahip. Fazla su, yaprak ve dal bolluğuna yol açıyor.

İnternetten indirdiğim iki resimden de belli olduğu gibi begonviller bonsai yapmaya çok elverişli.



Benimki, umarım bir gün bu çelimsizlikten kurtulup göz dolduran bir hale gelir. Henüz 5 yıllık. Her yıl yeni bir şekle sokuyor kendini. Bu yıl nedense çiçek açmaya hiç yanaşmıyor.

10 Ağustos 2006

Kudret Narı _ Momordica charantia

Sarmaşık



Kudret Narına Mısır Çarşısının garipliklerinden biri olarak aşina idiysem de yakından tanıma şerefine burda kavuştum. Turuncu renkli dış yüzü pütür pütür, armut şeklinde bir şey. Elde tutması da hiç hoş değil. İçinde kıpkırmızı çekirdekleri var. Bizim nar dememiz belli ki bu çekirdekler yüzünden. Sarmaşık olduğu söylendiğinden elime geçen ilk çekirdekleri ağaç ve duvar diplerine ektim. Sanırım Haziran ya da Temmuz ayıydı. Bitkiyi ta meyve vermeye başladığında tanıdım. Domateslerinkine, daha doğrusu salatalıklarınkine benzeyen sarı gösterişsiz çiçekler, yapraklar asma gibi ama çok daha hafif. Çok güneş ve çok su seviyorlar. Zaten yalnızca bu temel şartların yerine geldiği yerlerde bitivermişlerdi. Meyveler önce yeşilken giderek turunculaşıyor, ardından sararıp patlıyorlar. Okuduğuma göre yemekler yeşilken toplanan meyvelerden yapılıyormuş. Yaprakların da faydalı olduğunu daha yeni öğrendim. Kudret narlarım bu sene de çıkarlarsa artık bol bol toplayıp kuruturum. Evet, geçen sene bana bir sürpriz yapıp kendiliklerinden çıkmışlardı. Bakalım, bu baharı heyecanla bekliyorum. Çıkmazlarsa meyvenin pazarda görünmesini beklemem gerekecek. Alıp içinden çıkan çekirdekleri hemek toprağa gömeceğim. Hepsi bu. Çekirgeleri ve salyangozları bile bitkiye pek yanaştırmayan bir koku salgıladıklarından olsa gerek (yoğun bir B Vitamini kokusu) hastalığa yakalanma riski yok gibi bir şey.
Ben genelde turuncuyken koparıp zeytinyağı dolu bir kavanoza bütün olarak atıyorum. İçenler de var ama ben yara ve egzamalarda kullanmayı tercih ediyorum. İstabullu bir hanım bana ailesinin evinde cam kenarında her zaman bir şişe kudret narı durduğunu anlattı, yaralar falan için.



Aile: Cucurbitaceae;

Eşanlamlı: Momordica chinensis, M. elegans, M. indica, M. operculata, M. sinensis, Sicyos fauriei
Diğer dillerde adları: bitter melon , papailla, melao de sao caetano, African cucumber,bitter
gourd, balsam apple, balsam pear, karela, k'u kua kurela, kor-kuey, ku gua, pava-aki,
sals
amino, sorci, sorossi, sorossie, sorossies, pare, peria laut, peria

Kudret Narı tropik iklim bölgelerinde, Amazon havzasında, Doğu Afrika'da, Asya, Karayip Adalarında doğal olarak bulunan, Güney Amerika ve Uzak Doğu da ise özellikle gıda ve ilaç olarak yetiştirilen bir bitkidir.
Tek yıllık, tırmanıcı, sarmaşık formunda bir bitki olan Kudret Narı, yaz aylarında çiçek açar.
Yaprakları, yelpaze şeklinde, loplu, kenarları dişlidir. Sarı renkli küçük çiçekleri, erkek veya dişi
olarak, ayrı saplar üzerindedir. Meyveleri önce yeşil, olgunlaşınca turuncu-kırmızı renkte, 10-20 cm uzunluğunda, geniş bir mekik seklinde olup üzerleri girintili çıkıntılı ve pürtüklüdür. Meyve olgunlaşınca, kabuğu 3 ayrı parça halinde, geriye bükülerek çok sayıda kırmızı-kahverengi veya beyaz renkli çekirdekleri ortaya çıkar. Tohumları (çekirdekleri) 7-10 mm boyunda, yassı ve pütürlüdür. Latince'de momordica ısırmak anlamına gelir, yapraklarının adeta yenik gibi durmasından dolayı bu isim verilmiştir. Bitkinin bütün kısımları ve öz suyu çok acıdır.
Kudret narının meyve ve yaprakları, mineral ve vitaminler, özellikle demir, kalsiyum, fosfor ve B vitaminleri bakımından zengindir. Ancak bu maddelerin ne kadarının hazırlanan sıvıya geçtiği
ve alınan gıda veya sıvıdan ne kadarının barsaklardan emildiği bilinmemektedir.
Özellikle Filipinler'de şifalı olduğuna inanılarak çok yetiştirilen bir bitkidir (Ampalaya). Acımsı
tadına karşın birçok Filipin yemeğinde kullanılmaktadır. Filipinler Sağlık Bakanlığı onaylı 'Kudret Narı Çözeltisi' şu şekilde hazırlanmalıdır:
1.Yaprakları yıkayıp bıçak ile ufak parçalar halinde doğrayınız.
2. İki bardak dolu su içine 6 tatlı kaşığı dolusu doğranmış yaprağı ilave ediniz.
3. Hazırlanan karışımı 15 dakika ağzı açık bir kapta kaynatınız.
4. Soğuttuktan sonra süzünüz.
5. Günde 3 defa, her seferinde 1 fincanın üçte biri kadar, hazırlanan ekstreden içiniz.

Bir diğer yönteme göre kudret narının sürgünleri kaynatılarak sabah akşam yarım fincan yenilir.

Amazon yerlileri, bahçelerinde kudret narını yiyecek ve ilaç olarak yetiştirmektedir. Bitkinin
yaprak ve meyvelerini pişirdikleri fasulye yemeğinin içine koymaktadır. Ateşi düşürmede,
yaralarda, barsak kurtlarında, böcek sokmalarında kullanılır.

Brezilya'da, Kudret Narı, tümörlerde, yaralarda, romatizmada, sıtmada, adet problemlerinde,
şeker hastalığında, kolikte, ateşli durumlarda ve barsak kurtlarına karşı kullanılmaktadır. Ayrıca çocuk düşürmek ve afrodizyak (cinsel iştahı arttırıcı), deri hastalıkları, ekzama, uyuzda da kullanılmaktadır.

Meksika'da bitkinin bütün kısımları şeker hastalığında, dizanteride kullanılmakta, köklerinin ise
afrodizyak olduğuna inanılmaktadır.

Peru'da bitkinin yaprakları ve bütün toprak üstü kısmı, kızamık, sıtma ve her türlü iltihabi olayda kullanılmaktadır.

Nikaragua'da yapraklar, mide ağrısı, ateşlenme durumunda, şeker hastalığında, soğuk algınlığı,
öksürük, baş ağrısı, sıtma, deri hastalıkları, adet bozukluklarında, ağrı, hipertansiyon iltihabi
olaylarda ve doğum sırasında yardımcı olmak üzere kullanılır.

Geleneksel Çin tıbbında bu sebze iştah açıcı, mide-barsak iltihaplarında ve meme kanserine
engel olmak için kullanılmaktadır.

Tokyo'da bu bitkiyi pazardan temin etmek mümkün olduğu gibi, birçok restoranda kudret narı ile yapılan yemekler bulunmaktadır.

Türkiye'den reçete: Mide ülserine karşı çok iyi ilaç olup şöyle hazırlanır: İki kudret narı doğranıp 1 kg zeytin yağına konur. Şişe güneşte bırakılır. Birkaç hafta sonra, sabahları aç karnına bir çorba kaşığı içilip bir saat hareketsiz sırt üstü yatılır. Hazırlanan bu yağ, basur için de içilir, derideki yaralara da sürülür. Mide ve derideki yaraların bir an önce iyileşmesi için etkili bir bitkidir.

Özetlemek gerekirse:

Momordica charantia bitkisinin yaprak ve sarmaşık kısımları kullanılabilmekte ise de meyvesi
daha etkili ve sağlıklı olduğu için tercih edilmektedir.

Yaprak ve köklerinden hazırlanan çözeltiler, hemoroit şişliklerini indirmektedir. Yapraktan elde
edilen çözelti iyi bir öksürük kesici ve ateş düşürücüdür, aynı zamanda pürgatif (barsak boşaltıcı) ve antihelmintik (barsak kurtlarına karşı) etkiye sahiptir. Kadınlarda kısırlık tedavisinde ve karaciğer bozukluklarında iyileştirici olarak kullanılmaktadır. Kudret narı antimikrobial etki gösterdiğinden iltihaplı yaraların tedavisinde de yeri olduğuna inanılmaktadır. Son yayınlarda, substans Q içerdiğinden AİDS tedavisinde değerli olabileceği bildirilmiştir.

Yukarıda yazılı etkiler, henüz bilimsel çalışmalar ile tam olarak ispatlanamamıştır, ancak bunların aksi de gösterilememiştir. Yalnız Tip 2 diabetes mellitus (şeker) hastalığında, kudret narının şeker düşürücü etkisi olduğu gösterilmiştir. Bitki bünyesinde bulunan momordicin bitki insülini olarak da anılmaktadır. Bitkinin yaprak ve meyvesindeki acı tadı veren bu madde, Tip 2 diabetiklilerde, kan şeker seviyesini düşürmektedir. Bu bitkinin etkisi ile, pankreasta insülin salgılayan beta hücrelerin arttığı gösterilmiştir. Bu etki, gerek kaynatılmış yapraklarda, gerek sıvı çıkarılarak hazırlanan kapsül ve tabletlerde, gerek doğrudan hazırlanan kudret narı çaylarında gözlenmektedir. Bu nedenle farmakolojik yolla hazırlanan ilaçlara gereksinim olmadan, şeker hastaları kendi hazırladıkları çay veya yaprakları kullanabilirler.

28 Mayıs 2006

Caprifoliaceae _ Hanımeli

Sarmaşık


Hanımeli benim için olmazsa olmaz bir sarmaşıktır. Çiçeklerinin kırılgan görüntüsü bir yana yanından geçtikçe yükselen o koku yok mu...
Bitki tabiatın iç güdüsüne tam bir örnek. Her şart altında yetişiyor ve amansız bir büyüme eğiliminde. Görüntü kirliliği oluşturan çöp tenekesi ya da en olmadık yere dikilmiş bir direği perdelemek ya da yan komşusu ile arasına kibarca mesafe koymak isteyen biri hemen o bölgeye ince bir kök hanımeli diksin, göz açıp kapayana kadar hedefe ulaşır. Yapraklarını da pek dökmediğinden asmanın ya da begonvilin aksine rahatça evin dibine dikilmeye layık bir temizlik örneği. Ayrıca kuşlar da sarmaşığın içinde saklanmaya bayılıyor. Arıların da çiçekleri çok sevdiğini unutmamak gerekir.
Bahçemizdeki hanımelinin göğe yükselmenin yanı sıra bir başka görevi daha var: yere yakın dallarıyla yerleri örtmek, çimenimize bir kenar süsü. Otları yolmaktan kurtulmanın bir başka yolu...


* Lonicera albiflora
* Lonicera arizonica
* Lonicera x bella

* Lonicera caerulea
* Lonicera canadensis
* Lonicera caprifolium

* Lonicera chrysantha
* Lonicera ciliosa
* Lonicera conjugialis
* Lonicera dioica
* Lonicera etrusca
* Lonicera flava
* Lonicera fragrantissima
* Lonicera x heckrottii

* Lonicera hirsuta
* Lonicera hispidula
* Lonicera interrupta
* Lonicera involucrata
* Lonicera japonica
* Lonicera korolkowii
* Lonicera maackii
* Lonicera x minutiflora
* Lonicera morrowii

* Lonicera x notha
* Lonicera oblongifolia

* Lonicera orientalis
* Lonicera periclymenum
* Lonicera reticulata
* Lonicera ruprechtiana
* Lonicera sempervirens
* Lonicera standishii
* Lonicera subspicata
* Lonicera tatarica
* Lonicera utahensis
* Lonicera villosa
* Lonicera x xylosteoides
* Lonicera xylosteum
Türleri bunlarmış. Bende iki tane var, adlarını bilemiyorum. Biri bildiğimiz hanımeli işte, diğeri yaprağını döken bir tür. Bu mevsimde önce çiçek açarak büyüyor ve tam sarmaşık değil, daha çok çalı. Fazla kokmuyor ve çiçekler daha küçük. İstanbul'da bir bahçede kırmızı çiçekler açan bir cinsini görmüştüm, kimbilir belki bir gün onu da bulurum.

18 Nisan 2006

Wisteria _ Mor Salkım

Sarmaşık

Nisan ve Mayıs aylarında bahçeleri mavi bir yağmurla kaplayan bu sarmaşık da sadece güzel olmakla kalmıyor, mensup olduğu aileyle insanoğlunun sofrasını tamamlıyor: Bakla, fasulye, barbunya, bezelye, yer fıstığı..., özetle baklagiller..., ayrıca akasya, mimoza, katırtırnağı, harnup, sinameki... Fabaceae ya da Leguminosae
Ailenin en büyük özelliğini, doğal bahçe ya da bio bahçe ile uğraşanlar yakından bilir: Yeşil gübre olarak vazgeçilmezler...
Mor salkım büyütmekle ilgili akılda tutulması gereken iki şey var. İlki ve en önemlisi çiçeklerini açmadan budamaya kalkmamak. Önce mavi yağmur yağacak, ardından yeşil yapraklar çıkacak ve ancak o zaman ele budama makası alınacak. Yoksa o mevsim bahçeye çiçek yok.
İkinci konu gübrelememek, özellikle azotlu gübre vermemek. İhtiyacı olanı o zaten kendisi üretiyor.
Bunlar dışında mor salkımın tek ihtiyacı tutunacak bir dal. Bahçe demirleri dışında kendisine iki yıldır bizim şu meşhur badem ağacını tahsis ettim, hani herkesin kesmeye kalktığı ama kuşlar aleminde yolgeçen hanı olarak adı çıkmış, benim de pek sevdiğim şu yarı kurumuş ağaç. Orada kıbrıs kabağı (Chayoye) ile yarışırcasına yükseliyor da yükseliyor. Geçen yıl zafer kıbrıs kabağının olmuştu. Bu yıl bakalım ne olacak.
Duyduğumu göre İtalya'da çiçekleri midye tava usulu kızartılıp afiyetle yeniyormuş. Denemedim.
Tabii mor salkım gibi bir bitkiyi bonsai yapmaya çalışmamak olmaz. Yandaki resimde iki senedir üzerinde çalıştığım bitki görülüyor. Çiçekçiden alma nedenim kökleriydi. Ölmeden hala dayanıyor. Bu yıl çok çiçek açtırmayı umuyorum. Tabii ki bahar temizliği yapacağım diye erken erken budamaya kalkmıştım ve tabii ki çiçeklenmeyerek beni cezalandırdı. Bu yıl elimi bile sürmeyeceğim. Kararlıyım. Bitki genelde hiç su istemiyorsa da saksıdakini hiç susuz bırakmamak gerekiyor. Ama kökleri de fazla suya karşı hassas. Yani kontrollü su!

25 Ocak 2006

Chayote _ Kıbrıs Kabağı



Sarmaşık
Chayote (Sechium edule) Meksika'nın güneyi, Orta Amerika kökenli ve tıpkı kavun karpuz, salatalık gibi Cucurbitaceae _ Kabakgil (bu aileyi ben nedense, daha doğrusu cabbage'i İngilizceden lahana diye değil de kabak diye çevirmek gibi bir cehalet içinde olduğumdan bir türlü çözemeyip hep Brassicaceae, yani turpgiller ile karıştırıyordum; neyse sonunda anladım, kabakgiller salatalık, kavun, karpuz vs, turpgiller ise lahana, karnıbahar, brocoli, brüksel lahanası vs imiş; bu arada bu kadar yiyecek arasında çiçek olmazsa olmaz ya begonya çiçeği de kabakgilerden) ailesine mensup yenilebilir bir bitki. Yer örtücü olabildiği gibi çardakları da kaplayan geniş yapraklı bir sarmaşık. Aztekler tarafından hem sürgünleri hem kökleri için yetiştirildiği, dünyaya İspanyollar tarafından yayıldığı söyleniyor.
Bu bölgeye geldiğimde bana Kıbrıs Kabağı olarak tanıştırıldı. Üretmesi çok kolay. Eylül ayında pazarlara düştüğünde bir tane alıyor, nispeten serin ve loş bir yere koyup filizlenmesini bekliyor, sonra baharda toprağa ekiyorsun. Çıkan filiz topraktan dışarı mı bakıyor yoksa kök muamelesi mi görüyor tartışmasını sonuçlandıramadığımız için ben doğrudan yatay olarak ekiyorum, yani hafif bir çukur açıp armuda benzeyen bu kabağı içine yatırıyorum. Lezzeti kabaktan farksız ama sanki daha taze. Biraz patatesi de andırıyor. Körpe olanlar dümdüzken irileşip olgunlaşan kabakların yüzeyi biraz pütürlü, hatta dikenli. Bu yüzden kabuklarını pişirmeden önce soymak gerekiyor. Kabakla pişen her yemek bu kıbrıs kabağı ile de yapılıyor. Okuduklarıma göre yaprakları ve ince filizleri de yeniyormuş. Seneye denemek istiyorum. Çok su ve bol güneş seviyor. İlk dona kadar kabak vermeyi sürdürüyor. Sonra tüm görkem yerini pis bir görüntüye terk ediyor. Yapraklar solup kuruyor, ölüyor. Ta gelecek bahara kadar, hatta daha da öncesine kadar. Tüm yaz boyunca çılgınca büyüyor. İlk meyvelerini Eylül sonunda vermeye başlıyor.
Bitkinin kendisine gelince, bir sarmaşık ama yerini severse amansız bir sarmaşık. Çıktığı esas köşede ne şeftali ne portakal ağacı bırakıp her şeyi kaplayıverdi, özellikle üçüncü senesinde. Üzerinde yükseldiği bitkilere bir zarar verdiğine tanık olmadım, hatta bence onları hastalıklardan ve böcek istilalarından koruyor.
Bahçeye ilk kez üç sene önce ektim, dediğim gibi önce serin bir yerde filizlendirdikten sonra. Epey mahsul aldık. Sonra kış geldi, ne izi kaldı ne bir şey. Ertesi sene başka yerlere de diktim. Onlardan önce ilk diktiğim yerden yeni sürgünler peydahlandı, büyüdü ve her yeri fena halde sardı. Diğerleri belli belirsiz kaldı. Bu yıl çılgınlar gibi büyüdü ilk ektiğim. Tonlarla mahsul aldım. Bir yerde okuduğuma göre tek bir asma dört aileyi doyuracak kadar mahsul verirmiş ve hareket etmeyen her şeyi kaplama eğilimindeymiş. Diğer ektiklerim de önümüzdeki yaz deliler gibi büyüyecek olursa vay halime...