22 Nisan 2009

Enginar

çalı, rizom
Enginar (Cynara scolymus) kadar beni şaşırtan bir bitki az bulunur. Her şeyden önce İstanbul'un sokaklarında temizlenip de satılmasına ve lüks gıda olarak sofralarımızı süslemesine alışkın bir insanın buraya gelip de her bahçede neredeyse kendiliğinden yetişen küçük çalıcıkları görüp de şaşırmamasına imkan yok. Enginar kadar kolay ve zahmetsiz bir bitki herhalde yoktur (bir de börülce için aynı şeyi söylerler). Sonbaharın sonlarında, güçlü bir yağmurun ardından birden yerden yaprak bitiyor, hızla büyüyor. Aralık ayına doğru sürgünler temizlenip başka yerlere ekiliyor. Bu da onların görüp göreceği tek bakım oluyor. Sümüklüböcek takıntısı olanlar isterlerse yapraklara, özellikle de goncaların yükseleceği noktalara yerleşmiş böcekleri tek tek temizleyebilir (nedense bu hayvanlar bu bitkiye bayılıyor). Sıra beklemeye geliyor. Ben zaman zaman çevrelerine de bakla ekiyorum. Hani hem baklanın azotu enginara gübre olsun diye hem de madem birlikte pişince çok güzel oluyorlar toprakta da yan yana büyüyüp birbirlerine destek olsunlar diye. Goncalar yeterince büyüyünce de saplarından bir güzel kesiliyor ve sonra afiyetle yeniliyor. Tabii birkaç goncayı bitkinin üstünde bırakmakta yarar var çünkü _ve bu da işte başka bir sürpriz_ bizler meğersem enginarın goncalarını yiyormuşuz. Bırakıldıklarında olağanüstü çiçekler oluyorlarmış. Ve bu çiçeklere bakıp da bunları devedikenine benzetmemek de mümkün değil. Nitekim devedikeni enginarın el değmemiş hali imiş. Bunu yazıyorum ama bu konuda çok da emin değilim. En azından şunu biliyorum ki her ikisi de, yani hem enginar hem de devedikeni, karaciğer ve safra kesesi hastalıklarında olmazsa olmaz bitkiler. Galiba içerdikleri cynarin adlı madde karaciğer ve safra kesesi hastalıklarına iyi geliyor. Büyüklerimiz söylerdi. Yılda en az bir kere enginar tüketmek gerekirmiş.
Benim için üçüncü sürpriz enginarın papatyagiller'den (Asteraceae) olması. Asterales düzeninden.



Kültürü yapılan enginar sistematikte, Asteraceae familyasında yer alır. Enginarın yer aldığı Cynara cinsi içinde üç yabani tür daha bulunur.

- Cynara cardunculus L.: Akdeniz'in kıyı bölgeleri ve Latin Amerika'da yaygındır.
- Cynara syriaca Boiss: Orta Akdeniz'de (Suriye, Lübnan, Türkiye, İsrail) yaygındır.
- Cynara Sibthorpiana Boiss ve Heldr: Yunanistan ve Ege adalarında yaygındır.

Kültürü yapılan enginar Cynara scolymus L. ise Cynara cardunculus L.'in değişime uğramasıyla meydana gelmiştir (Eser ve Özen, 199).
Enginar çok yıllık bir bitkidir. Topraküstü organlan bir yıllık, toprak altında bulunan esas gövdeyi oluşturan kök kısmı ise çok yıllıktır.
Enginar tohumuyla veya bitkilerin kök ve kökboğazlanndan oluşan dip sürgünleri ile üretilir. Halk arasında bu sürgünler piç olarak adlandırılır. Generatif üretim şekli olarak bilinen tohum ile üretimde dikkatli olunmaz ise büyük oranda oluşan yabancı döllenme ve açılma nedeniyle çeşit özelliğini kaybederek atavizm, yani yabanileşme meydana gelir. Bu nedenle enginar üretiminde vegetalif üretim şekli olan dip sürgünleri ile yapılan üretim şekli kullanılır. Dip sürgünleri ile yapılan üretimde alınan dip sürgünü alındığı bitkinin bütün özelliklerini taşır. Tohumla yapılan üretim ise genelde ıslah çalışmalarında yaygın olarak kullanılır.

Kök
Enginar kuvvetli bir kök yapısına sahiptir. Çok yıllık bir bitki olması nedeniyle toprak altında yetiştiği yıl süresince kalınlaşan ve odunlaşan siyah renkli bir rizom oluşturur. Bu rizomlar üzerinde etli yan ve saçak kökler oluşur. Yan ve saçak kökler genelde 50 cm toprak derinliğinde yayılmıştır. Hafif toprak koşullarında ise bu köklerin 1.5 m derine kadar inebildiği belirlenmiştir (Günay, 1993; Abak, 1987). Rizom üzerinde adventif (uyur) gözler mevcuttur, bu gözlerden sürgün ve yapraklar oluşur. Yapraklarda oluşan depo maddeleri rizomda birikir ve çok yıllık olan bitkilerin gelecek yıllardaki yaşamlarını sürdürmelerini sağlar. Rizom toprak altında Mayıs-Ağustos aylan arasında susuz bir ortamda kaldığı sürece yaşamını sürdürür. Sulanması halinde yeniden sürerek gelişir.

Gövde
Enginar gövdesi 50-200 cm boy alabilir. Gövde yuvarlak ve üzeri boyuna çizgilidir. Gövdede yeşil renk hakim olup bu renk bazı çeşitlerde antosyan oluşturması nedeniyle mor renge döner. Gövde üzerinde yapraklar almaşık olarak dizilmişlerdir. Bitki yaprak koltuklarından 2-5 adet yan dal oluşturabilir. Ana gövde ve yan dallar bir çiçek tablası ile son bulur. Bir enginar ocağından 10-15 adet ayrı gövde oluşabilir, ancak kalite ve verim yükseltilebilmesi için bunlardan 2-3 adedinin gelişmesine izin verilir.

Yaprak
Yapraklar çok değişik yapıdadır. Enginar yapraklan 50-80 cm uzunluğa ulaşabilir. Şekilleri uzun ve oval, hafif parçalı veya çok parçalı yapıda olabilir. Yaprak kenarları bazı çeşitlerde parçalı, girintili çıkıntılı (yerli enginar) olabildiği gibi bazı çeşitlerde düzgün ve geniş ayali (sakız enginarı) olabilmektedir. Yaprakların üzeri düz, gri ve yeşil, alt yüzleri ise beyaz ince tüylerle kaplı ve boz renklidir.

Baş
Bir enginar ocağında ana sürgün ucunda oluşan başa "baş enginar", yan sürgünlerde oluşan başlara ise "kol enginar" adı verilir. Çeşitlere göre değişmekle birlikte bir enginar başının çapı 3-15 cm, ağırlığı ise 200-700 g arasında değişir. Baş uzun, oval, uzun-oval, omuzlu oval, yuvarlak ve basık şekilli olabilmektedir (Abak, 1987). Baş büyüklüğü bakımından da çeşitler arasında önemli farklılıklar vardır. Bazı çeşitlerde baş çapı 5 cm iken bazılarında 10 veya 15 cm olabilmektedir. Baş yüksekliğide 6-13 cm arasında değişir. Başın brakte yaprakları da uzun-dar veya kısa-geniş olabilmektedir. Bazı çeşitlerde ise brakte yaprağının ucu dikenlidir. Yine bazı çeşitlerde brakte yapraklar sıkı olarak birbiri üzerine dizilmişken bazılarında oldukça gevşek bir yapı gösterirler. Brakte yaprakların boyu genellikle eninden büyük ve üçgen şekillidir. Başın dış tarafındaki brakte yapraklan koyu yeşil, iç kısmındakiler ise açık-yeşil renklidir. Buna karşılık bazı çeşitlerde brakte yapraklan menekşe-mor renkli de olabilmektedir (Violet de Provence çeşidinde olduğu gibi). Tüketim şekline bağlı olarak ülkemizde yetişen enginar çeşitleri farklı özellikler göstermektedir. Her ne kadar dünya ülkeleri arasında çok fazla bilinen bir sebze olmamasına rağmen günümüzde tüketim amacına yönelik çeşitler geliştirilmektedir. Ülkemizde yaygın olarak yetiştirilen çeşitler ve bunların özellikleri aşağıda özetlenmiştir.
Sakız enginarı: Ege bölgesinin İzmir, Çeşme ve Karaburun tarafında yaygın olarak yetişen çok erkenci bir çeşittir. Akdeniz bölgesinde de üretimi yapılmaktadır. Orta irilikte, sıkı ve hafif uzun baş oluşturur. Taze tüketime uygundur ve brakte yapraklan ile çiçek tablası yenir. Çiçek tablası çok geniş değildir. Çeşidin tipik özelliği yapraklarının parçalı olmayışı ve kenarlarının düz oluşudur.
Yerli enginar: Ege ve Akdeniz bölgesinde yetişir. Yapraklan parçalıdır ve başlar sakız enginarına göre daha küçük ve basıktır. Bu çeşidin bitkileri verime geç yatar ve daha küçük ve basık baş oluştururlar.

Marmara bölgesinin İstanbul ve Bursa yöresinde yetişen sofralık ve konservelik bir çeşittir. Oldukça iri ve basık başlı özellik gösteren bu çeşit aynı zamanda iri çiçek tablası taşır. Geçci çeşit olması taze tüketim oranını azaltmaktadır. İri çiçek tablası konserveye uygundur.

Çiçek
Enginarın sebze olarak değerlendirilen baş kısımları bitkinin çiçeğini oluşturur. Tüketilen kısım bir çiçek tomurcuğudur. Çiçekler erselik yapı dır ve bir baş 600-1200 adet çiçek taşır. Çiçekler mor-erguvan renktedir. Çiçeklenme çiçek tablasının dışından başlar ve merkeze doğru ilerler.
Çiçek 4-5 günde çiçeklenmesini tamamlar. Bu çiçek tomurcuğu üzerinde çok sayıda brakte yaprağı bulunur. Brakte yapraklarının iç kısmında çeşitlere göre değişen irilikte çiçek tablası vardır. Esas tüketilen kısım olan bu tablanın kenarlarında bir veya iki sıra dizilmiş mor-erguvani renkte çiçeğin taç yapraklan bulunur. Ortada ise erkek ve dişi çiçeklerden oluşan çiçek topluluğu mevcuttur. Eğer enginar başı hasat edilmezse bu taç yapraklar gelişerek brakte yapraklan arasından dışarı çıkar ve mor-erguvani renk alırlar. Tablanın ortasında bulunan çiçek topluluğu tüylerle çevrilidir. Bu tüylerin tabla ucunda ise tohumlar oluşur. Döllenmeden 35-40 gün sonra tohumlar olgunlaşır.

Tohum ve çimlenme özellikleri
Enginar çiçeğinin tozlanma ve döllenmesi tamamlandıktan sonra hem brakte yapraklar hemde taç yapraklar beyazlaşmaya başlar. Erkek ve dişi organlarının oluşturduğu tüysü yapı kurur ve tabla üzerinde tohumlar oluşur.
Tohumlar koyu kahverengi, siyah-mor renkli ve kırçıllıdır. Sert yapılı olan tohumlar 5-7 mm uzunlukta, 4-6 mm kalınlıkta olabilir. Bir gramda 15-25 adet tohum bulunur. Tohumlar çimlenme özelliklerini 4-6 yıl korurlar. Tohumların optimum çimlenme sıcaklıkları 20-30°C dir. Çimlenme için karanlık koşullar isteyen tohumlar 12-14 günde çimlenmesini tamamlar (Anonymous, 1996 b).

Yetiştirilme İstekleri
Ege Bölgesinde Eylül-Mayıs ayları arasında 9 ay süreyle gelişen enginar bitkileri, 3 ay süre ile dinlenmeye bırakılır. Bitkiler dinlenmeye bırakılmazsa meydana gelecek başlar küçülür, verim ve kalite düşer.

İklim isteği
Enginar ılık iklimlerde yetişen kışlık bir sebzedir. Çok soğuk ve sıcaktan hoşlanmaz. Kış aylarında sıcaklık 0°C altına düşerse yaprak ve başlarda önemli zararlar oluşur. 20°C üzeri sıcaklıkta gelişme yavaşlar, 25°C üzerinde ise gelişme durur. Sıcak ve kurak koşullarda baş sertleşir ve kalite düşer (Abak, 1987). Enginar üretilen bölgelerdeki ilk donlar da önemli zararlar yapar. Erkenci özellik gösteren çeşitlerde erkenci ve turfanda ürünün oluşumu engellenir. İlkbahar döneminde oluşan kurak ve sıcak havalar ise özellikle geçci konservelik çeşitlerde başların küçük kalmasına, gevrekliğinin azalmasına, acılaşmasına ve liflenmeye neden olur. Artan sıcaklık ile başlar hemen çiçeklenmeye geçer ve verim düşer.
Ege, Marmara ve Akdeniz bölgelerinde hüküm süren ılık ve nemli iklim şartları enginar üretimi için son derece elverişlidir. Optimum gelişme sıcaklığı 15-18°C'dir. Bunun yanında iyi bir hava nemi ve sulama koşullan sağlanmalıdır. Macit ve Şalk (1970) enginarın kışları donsuz, yazlan serin ve bulutlu hatta sisli geçen serin iklimi çok sevdiğini bildirmektedir.

Toprak isteği
Enginar çok yıllık bitki olması nedeniyle derin bünyeli, humusca zengin ve iyi drene edilmiş topraklardan hoşlanır. Çok hafif karakterli kumlu veya çok ağır karakterli topraklan sevmez. Hafif kumlu topraklarda daha erken verim alınması ve erkencilik sağlaması yanında başların küçük kalması ve verimin azalması en önemli dezavantajdır. Bu tip topraklarda çok iyi sulama yapılmalıdır. Ağır karakterli topraklarda ise çok yıllık olar. kökler havasız kalarak çürür. Enginar için toprak pH'sı 6.0-6.5 olmalıdır. Topraktaki organik madde miktarının ise % 2 civarında olması yararlı olun Güneye meyilli yamaç araziler ise erken ısınması nedeniyle erkenci enginar üretiminde başarılı olarak kullanılabilir.
bahcesel.com'dan alınmıştır.


Enginar deyip yapılan türlü yemekleri saymamak olmaz. Ama ne yazık ki ben yalnızca enginarı yetiştirmekten hoşlanıyorum. Ne enginar ne de yardımcısı bakla... Bu sebzeyi sevenler beni affetsin.

23 Mart 2009

Zambak

soğanlı bitkiler



Zambak (Lilium) zambakgillerden (Liliaceae) ve lalenin kardeşi. Soğanlı bitkilerden. Pullu bir soğanı var. Bahçede hem kültürlüsü hem de delisi var. Ormandan topladığımız delisi müthiş bir şey. Bembeyaz bir zambak (Lilium candidum _ Madonna Lily). Önce küçük bir ot yığını olarak hayatına başlıyor (Şubat sonu- Mart başı), giderek yemyeşil bir çalıya dönüşüyor. Sonra çalı birden enden boya vermeye başlıyor. Sopa gibi dimdik (tabii eğer arkası sağlamsa, rüzgara maruz kalmıyorsa ya da yakınından kaplumbağa geçmiyorsa) uzuyor (1 bazen 2 metreyi buluyor. Tabii bütün bunlar bu ot yığını da ne gereksiz diye sökmeye kalkmamışsanız oluyor. Ya da tam sökmeye hazırlanırken ucunda bir gonce şekilleniyor. Bunu görüp sökmeyi ertelemişseniz ne ala... Müthiş bir çiçek, hatta çiçekler açıyor (bu arada Mayıs ortalarına geldik).









Bilmiyorum, iyi yapıyor muyum ama ne gübre veriyorum ne de aşırı su. Muzların altında kendi hallerinde yaşıyorlar. Limon saksının altına ektiklerim biraz daha gösterişsiz büyüyor. Oysa oraya hem bol su veriyorum hem de bol keçi gübresi. Belki de muz onlara daha iyi geliyor. Kültürlü zambakları bu yıl ektim, bakalım sonuç ne olacak.
Zambakların tohum keselerinin görüntüsü de hiç fena değil. Ama doğrusu tohumlardan bir şey yetiştirmeyi pek beceremediğimden süs olarak bakıp duruyorum.

17 Şubat 2009

Cennet Elması - Diospyros kaki

Ağaç

Nedense bu meyveyle ilgili olarak elimdeki tek resim bu. Oysa daha meyveler kızaracak, domates gibi kıpkırmızı değil de daha çok portakal gibi turuncu bir renk alacak. Pazarda her gördüğümde aa bu mevsimde domates (yaz sonu, hatta sonbahar ortalarında yenecek kıvama geliyor) diye bakacağım ama sonra üzerindeki kahverengi kapağa bakıp yanılmışım diyeceğim.
Meyve buralarda Cennet elması adıyla anılıyor, Karadeniz ve çevresinde ise daha çok Trabzon hurması diye biliniyor. Japon elması diyenler de var. Latince türü kaki mi lotus mu, bunu bilemedim. Tek öğrendiğim adının, yani Diospyros'un Yunanca'da tanrıların meyvesi ya da ekmeği, bir başka ifadeyle tanrıların ruhu anlamına geldiği. Öte yandan "kaki" de bu meyvenin anavatanı sayılan Çin ve Japonya'da hayat, ölüm, ataların ruhu ile bağlantılı. "Ka" ruh demekmiş, "ki" ise enerji, yeryüzü demekmiş. Günümüzde Şinto tapınaklarında yeniyılda hala bu meyve sunakları süslermiş. Mezarlıklarda ölüler, özellikle isimsiz ve unutulmuş ruhlar için kaki yaprakları üstüne konulmuş haşlanmış pirinç bırakılırmış. Odunu da ölüleri yakmakta kullanılırmış.
Öte yandan Plüton gezegeninin bilinen tek uydusu Charon'nun (ki Charon aynı zamanda Yunan mitolojisinde ölüler diyarının kayıkçısının adı) adı da bu meyvenin adlarından biri: Güney Avrupa'da bu meyveye Şaron deniliyormuş.
Adı Odyssey'de de geçiyor. O kadar lezzetli bir meyve imiş ki bir ısırık alan bir daha evine yurduna dönmek istemez, evini yurdunu her şeyi unutup orada kalmak istermiş. Tabii bu lezzeti elde etmek için meyvenin iyice olgunlaşıp yumuşaması gerekiyor. Ham meyveden bir ısırık alanlar pişman olurlar, o kadar acı.
Bir bitki için inançlar sisteminde bu kadar yer almak yeter diyenler için bir ufak bilgi daha:
Amerikalıların 2. Dünya Savaşında Nagasaki'ye attıkları atom bombası insanları, hayvanları, bitkileri, her şeyi yok ederken bir tek bu ağaca dokunamamış ve bu ağaç hala
Nagasaki'de o günkü vahşetin anısına yaşamını sürdürüyor. Kökleri ve gövdesi kararmış ve türünün tek örneği olarak kara kabuğunun altı bembeyaz.
Bu yüzden Dünya Ağacı adını almış. Ölümle hayat arasında bir köprü.

Bitkinin Ebenaceae, yani abanozgilllerden olduğunu eklemeyi de unutmayalım. Hani şu Pamuk Prenses'te geçen abanoz (annenin dileği: "Saçları abanoz gibi siyah, cildi kar gibi beyaz") ya da eski kralların asalarının imal edildiği abanoz.

Tropikal bölgelerde yetişir. Rengi, dayanıklılığı, iyi cila tutma özelliği
nedeniyle marangozculukta ve enstrüman yapımında kullanıır. İyi abanoz, çok ağır, siyaha yakın renktedir. Odunu yalnızca ağacın orta bölümünden elde edilir.
Bodur ve çalımsı bir ağaçtır. 7 m. kadar yükseklikte. Yapraklar üçer üçer olup goncaları yoktur. Meyveler koyu kahve ve fasulye şeklindedir. Başaklarda 8 kadar çekirdek (tohum) bulunur. Mayıs-Haziran aylarında çiçek açar.
Abanoz eski çağlardan beri çok değerli bir odun sayılmıştır. Pek çok kral abanozdan asalar kullanırdı, hatta zehirin etkisini giderdiğine inanarak içeceklerini abanozdan kaplarda içmişlerdir.
Diospyros türlerinin dal ve gövde odunu haşlanarak dıştan, özellikle göz iltihaplarında, antiseptik ve yara iyileştirici olarak kullanılır.
Katarakt, göz ağrısı ve göz yaşarmalarında kullanılır:
-Tozları kaynatılır, elde edilen su ile pansuman yapılır.
-Törpülenerek ipek bir bez içinde gözün üzerine konulur.
-Törpülendikten sonra ipek bir bezden geçirilip göze sürme gibi sürülürse, gözlere kuvvet verir.
Kaynatılarak elde edilen su, gözlere sürülürse göz çıbanlarını giderir.

* Diospyros lotus L. (Karahurma) türünün odunundan elde edilen dekoksikasyon, kanı temizler.
Böbrek ve mesane kumlarını döktürücü, idrar söktürücü olarak kullanılır. Abanoz ağacının tozları kaynatılıp elde edilen sıvıdan bal ile şerbet yapılıp içilir. Tozları bal ile karıştırıp da alınabilir.
Felç ve vücuttaki ağrılarda kullanılır. Barsak gazlarını çıkarır. Mafsallarda ve vücutta dolaşan yel, ağrı ve sızıları yok eder.
Bıçak yaralarına faydalıdır.
Tohumlar, solunumu ve felce uğrayan harap olmuş sinirleri uyarıcıdır.

* Diospyros kaki L. (Trabzon hurması) türünün meyveleri devamlı yenilirse, ishale iyi gelir (peklik verir).

11 Şubat 2009

Türkmen Güzeli

çalı

Türkmen Güzeli, nam'ı diğer Japon Ayvası (Chaenomeles japonica) ile bu yörede tanıştım. Kışın son demlerinde, her yer şakır şakır yağan yağmurdan sırılsıklam, gökyüzünün griliği ise artık kasvetin en koyusuna yol açmışken birden hiç alakasız bir yerde, kocaman bir çalı nar çiçeği renginde çiçekleriyle ilkbaharın tüm o renk cümbüşü içinde ovaya hakim olacağı günleri müjdeliyordu sanki. Narin, canlı, kırılgan, parlak... (O kadar ki nedense fotoğraf makinem bir türlü kabul edemiyor.
Japon ayvası tıpkı yakın akrabası, bildiğimiz şu ayva gibi gülgillerden (Rosaceae) ama bu ailenin diğer fertlerinin aksine hiç de nazlı değil. Hastalanmıyor, böcekleri de yanına yaklaştırmıyor, en azından bizim bahçede. Söylentilere göre dona, hava kirliliğine karşı da aynı şekilde çok dayanıklıymış.
Bu kadar erken açan her bitkide olduğu gibi Türkmen güzelini de ancak çiçekler geçince budamak gerekiyor, o da meyve vermesi istenmiyorsa. Aslında en iyisi kendi haline bırakmak. Çünkü çiçekli hali ne kadar gösterişliyse yapraklı hali o kadar sıradan. Alt tarafı hafif dikenli bir çalı diyesi geliyor insanın. Sonra meyveler olgunlaşıyor. Mini ayvalar, sarı sarı... Ve bu ayvalar yapraklar döküldüğünde bile sarı sarı parlamaya devam ediyor, çok soğuk geçmeyen tüm kış boyunca. Tabii ayvalar yenmiyor. Reçeli yapılabiliyormuş ama...
Bu yürede Türkmen güzeli diye niye adlandırılıyor, bilmem ama anavatanı olarak Doğu Asya gösteriliyor, Çin, Japonya ve Kore.
Bonsai adaylarım arasında Türkmen güzeli de var.
Bitkinin genelde bilinen türü dışında, bodur, yayılıcı özellikteki Chaenomeles speciosa isimli bir kardeşi de varmış.

04 Şubat 2009

Cezayir Menekşesi _ Vinca

yerörtücü
Zakkumgiller (Apocynaceae) ailesinin bu üyesi, benim gibi bahçede ot yolmaktan bıkmış tembel insanlar için biçilmiş kaftan. Kaplanması istenilen alanın bir iki ucuna bir_iki dal atmak (toprağa gömmeye bile gerek yok) yeter, bir mevsim sonra yerden 30 cm yükselebilen, üstüne basılmasına pek fazla aldırış etmeyen (tabii bu daha çok kediler ve köpekler için geçerli) harika bir yer örtücü meydana geliyor. Erken baharda açmaya başlayan çiçekleri kavurucu yaz sıcakları gelene kadar mavi mavi göz kırpıyor. Yazın susuzluğa katlandığı gibi kışın da dondan hiç etkilenmiyor. Tek bir şartı var, o da gölge, en azından bütün gün çıplak güneş altında kalmaktan hiç hoşlanmıyor. Yapraklarının koyu yeşili soluklaşıyor.
O kadar canla başla büyüme gayreti içinde ki yayılmasını önlemek için kenarları çevrilmiş alanlara dikmek daha akıllıca olur. Bu kenarlara konacak saksılara da dikkat! Kaşla göz arasında o saksılarda bitiveriyor.
Tüm kolaylığına karşın bazı 'zararlı' böceklere karşın bir iki kere arap sabunlu isportayla ilaçlamak zorunda kaldım.
Alacalı yapraklısına da değinmeden geçmeyelim. Onun büyümesi biraz daha yavaş. O sağlamcı. Yavaş ve emin adımlarla ilerliyor.
Zakkumgiller ailesi bir bütün olarak zehirli olmalarıyla meşhur.
Buna karşın bu bitkinin şifalı bitkiler listesinde yer almasına şaşırdım.

Bilgi
Zakkumgiller familyasında yer alan ve anayurdunun neresi olduğu bilinmeyen Vinca cinsi bitkilerden 4 türü ülkemizde yetişmektedir. Bunlardan Cezayir menekşesi (V. majör) konumuzu en çok ilgilendiren türdür. 30-40 cm. kadar boylanabilen, her zaman yeşil kalan, bol bol kök salan, yatarak uzayan gövdeli ve dik saplı, çokyıllık çalımsı bitkidir. Kalp biçimli ve ucu sivri koyu yeşil yapraklan karşılıklı dizilmiş durumdadır. Birbirine yapışmış durumda 5 çanak yaprağı ve yalnızca dipleri bitişerek boru biçimini almış hafifçe yere doğru bakan açık mavi-morumsu ya da seyrek olarak beyaz renkli 5 taçyaprağı bulunan çiçekleri, mayıstan başlayıp yaz boyunca açar. Tohumlarını taşıyan meyvesi kapsül biçimindedir. Bitki, yerde yatarak uzayan dallarının köklenmesiyle ya da döktüğü tohumlarıyla çoğalır. Ancak çok ağır gelişen bir bitki olduğundan, şaşırtmaca yapılarak, yani yeri değiştirilerek gelişmesi hızlandırılır. Kirli havaya dayandığı ve bulunduğu yere iyice yayılarak toprağı iyi örttüğü için bahçelerde sevilerek yetiştirilir. Topraküstü kesimleri kanser tedavisinde kullanılan ilaçların bileşiminde yer alan alkaloitleri içeren Cezayir menekşesinde, vinkarnin, izovinkamin, vinkamirin vb. alkoloitler ile tanen, organik asitler, karbonhidrat ve glikozitler bulunur. Bitkinin yaşken acı olan topraküstü kesimleri, kuruyunca hafif ekşi tat kazanır.

Tıbbi Etkileri ve Kullanımı
Cezayir menekşesinin tıbbi etkileri ve bunlardan yararlanma yöntemleri şöyle
özetlenebilir:
  • Doku ve damar büzücüdür. Peklik verici olarak diyare ve dizanterinin tedavisinde kullanılır.
  • Kanamaları ve sıvı kaybını önler: Diyare ve kolitte sıvı ve kan kayıplarını durdurur.
  • Kadınların aybaşı döneminde aşırı kan gelişini engeller.
  • Burun ve dişeti kanamalarına, ağız ülserleri ve boğaz ağrılarına karşı yararlı etkileri vardır.
  • Bedeni güçlendirici bir toniktir.
  • İdrar söktürücüdür.
  • İştah açıcıdır.
  • Şeker hastalığının tedavisine yardımcı olur.
  • Beyin damarı hastalıklarında olumlu etkileri vardır. Zekâ açıcı ve beyin etkinliğini artırıcı olarak alınır.
  • Tansiyonu düşürür.
Bütün bu etkileri sağlamak üzere, Cezayir menekşesinin topraküstü kesimleri
ilkbaharda bitki çiçeklenmeden önce kesilip toplanarak gölge yerde kurutulur.
1-2 tatlı kaşığı kurumuş bitki karışımının üzerine l bardak kaynar su dökülüp
10-15 dakika süreyle demlendirilerek bir infüzyon hazırlanır. Bu infüzyondan
günde üç kez birer bardak içilir.
  • Ayrıca Cezayir menekşesi etkili bir yara iyileştiricidir.
Bunun için aynı infüzyon yaralara dıştan uygulanır.

28 Ocak 2009

Zakkum - Nerium Oleander

ağaççık

Bitkilerin uğursuzluğu düşüncesi genelde tüylerimi ürpertse de nedense zakkumu uzaktan sevmenin daha iyi olacağı düşüncesinden hiç kurtulamadım. Batıl inançlara da bazen saygı duymak gerekir. Nitekim sonradan bu bitkinin olağanüstü zehirli olduğunu öğrendim. Zakkumdan zehirlenip ölen bir hayvanın etinin bile zararlı olduğu söyleniyor. Hatta koklamak bile başağrısı, mide bulantısı yapabiliyormuş. Zakkum dallarından şiş yapıp ateşte et pişirenlerin vay haline... Zehir zıkkım deyimini bile zakkuma dayandıran var.
Gene de öyle güzeller ki sonunda dayanamayıp evin dış demirleri boyunca diktik, böylece hem bahçe içinde değiller hem de güzelliklerinden mahrum kalmıyoruz. Bir de saksıda bonsai adayı olarak büyüyenler var ama onlar da alacalı yapraklı olduklarından uğursuzluk kapsamından dışarı çıkarıldılar. Çoğaltması da çok kolay. Taze tepe sürgünü koparıp toprağa dikmek yetiyor. Sonbahar sonunda oluşan tohumlardan yetiştirmeyi ise hiç denemedim.
Zakkumların kendi kendilerine yetiştiklerini (yani doğada kendiliklerinden var olduklarını... Nedense onları hep insan üretmesi sanırdım) bilmezdim, oysa sulak topraklarda, özellikle dere boylarında gerçekten kendi kendilerine büyüyorlar. Yazın susuzluktan pek etkilenmiyorlar, en azından ölmüyorlar ama büyümüyorlar da. Ama sulanmaktan da hiç şikayetçi değiller (dere kenarlarında boy gösterdikleri hatırlansın). Özellikle çiçek açana kadar bol su onlara iyi geliyor. Pembe, beyaz, kırmızı, sarı, katmerli ve yalınkat çiçekleri gerçekten batıl inançları yerle bir edecek kadar güzel.
Tek başına, hiçbir akrabası olmadan yaşayan zavallı bir bitki mi yoksa bu derken aynı ailede, yani Apocynaceae'de (Türkçesine zakkumgiller denilmiş) bir de Cezayir menekşelerinin (Vinca major ve minor) bulunduğunu tespit etmekle onlar adına rahatladım. Sonra bir akraba daha buldum: Apocynum cannabinum, diğer bir deyişle marihuana.




Genel Özellikleri: Uzun şeritsi mızrak biçimindeki yaprakları sürgünlere üçlü çevrel veya karşılıklı, bazen de dörtlü dizilidir. Yaprakları boz yeşil renkli, tam kenarlı, deri gibi de kalındır. Orta damar belirgin olarak çıkıntılıdır. Çiçek kurulları terminal durumludur. Kırmızı, beyaz, pembe ve nadiren sarı renklerde düz, yarı katmerli veya katmerli dayanıklı çiçekleri, Haziran-Ekim aylarında açar. Doğal yetişen bireylerin çiçekleri 3cm çapında ve pembe gül rengindedir
İklim ve Toprak İstekleri: Güneşli, sıcak, kurak veya drenajı iyi olmak şartıyla rutubetli yerlerde de kaplı fidan kullanılarak başarıyla yetiştirilebilir. Serin yerlerde çiçek verimi düşer, soğuk etkileri ve don zararları gözlenir. Hızlı büyümesi, rüzgara, tuz serpintilerine ve hava kirliliğine dayanması sahil ve tatil kentlerinde ona geniş bir kullanım alanı sağlar.
Budama Durumu: Sürgün uçlarını kesmekle çiçek verimi arttırılabilir.
http://www.bahcesel.com/forumsel/sus-calilari/6591-nerium-oleander-zakkum-oleaceae/

16 Ocak 2009

Japon Gülü

çalı, ağaçcık

Bizim Japon gülü diye adlandırdığımız, oysa resmi Latince adı Çin gülü (Hibiscus rosa sinensis) olan bitkiye bugüne kadar burada neden yer vermemiş olduğuma doğrusu hiç anlam veremedim. Oysa bu bitkinin hayamızda yeri vardır. İlk kez Mersin'de sokakta karşılaştık. Heyecanla İstanbul'a, apartman katında bir saksıya diktik. Tek bir gonca verdi. Sabırla ha açtı ha açacak diye bekledik. Sonunda bir sabah açtı ve akşama kalmadan soldu gitti. Sonra işin aslını öğrendik. Japon güllerinin çiçeklerinin ömrü ortalama bir günmüş. Güneşle birlikte açar, güneşle birlikte veda ederlermiş. Ancak kendi doğal ortamlarında çiçeklenme mevsiminde bitki her gün yeni çiçekler üretme becerisine sahip olduğundan bizler hiç çiçeksiz kalmazmışız.
Bahçemiz ne yazık ki pek çok Japon gülü fidelerinin kışı atlatamamasına tanık oldu. Çünkü yerlerine alışmada Japon gülleri pek nazlı. Bir de son bilmem kaç yılın en soğuk kışıyla boğuşmak zorunda kalınca hepten çabuk pes ettiler. Tüm felaketlerden, ayrıca acemiliklerimden sağ çıkanlar 5 yılın sonunda saksılarda ya da ekildikleri yerlerde kırmızı, beyaz, sarı çiçekleriyle artık bizi mest ediyorlar. Yalınkatları katmerlilere göre daha dayanıklı, hem çiçek açmada da daha şevkliler.
Malvales
düzeninden Malvaceae (ebegümecigiller olabilir mi) ailesine mensuplar.
İnternette şöyle bir baktım da bu Japon ya da Çin gülü, hadi kolaylık olsun diye Hibiscus deyip kestirip atalım, renkleriyle olsa gerek, hayli geniş bir taraftar kitlesine sahip. Tıpkı güller ya da orkideler gibi kulüpleri, dernekleri var. İlginç olan, Hibiscus'ların başlı başına bir bitki olmamaları, yani hibrid olmaları. Bu yüzden anavatanları hakkında hiç bilgi yok. Bahçedeki hatmi ağacı (Hibiscus syriacus) ile de yakın akrabalar. Anlaşılan Hibiscus türüne daha yakından bakmak gerekecek.
Bu arada: Saksıda yetişen Japon gülü (özellikle Bonsai yapmaya çalıştıklarım) su konusunda hiç de kanaatkar değil, biraz susuz kalsalar yaprak sarkıtma eğilimindeler. Öte yandan fazla su da hemen kökte çürümeye neden oluyor. Bunu, en güzel çiçeklerimi kaybettikten sonra öğrendim. Yazın kızgın öğle sıcağında güneş altında kalmaktan pek hoşlandıkları da söylenemez. Sabah ya da akşam üstü güneşi ya da tüm gün aydınlık bir gölge, neden bilmem, tropikal olduğu ileri sürülen bitkiler en çok bundan hoşlanıyor.

03 Aralık 2008

Kapari _ Capparis spinosa L

çalı

Bahçemde kendiliğinden ortaya çıkmış bir kapari çalısı var. İnşa çalışmalarına, üstüne basılmasına, işe yaramaz şey diye hababam kesilmesine karşın inatla yaşamını sürdürüyor. Bahçeyi devraldıktan sonra biraz özen göstereyim dediysem de o köşeyle ilgim pek fazla olmadığından kapari çalısı gene kendi kaderine terk edildi. Ve hala yaşıyor. Söküp benim çalışma alanıma yakın bir yere almak istedim, onu da reddetti. Kökleri o kadar derine inermiş ki ben üsten çekiştirdikçe eminim, Çin'de birileri bağırmıştır.
Brassicales düzeninden Capparaceae ailesine mensup olan kapari (Capparis spinosa L.) minik bir şişe içinde alınıp bazı et yemeklerinde kullanılsa da genelde evimizin buzdolabında süs olarak duran bir şeydi. Hakkını yemişiz.
Kedi tırnağı, hint hıyarı, it hıyarı, it kavunu, karga kavunu, yılan kabağı, menginik, gevil, yumuk, bugo, bubu, kepekçiçek, beri kemeri, şeballah, devedikeni, keper, kepere, gebre, gebere, geber otu, gavur bostanı
Bütün bunlar halk arasında bu bitkiye verilen ad.
Bitki benim hoşuma gidiyor, çünkü talepsiz. Çok güzel çiçek açıyor. Tıpkı enginar gibi kaparinin de aslında goncasının kullanıldığını öğrenmiş olmak da ayrıca beni mutlu ediyor. Hem ayrıca o çok derin kökleri de boşuna değilmiş. Toprak erozyonunu önlüyormuş. Diğer bir sürü bitkiden farklı olarak kapari hakkında internette ilginç sayfalar da buldum. Yazıları kim kimden almış, bilmiyorum ama ben de bir kısmını kes yapıştır yöntemiyle aşağıya aktararak kimseden geri kalmadığımı göstermiş olayım.


KAPARİ NEDİR?

Yurdumuzda Akdeniz ikliminin hakim olduğu Batı Anadolu illeri başta olmak üzere, Orta Anadolu'da Tokat ve civarında, Doğu Karadeniz ve Güneydoğu illerinde doğal olarak yetişen Gebreotu (Gebereotu), çalımsı yapıda, dik ve yatık olarak büyüyen dikenli bir bitkidir.
Fosfor, potasyum ve kalsiyumca zengin kalkerli ve killi toprakları seven ve güneşten hoşlanan bir bitki olması nedeniyle, güneye bakan yamaçlarda kandiliğinden yetişir ve iyi gelişir. Capparaceae familyasından olan gebereotunun Capparis spinosa ve C. ovata olmak üzere iki türü mevcuttur.
Yurdumuzda pek bilinmemesine rağmen gebereotu'nun kök kabuğunun idrar söktürücü ve kabızlık giderici özelliği vardır. Çiçek tomurcuklarında bol miktarda vitamin ve protein vardır. Yapılan bir çalışmada 100 g çiçek tomurcuğunda kuru madde olarak; 67 mg fosfor, 9 mg demir, 24 mg protein, 12 mg selüloz ve 2 mg lipid tesbit edilmiştir. Gıda, kozmetik, boya ve ilaç sanayiinde kullanılan kaparinin yurt dışına ihracı genellikle salamura şeklinde olmaktadır. Konserve olarak hazırlanan kapari; turşu, salata, pizza üstü, balık ve av etleri yanında garnitür olarak yenilmektedir. Sağlık açısından karaciğer fonksiyonlarını düzenlediği ve cinsel gücü artırdığı söylenmektedir. Doğadan toplanan tomurcuklar bir kavanoz içerisinde % 20'lik tuzlu suda üç ay bekletilip sonra bire bir oranında sirke içine konulup on gün sonra yenildiğinde aroması ve lezzeti çok beğenilmektedir.
Güneş seven, sıcak bölge bitkisi olarak bilinen gebereotu, yurdumuza önemli miktarda döviz getiren bir bitkidir. Yaz aylarında, atıl işgücünün değerlendirilmesi yönüyle işsizliği azaltması ve toplayıcılarına yeterli gelir sağlaması büyük bir avantajdır.
Çok yıllık derin köklü ve yayılıcı özelliği ile iyi bir erozyon kontrol bitkisidir. Bu bitki, yurdumuzun uygun bölgelerinde, erozyona tabi yerlerde, normal kültür bitkilerinin yetişmediği ya da ekonomik gelir elde edilemeyen güneye meyilli arazilerde yetiştirilerek daha çok döviz geliri sağlanıp işsizlik kısmen önlenebilir.
Gebereotu yetiştiriciliği mutlaka tohumla üretilen fidanlarla yapılmalıdır. Doğadan sökülerek yapılan yetiştiricilik başarılı olmadığı gibi doğanın dengesi de bozulmaktadır.


***

“Kapari” .. Bu üç heceli kelime sizde hiçbirşey çağrıştırmadı.
Ya “kedi tırnağı”, “kargakavunu”, “menginik”, “devedikeni”,”keper”, “kepere”, “gebere” otu
Saydıklarımız kaparinin ülkemizin değişik yörelerindeki adları. Öyle sanıyoruz ki bu sözcüklerden hiç olmazsa birini duymuş olmalısınız. Çünkü kapari, ülkemizde doğal olarak yetişen bir bitki türü. Belki hiç farkında olmadınız, bu bitkinin yerde kümelenmiş görüntüsüne bakıp “çalı” diye düşünüp geçtiniz yanından.
Belki bahçenizde zaman zaman kendini gösterecek olsa hemen budayıp kurtulmaya çalışıyorsunuz, toprağı sımsıkı kavrayan, dal budak salarak geniş bir yayılma gösteren köklerden kurtulmanız bir türlü mümkün olmuyor. Çabanız boşuna, çünkü kaparinin kökleri, toprakta metrelerce derinlere inebiliyor. Yaşama bu kadar sıkı sıkıya sarılması insanoğlunun bu yakıp yıkma, yok etme eğilimini bildiğinde midir nedir? Belki de kimi zaman, verimsiz olduğu için hayvan yemi niyetine fığ, burçak, mürdürmek ekerek değerlendirdiğiniz, bir türlü satıp elinizden çıkaramadığınız kıraç arazinizde nasıl yayıldığına akıl erdiremediğiniz yeşil bir çalı olarak çıktı karşınıza. Hani merakınızı yenemeyip kırmızı küçük karpuzları andıran yemişlerin tadına baktınızda acı mı acıydı...
Nereden bilirdinizki; Almanlar, bu kırmızıminik karpuzcukların salamurasını, sosunu 472 çeşit, evet tam 472 çeşit yemekte kullanmakta. Nereden bilebilirdiniz ki; İspanyollar, yılda 20 milyar dolar kazandıkları tomurcukları nedeniyle kapari bitkisini “Milli Bitki” ilan ettiler ve Devlet Korumasına aldılar.
Tabii kapari bitkisinin gerek köklerinden, gerek yapraklarından gerekse meyvelerinden ilaç sanayiinde pek çok hastalığa deva olacak ilaçların üretiminde yararlanıldığını da bilmiyor olabilirsiniz.

“Küçük girişimler, büyük tehlikenin önleyicisi olur çoğu zaman.”
Kapari “Toprak kanseri olarak da tanımlayabileceğimiz erozyonun önlenmesinde yeni bir umut.”
“Orman köylümüzün kalkınmasında mucizevi bir bitki.”
“Baraj havzalarımızda baş gösteren sinsi canavarla-erozyonla mücadele ederken bize zaman kazandıracak” bir bitki. Yetkililer 1 milyon kapari fidanının öncelikle Güneydoğu olmak üzere İç ve Doğu Anadolu bölgelerimizdeki orman köylümüzün kullanımına sunulucağını en geç üç yıl sonra da meyvelerini toplayacağımızı söylüyor, ”Bir kere dikilmeye görsün, değil çocuklarımız, torunlarımız bile yararlanabilecek. Yılda 5 ay tomurcuklarını toplayacaklar, o kadar... Öylesine zahmetsiz” diyor.
“Düşünün” diyorlar, ”çok değil 30 yıl sonra erozyondan kurtulmuş olacağız; orman köylümüz de kalkınacak, kalkındıkça da bilinçlenecek... Ormanlarımızı biz değil, bizden önce onlar koruyacak, sahip çıkacak... ”Düşünün” diyorlar...”Anlatmak gerek! Çiftçimize, ihracatçımıza, girişimci ruhu taşıyan herkese bu bitkinin meziyetlerini anlatmak gerek. Biz yazıktır ki çok geç kaldık. Avrupa bu bitkiyi çok uzun zaman önce keşfetmiş. Daha fazla zaman kaybedilmemeli.

Gene kapari.com'da kaparili yemek ve reçel tarifleri var.

13 Kasım 2008

Acem Borusu _ Campsis radians

sarmaşık


Acemi, acem borusunun cazibesine kapılıp en uygun bulduğu yere ekermiş, şöyle en göz önünde bir yere... Sonra üstünden iki mevsim geçmeden bir bakarmış, boru her yeri ezip geçmiş. İstanbul'da en kısıtlı alanda bile bu başıma geldiğinden burada daha dikkatli davranayım dedim. Baktım her yeri sarıyor, olduğu yerden kökleyip 'garajın' üstüne aldım. Ama köklediğim yerde tam üç yaz yerden biten acem borularını söke söke bitiremedim. Ancak dördüncü yaz, en sonunda, o bölge temizlendi. Şimdi 'garajımızın' yalnızca üstü değil, bütün yanı da acem borusu filizleriyle kaplanmış durumda. Varsın olsun... Gene de bir kere daha baştan bahçe yapacak olursam acem borularını dikmek için açacağım çukura köklerin yayılmasını engellemek için mutlaka bir saç levha ya da benzeri bir şey yerleştireceğim. Yayılmacı ruhunu zaptı rapt altına almak için. Aşağıdaki anlatım bu bitki hakkında Türkçe sitelerde çıkan yazı (nedense kimse kendi kalemini kullanmak istemiyor). Yazılanların hepsine katılmıyorum. Özellikle gübre verme konusu. Dediğim gibi esas eğilimi her yeri ele geçirmek. Bir de gübrelenirse hal nice olur. Fazla su ihtiyacı içinde olduğunu da zannetmiyorum. Bizim bahçede en az su gören bölgede duruyor.
Çiçek açtırmak için kış sonu budamak şart. Yaz ortasında çiçeklenmiş dalları kesmek de bitkiyi bir kez daha coşturuyor.
Bu arada acem borusunun zeytinden nara, naneden lavantaya geniş bir akraba grubuna sahip olduğunu söylemeliyim, yani Lamiales. Aile adı ise Bignonaceae.
İki türü bulunan, yaprak döken sarılıcılardır. Göz alıcı çiçekleri vardır. Borazan ve Trompet çiçeği olarak da bilinen bitkiler, turuncu-kırmızı renkli muhteşem çiçekleriyle çok gösterişli asmalardır. 10 metreye kadar havai kökleri sayesinde tırmanabilen odunsu bir sarmaşıktır. Çiçeklenme dönemi Temmuz ortasında Eylül sonudur. Uzun süre çiçekli kalırlar. Özellikle geniş alanlarda, duvar, çardak, çit ve parmaklıkların yeşillendirilmesinde sıklıkla kullanılırlar. Bu bitkilerde çıplak gövdeli ağaçların gövdelerini sardırmak da mümkündür.
Anavatanı Amerika olmasına rağmen ülkemize İran'dan geldiği için Acem Borusu ismi verilmiştir. Acem Borusu hemen tüm bölgelerimize uyum sağlayabilir. Akdeniz ve Ege bölgelerinde yüzey kaplama amacıyla kullanıldıklarında yapraklarını dökmezler. Trakya ve İstanbul'da biraz daha geç çiçeklenir ve çiçekleri küçük kalır.

Yapraklar tek tüysü, 9-11 yaprakçıktan meydana gelir. Kısa saplı ve genellikle eliptik yapıdadır. Boylar 3-6 cm.'dir. Uçları sivri, kenarları düzenli dişlidir.
Çiçeklerin dış yüzü portakal, içerisi sarı renktedir. Çiçekler boru şeklindedir.Terminal durumlu, ileşik salkım halinde kurullar oluşturur.
Meyve kapsül şeklinde ve içerisinde sayısız tohum bulundurur. Üretimi tohum ve çelikle olur. Park ve bahçe düzenlemelerinde örtücü bitki olarak tercih edilir.
Acem Borusu çok kolay yetişir. Dalları duvarlara tutunarak büyümekle beraber, ilk birkaç yıl bitki bağlanarak desteklenmelidir. Tam güneş alan yerlere ve organik maddelerce zengin, iyi drene olan, hafif nemli topraklara dikilmelidir. Zayıf topraklarda ise düzenli gübreleme yapılmalıdır. Genç bitkiler sarılıcı kökçükleri gelişine kadar desteklenmelidir. Özellikle gençken yapılacak budamalara iyi tepki verirler. Budamalar sürgün uçlarından hafifçe kırpma şeklinde olmalıdır
Sarmaşık bol güneşli, drenajı iyi bir yere dikilir. Yazın düzenli sulanır. Gübreli toprağı sever.
Kış sonunda önceki yıl çiçek açmış bütün dallar 3-4 göz üzerinden budanır. Bitki kök sürgünleri veya çelik yoluyla çoğaltılabilir. Kuru ağaçlara sardırılınca çok güzel durur.
(Ögürce Düşler'den alınmıştır.)

21 Ekim 2008

Phoenix

dev çalı


Bahçemizde yaşamasına izin verdiğimiz yegane palmiye türü. Palmiyelere karşıyız çünkü tropiklerle alakası olmayan bu bölgede dibine gölge vermeyen bu bitkilerin turist çekmekten öte bir anlam taşımadığını düşünürdük. Ne de olsa ne Arabistan çöllerindeyiz ne de Hawai'de... Oysa öğrendiğime göre sadece bizim bu bölgeye özgü (yani endemik) bir palmiye türü varmış: Phoenix theophrasti. Girit Adası, Yunanistan'ın güneyi ile Datça ve Bodrum yarım adalarında yetişen bir palmiye türü. Demek palmiye yalnızca tropikler demek değilmiş. Demek ki artık palmiyelere kızmıyoruz (tabii diğer ağaçların arasına ekildikleri sürece; sıcak asfalt kenarlarında bilmem kaç metre yükselip güneşle bizi başbaşa bırakmadıkları sürece).
Bizim bitkiye gelince.
İlk ektiğimde uzunlukları 40-50 cm ya vardı ya yoktu. Beş sene içinde belki 5 metre olmuşlardır. Evin yaz kış güneşten mahrum kalmayan bir bölgesindeler. Ayrıca kendi sularını da tedarik edebilecek durumdalar (komşumuzun sokakta halı ya da süt güğümleri yıkama merakı sağ olsun). Bizi hiç üzmüyorlar. Ne hastalık ne başka bir şey. Soğukmuş, donmuş, umurlarında değil. Ne tepelerinden geçen asma ne de eteklerinde uzanan Cezayir menekşeleri. Alabildiğine mutlulular. O kadar ki bu sene meyve bile verdiler. Tatmadım. Alt dallarını keserken dikkat etmek gerekir. Yaprak zannettiğim şeyler meğer mızrakmış. Arecales düzeninden Arecaceae (palmiyegiller) ailesine mensup da anladığım kadarıyla ailenin ve düzenin tek ferdi o. Tabii türleri muhtelif.

06 Eylül 2008

Külçiçeği - Cineraria maritima

çalı

Çarşıdan bir saksı aldım, şimdi oldu bin saksı. Bu kadar kolay kök salan belki bir de sardunya vardır. Zaten çok da hızlı büyüyüp yayıldığından sık sık dallarını koparmak gerekiyor. Bu dalları toprağa batırmak yetiyor, en geç bir sene sonra orada kocaman bir çalının belirmesi işten bile değil. Su ihtiyacı da yok denecek kadar az. Çok sıcak ve kurak geçen bu yaz boyunca en fazla iki kere sulamışımdır. Güneş ya da gölge altında yaşaması da pek fark ettirmiyor.
Yeşil elli olmamaktan şikayet edenler için ideal bir bitki.
Yapraklarının değişik rengi ilkbaharda açan sarı çiçeklerinin gösterişsizliğini adeta örtbas ediyor.
Astrales sınıfının Asteraceae ailesinden, yani ayçiçekleri, papatyalar yakın akrabaları. Mensup olduğu Senecioneae alt ailesi papatyagillerin en kalabalık grubuymuş (150 tür, 3000 bitki).
Bitkinin ismini bulana kadar bahçe onlarla dolup taştı ama sonuna buldum:
Cinerária marítima L. (= Senecio cineraria D.C., = Senecio maritimus Reich.). Kül Çiçeği. Almanca: Aschenpflanze, Silbereiche; Fransızca: Cinéraire, Jacobée maritime; İngilizce: Cineraria.
Çiçekle ilgili ilginç özelliklerden biri de taze sıkılmış suyunun (ama bu ne demek, işte bunu bulamadım, belki de çay banyosu gibi bir şey) gözdeki katarakta iyi gelmesi. Aslında gözle ilgili tüm hastalıklara iyi geldiği gibi görüş gücünü de arttırıyormuş. Bilmiyorum, denemedim.


26 Ocak 2008

Kasımpatı _ Krizantem

çalı


Kasımpatı papatyagiller ya da günebakangiller (hangisi doğru, bilmiyorum, yani Astrales düzeninin Asteraceae ailesine mensup. Aile çok kalabalık. Söylentilere göre orkidegillerden bile daha kalabalık.
Kasımpatının da her türlüsü var. İrisi, ufağı, çok renklisi, tek renklisi, yalınkatlısı, çokkatlısı... Bir de burada öğrendim, yazpatısı diye bir türü de var. İsminden de anlaşılacağı gibi Kasım ayında değil, Temmuz_ Ağustos aylarında açıyor.
Kasımpatılarla aram çok iyi. Bahçeyi çok seviyorlar. Güneş, hem de bol güneş dışında hiçbir istekleri yok. Neredeyse su bile istemiyorlar. Küçük saksılarda kibar kibar büyüyen türleri bahçede toprağa ekilince adeta koca bir çalı olup çıkıyorlar. Ağaç altlarını boş bırakmaktan hoşlanmadığımdan bazı ağaçların altına bir iki sap ekmiştim, bakalım ne olacak diye. Önce mükemmel bir yerörtücü kisvesine bürünüp her yanı sardılar, sonra yükseldiler... Yaz ortalarından itibaren rengarenk açmaya başlayınca ortalık iyice şenlendi.
Uzamaya çok meraklı olduklarından ağaç altına dikmem işime yaradı, ağacın gövdesini rahatça bağlama çubuğu olarak kullanabildim. Yoksa burda çiçekleri her tarafından sopalara sıkıştırıyorlar, çiçeklerinin tüm güzelliğine karşın biraz komik bir görüntü oluyor.
Çiçek açma bitip de dipten yeni yeşillikler boy gösterince tüm çubukları neredeyse dipten kesiyorum. Gene yer örtücü görevine geri dönüyorlar.
Sümüklüböcekler galiba biraz fazla seviyor ama onlar da ne sevmiyor ki!

18 Aralık 2007

Gazanya

yerörtücü

Gazanyalar (Gazania rigens) nedense benimle hiç anlaşamıyor. Nereye eksem, istediğim gibi gelişmiyor. Ya güneşi az geliyor, ya suyu fazla. Baharda şu güzel çiçekleri verdikten sonra hemen dinlenmeye geçiyorlar ya da iyice sararıp bakımsızlık görüntüsüne katkıda bulunuyorlar. Oysa çoğaltılmaları da çok kolay. Tıpkı çilek gibi. Yavrularını kopar kopar ek. Resimlerden birinde de görüleceği gibi düştükleri yerde çoğalıp büyüyorlar.


Aslında haklarında farklı rivayetler mevcut. Bir Alman sayfasında çok bol su istedikleri iddia ediliyor. Türk sayfalarından birinde (galiba Murat Pilevneli'ninkiydi _ www.bahcevan.com)
susuz da yetişebilen bitkilere örnek gösteriliyordu. Ben ona inanmayı tercih ediyorum. Zaten çileklerin kenarlarında yetiştiklerine göre suyu paylaşsınlar.

08 Eylül 2007

Hedera helix

yer örtücü, sarmaşık

Genel olarak sarmaşık diye bildiğimiz Hedera helix'i duvarlardan çok bahçenin nisbeten kuytu köşelerinde yerleri kaplasın diye diktim. İlk yıl büyümemekte inat ettiler. O kadar nazlı davrandılar ki bilmesem narin ve hassas bir bitki olduklarını düşünebilirdim. İlk yılın sonunda yılmaz savaşçı yanlarını gösterdiler, artık büyüyüp duruyorlar. Ama yerlerde sürünmektense ilk buldukları fırsatta duvarlara ya da ağaçlara sıçramalarından esas eğilimlerinin yükselmek olduğunu kavramış bulunmaktayım. Güneşi de hiç ama hiç sevmiyorlar. Kuytu yerlerin aslanları... Kuytu ve nemli...

Yöresel adları: Duvar sarmaşığı.
Bitki özellikleri: Yapraklarını dökmeyen, tırmanıcı bir bitkidir. Ev ve bahçe duvarlarına, ormanlık alanlarda ağaçlara tırmanır. Gövde yaprakları saplı, 3-5 loplu, üst yüzeyi koyu, alt yüzeyi açık yeşil renkli, sert ve derimsidir. Çiçekler küçük ve küre biçimindedir. Meyve bezelye iriliğinde, etli, morumsu-siyah renklidir.
Bileşim: Hederasaponin C, glykoside, organik asitler ve çeşitli mineraller. En önemli maddesi ise bol miktarda iyot.
Toplama ve hazırlama: Bitkinin meyveleri sağlığa zararlıdır! Yapraklar ise kesinlikle zararlı değildir. Yapraklar yıl boyunca toplanabilir, ama sonbaharda çiçeklenmeden önceki en etkili oldukları dönemde toplanmaları doğru olur. Gölgede kurutulur ve ince kıyılır.
Kullanım alanları ve biçimleri: Çok eski çağlarda bile şifalı bitki olarak kullanılmış olmasına karşın modern tıp tarafından pek benimsenmemiştir. Ama son zamanlarda, öksürük, astım ve boğmacaya karşı kullanılan bazı ilaçlarda etkin madde katkısı olarak kullanılmaya başlanmıştır (örneğin Prospan). Bitki, çay içimi olarak üst solunum yolları nezlesi ve iltihaplı kronik bronşite karşı kullanılabilir. Ayrıca safrakesesi, romatizma ve gut hastalıklarına karşı da denenmelidir.

Bitki çayı: 1-2 çay kaşığı dolusu ince kıyılmış yaprak, 1 bardak kaynar suyla haşlanır, 8-10 dakika demlendikten sonra süzülür. Biraz bal ile tatlandırılmalıdır. Günde 1-2 bardak içilir.
Batı Avrupa ülkelerinde bitkiden daha çok tentür biçiminde yararlanılır. İçerdiği bolca iyot nedeniyle öncelikle hipertiroidizmden kaynaklanan guatr hastalığına karşı kullanılır. Ama bu kullanımda tentürün yüksek düzeyde inceltilmesi gerekir (D12-D30 arası). Bu tür dozajların uzman doktorlarca saptanması ve eczacılar tarafından hazırlanması doğru olur.
Ayrıca dıştan, selülite karşı, banyo katkısı, kompres ve lapa biçiminde başarıyla kullanılabilir.
Yan etkiler: Önerilen biçimde ve dozajlarda kullanıldığında hiçbir yan etkisi yoktur. Meyvelerinin sağlığa zararlı olduğu unutulmamalıdır!
Kaynak: Tanrı'nın Eczanesinden Sağlık - Niyazi Eröztürk

25 Ağustos 2007

Leylak

Çalı


Leylağın (Syringa) zeytingiller (Oleaceae) ailesinden olduğunu duyduğumda şaşırmadım desem yalan olur. Leylak, zeytin ve de yasemin... Leylakla ikinci şaşkınlığımı beyaz renkte çiçek açan türleriyle karşılaştığımda yaşadım.

Baharın müjdecisi olması, bahçenin bir köşesini mis gibi kokutması, soğuklardan hiç etkilenmemesi, her toprakta yetişmesi gibi özellikleri iyi de benim gibi elinde makas hababam budamak gibi bir hastalığı olanlara karşı hiç de hoşgörülü değil. Budanmaktan hiç hoşlanmıyor. En az iki yıl hiç çiçek açmayarak bu huyunuzdan kolayca vazgeçmenizi sağlıyor. İlle de biraz düzelteceğim diyenler bunu, çiçekler geçer geçmez yapmalı, sonra da hiç elini sürmemeli.
Hoş özellikleri arasında kolayca çoğaltılabilmeleri de var. Taze sürgünler tercih edilmeli.