30 Ocak 2007

Nar

Ağaç


Nar hakkında nedense bir türlü yazamadım. Çiçeklerinin güzelliği mi? Renklerinin kendilerine özgülüğü mü? Yoksa ezelden beri var olması ve bizim ve Hristiyanlık tarihinde yer alması mı? Çekirdeklerini yiyen kuşlar sayesinde geniş bir çevreye yayılmasını bilen nar pazardan aldım bir tane eve geldim bin tane bilmecesinden de anlaşılacağı gibi aslında hep bereket simgesi olmuştur. Bizim buralarda özellikle yılbaşları hala kapı eşiğinde nar kırılır. Yeni evlilerde kadın nara basar. Hep ayını amaç, bol çocuk ve bol para.

Nar Doğu Akdeniz ve Anadolu kökenli. Araplar sayesinde İspanya'ya, Granada (yani nar) kentine kadar gidip sancağına yerleşiyor.


Bei den Griechen hieß es, die Göttin Aphrodite selbst habe ihn auf Zypern gepflanzt, er war auch Attribut der Hera. Odysseus fand ihn beim König der Phäaken vor. Die Fruchtbarkeit ist mit dem Tod verbunden, wie die Eigenschaft zahlloser Muttergöttinnen als Herrin der Unterwelt oder Kriegsgöttin zeigt. So konnte die Persephone, Tochter der Erdgöttin Demeter, die Unterwelt nur mehr zeitweise verlassen, nachdem sie dort drei (oder sieben, OVID, Metamorphosen V., 533ff.) Kerne des Granatapfels gegessen hatte, ein Hinweis auf die Abläufe von Werden und Vergehen.
Eine andere Geschichte vom Ursprung des Granatapfels aus dem Kreis der orientalischen Gottheiten Dionysos und Kybele ist die von Agdistis, einem zweigeschlechtlichen Wesen.
Dionysos kastrierte Agdistis, als der gerade (weintrunken) schlief. Aus dem Blut wuchs der Granatapfel und dessen Frucht machte die Nana mit dem Attis schwanger.
In Griechenland ist es bei Hochzeiten Sitte, das Brautpaar mit getrockneten Granatäpfeln zu bewerfen. Platzt die Frucht auf und fallen die Samen heraus, so soll dieses auf reichen Kindersegen deuten.
Die Römer lernten den Granatapfel durch die Punier kennen, woher der botanische Gattungsname rührt. Plinius nahm an, diese Pflanze stamme aus Kathargo, und nannte sie Malum punicum, „Punischer Apfel” (Punier = Katharger).
Die Parsen, Anhänger des iranischen Religionsstifters Zarathustra, fertigen aus den Zweigen des Granatapfelbaums heilige Besen. Auch bei Geburt und Tod hat die Frucht ihre Bedeutung. Dem Neugeborenen wird ein Faden gegeben, der sie Zeit ihres Lebens begleitet und bei der Übergabe dessen werden Kerne des Granatapfels geworfen. Beschließt der Parse sein Leben, träufelt man dem Sterbenden Granatapfelsaft in den Mund (GANDHI, 125)
Die iranische Aredivi Sura Anahita, Göttin von Wasser und Fruchtbarkeit, wird mit einer Granatapfelblüte vor ihren Brüsten dargestellt.
Ab dem christlichen Mittelalter wurde der Granatapfel zum Symbol der Maria und als Reichsapfel zum Symbol der Herrschertugend. Albrecht Dürer stellt Kaiser Maximilian I. mit einem angeschnittenem Granatapfel in der linken Hand dar. Hierin ist ein Bezug zur germanischen Vorstellungswelt erkennbar, in der nur ein fruchtbarer König seinem Lande Segen bringt (Königsheil).
Die Bibel berichtet, wie dem alterndem König David die junge Schönheit Abischag zugeführt wird, um dessen Lenden zu erhitzen (1. Könige 1-4.). Der Versuch schlägt fehl und wenig später verliert David den Thron.
Der Granatapfel gilt als Aphrodisiakum und ist daher Bestandteil vieler Liebestränke.
Der Stein Granat verdankt seiner Ähnlichkeit mit der Blüte des Granatapfels seinen Namen.


Nar suyu girmeyen eve doktor girer

Kalbi koruyan, damar tıkanıklığını önleyen nar, kansere karşı da etkili
AYŞEGÜL AYDOĞAN

Florida'da, 6-9 Mart tarihleri arasında yapılan Amerikan Kardiyoloji Koleji toplantısına katılan, Columbia Üniversitesi New York Presbyterian Hastanesi kardiyologlarından Doç. Dr. Özgen Doğan, yapılan son araştırmaların, nar suyunun damar tıkanıklığını önleyici özelliğini ortaya çıkardığını belirtti.
Nar suyunu tablet haline getirme çalışmalarının gündemde olduğunu vurgulayan Doğan, şu bilgileri verdi: "Hayvan deneylerinde, nar suyuyla beslenme sonrasında damar plakları ve tıkanıklıkları yüzde 44 geriledi. İnsanlar üzerinde yapılan bir araştırma ise 2 hafta boyunca günde 50 ml nar suyunun, tansiyonu artıran enzimi yüzde 36 düşürdüğünü gösterdi. Bu sayede tansiyon yüzde 5 düşürüldü."

10 bardak yeşil çay yerine geçiyor

Narda, kansere karşı koruyucu antioksidanlar bulunuyor. Nar suyundaki antioksidan miktarı, kırmızı şarap, yeşil çay, kızılcık ve portakal suyuna göre 3 kat daha fazla.
1 bardak nar suyu, 2 kadeh kırmızı şarap, 10 bardak yeşil çay ve 4 bardak kızılcık suyu ile aynı seviyede antioksidan madde içeriyor. Narda ayrıca C vitamini, demir ve potasyum var.

NAR

Nargiller familyasından; Akdeniz bölgesinden Japonya'ya kadar yabani olarak yetişen canlı kırmızı çiçekli, dört köşe dallı, hafifçe dikenli bir ağaççıktır. Yaprak kenarı ve sapı kırmızımtraktır. Çiçekleri parlak kırmızıdır. Meyvesi portakal büyüklüğünde, esmer kırmızı renkli, çok tohumludur. Yenen kısmı, tohumlarının etli ve bol usareli kısmıdır. Ağacın gövde, kök ve dal kabukları; nişasta, mannit, reçineli maddeler, asitler, tanen, punicin ve olkoloidler taşır. Nar kabuğundan yapılan ilaçlar tenya düşürmek için kullanılır.
Nar, şifalı bitkiler literatüründe yer alır. Genellikle besleyici ve tedavi edici ilaç ve panzehir olarak ağız yoluyla çeşitli karışımlarla birlikte yenilir ve içilir, haricen de merhem olarak kullanır. Onun sadece meyvesi değil, çiçeği, çekirdekleri, suyu ve kabukları da çeşitli karışımlar halinde tıbbi olarak kullanılır. Narın vücudu ve kalbi kuvvetlendirme, ishali kesme, şerit düşürme, burun poliplerine faydalı olma gibi yararları bulunmaktadır. Ancak içerdiği bazı kimyevi maddeler yüzünden mide ve bağırsak hastalığı olanların, küçük çocukların ve hamilelerin fazla kullanmamaları tavsiye edilir.
Tatlı nar midede çabuk çözüldüğü için hazmı kolaydır. Ancak zaman zaman midede şişkinlik ve gaz meydana getirdiği için ateşli hastalığı olanlara iyi gelmeyeceği belirtilmiştir. Ayrıca tatlı nar mideyi kuvvetlendirir, boğaza ve akciğerlere faydalıdır, öksürüğe iyi gelir. Ekşi nar ise mide yanmalarına karşı faydalıdır, diğer narlardan daha fazla idrar söktürür, ishali ve kusmayı keser, karaciğer hararetini söndürür, kabızlığı giderir, kalp ve mide ağzındaki ağrılara iyi gelir.
Suyu zarıyla birlikte çıkarılıp bal ile merhem kıvamına gelinceye kadar pişirilip diş etlerine sürüldüğünde diş eti tahrişine iyi gelir. Dolama / tırnak iltihabı ve cerahatli yaraların tedavisinde nar çekirdeğinin balla birlikte karıştırılarak merhem halinde tatbik edilmesi tavsiye edilir. Nar çiçeği de yaralar için kullanılır. 29 Eylül 2006 / Cuma

*********
Kutsal kitaplarda adı sıkça anılan ve sonbahar mevsiminde sevilerek yenilen nar meyvesini veren Nar ağacı, Nargiller'in örnek bitkisidir. Çeşitli kaynaklarda narın anayurdunun, Anadolu'yu da içermek üzere Batı Asya'nın çeşitli ülkeleri olduğu belirtilmektedir.
Çekirdeklerinin kuşların dışkısıyla taşınmasıyla günümüzde pek çok ülkede, ülkemizde ise başta Ege ve Akdeniz bölgeleri olmak üzere iklimi uygun birçok yörede nar ağacı yetiştirilmektedir. Ekonomik ömrü 30-50 yıl olan ve 4-5 m'ye kadar boylanabilen nar ağacının, 100 yıl kadar yaşayabilen güçlü bir kök sistemi vardır.
Bitkinin ince, eğri ve toprak düzeyinden başlayarak birçok sürgün vererek dallanan gövdesi, âdeta bir çalı görünümünde olur. Üst yüzeyi yeşil ya da koyu yeşil renkli yaprakları ince, uzun ve mızrak biçimli olarak dallarda karşılıklı dizilidir. Nisan-mayıs aylarında açmaya başlayan özel nar kırmızısı ve ender olarak sarı ve beyaz renkli çiçekleri, sürgünlerin uçlarında 1-5 adet olarak bulunur. 50-70 gün kadar çiçekli kalan ve bir süs bitkisi gibi güzel olan nar ağacının meyvesinin gelişme dönemi 120-160 gündür.
Sonbaharda olgunlaşan nar, üstten basık küre biçiminde ve iri portakal büyüklüğünde olup 1-5 mm. kalınlığında sarı, yeşil-sarı ya da kırmızı renkli derimsi yapılı bir kabukla kaplıdır. Bu kabuğun altında, her meyvede ortalama 1.000 adet olan ve yenilen nar taneleri bulunur.
Taneler, kabuğun içe doğru uzantısıyla oluşan odacıklarda yer alır. içlerinde, meyvenin tohumu olan çekirdekleri vardır. Olgunlaşan narlar tatlı, mayhoş ya da ekşi tatta olup tazeyken yenilir ya da sıkılıp suyu çıkarılarak, meyve suyu, şurubu ve şerbeti yapılarak tüketilir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze narın içerdiği önemli besin değerleri şunlardır: 63 kalori; 0,5 gr. protein; 16 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,3 gr. yağ; çekirdekleriyle birlikte yenilirse yüksek oranda lif; 8 mgr. fosfor; 3 mgr. kalsiyum; 0,3 mgr. demir; 3 mgr. sodyum; 259 mgr. potasyum; eser miktarda A vitamini; 0,03 mgr. B1 vitamini; 0,03 mgr. B2 vitamini; 0.3 mgr. B3 vitamini ve 4 mgr. C vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıdaki değerlerin incelenmesinden görüleceği gibi nar, özellikle potasyum ve karbonhidrat yönünden değerli bir besindir. Bunun yanı sıra narın, sağlığımıza yararlı şu etkileri de vardır:

o Nar meyvesinin kabuklan, doku büzücü etkisiyle peklik vericidir: Bunun için nar kabukları iyice kıyılıp bunlardan 2-3 tatlı kaşığı alınarak üzerine bir bardak kaynar su dökülür. 10-15 dakika kadar demlendirilerek bir infüzyon elde edilir. Bu infüzyondan günde iki kez, sabah ve akşamları birer bardak içilir.

o Yukarıda tanımı verilen infüzyonun aynı dozda içilmesi, bedende tenya düşürücü etki de yapar.

o Nar kabuklan, aynı etkilen nedeniyle şiddetli diyare ve dizanteriye karşı da kullanılır: Bu etkiyi sağlamak için narın taze ya da güneşsiz, havadar bir yerde kurutulmuş kabuklarından 2-3 tatlı kaşığı alınıp bir bardak suyun içinde kaynama noktasına kadar ısıtılır. Daha sonra kısık ateşte ısıtma 10-15 dakika daha sürdürülüp bir dekoksiyon elde edilir. Bu dekoksiyondan günde iki kez, sabah ve akşamları birer bardak içilir.

o Kurutulmuş ve öğütülmüş nar kabukları, yine aynı etkisi nedeniyle yaralara serpilerek kanı kesici olarak kullanılır.

o Olgun nar tanesinin sıkılıp suyunun içilmesi ya da nar taneciklerinin bolca yenilmesi idrar söktürücü, sindirimi kolaylaştırıcı ve tonik (bedeni güçlendirici) etkiler yapar.

AĞACININ ÜRETİLMESİ
Nar ağaçları tohumuyla, obur dallarından alınan çelikleriyle, daldırılmasıyla, dip sürgünleriyle ya da aşılanma yoluyla çoğaltılır. Bizim için en doğrusu, inanılır profesyonel üreticiden türü belli ve sağlıklı fidanları alıp bahçemize dikmek olacaktır.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Nar ağacı için, uzun süren sıcak ve kurak yaz mevsimi ile ılık ve yağışlı kış mevsimi geçiren bölgeler uygundur. -10 dereceye kadar düşen sıcaklığa dayanabilen nar ağacı, -20 derece sıcaklıkta bütünüyle ölür. Yazın yağan yağmurlar, meyve kalitesinin bozulmasına neden olur, kurak geçen yazlar, iyi ürün alınmasını sağlar. Ancak, nar ağacı, kesenkes bol güneş gören yerleri yeğler.

Toprak isteği: Nar ağacı toprak yönünden seçici değildir. Silisli, çakıllı, kumlu, kireçli, killi ve hatta ağır killi, asitli ya da alkali topraklarda yetişebilen nar ağacı, tuzluluğa da orta derecede dayanıklıdır.

Sulama: Nar ağacı, yıllık ortalama 50 mm'lik yağışı yeterli bulmakla birlikte uzun süren kuraklık dönemlerine de dayanabilir. Ama, böyle durumlarda meyve veriminde ve kalitesinde çok düşme görülür. Genel olarak ağacın odun gözlerinin sürüm dönemi olan şubat-mart aylarından eylül-ekim aylarına kadar, ağacın toprağının nemli tutulmasına önem verilmelidir. Ancak meyvelerin olgunlaşmasından 10-15 gün kadar önce sulama kesilmezse kabuklarında çatlamalar görülür ve ürünün değeri düşer.

Gübreleme: Nar ağaçlarına, ilkbahar ve sonbaharda, bütün kök bölgesini kaplayacak ve toprakla karıştırılacak şekilde çok iyi yanmış çiftlik gübresi verilir. Ağaçların altına bakla ekilmesi ve ürün alındıktan sonra tüm bitkinin, kökleriyle birlikte toprağa gömülmesi de yeşil gübre ve azot desteği olarak ağaca yarar sağlar. Ayrıca nar ağaçlarının altına fosfor ve azotça zengin kompoze fenni gübreler de serpilir.

Budama: Tüm meyve ağaçlarına olduğu gibi nar ağaçlarına da şekil, ürün ve gençleştirme budaması olarak üç tür budama uygulanır. Bu işlerin, ağacı iyi tanıyan kişiler tarafından yapılmasında yarar vardır.

Hasat (Derim): Nar meyveleri, çeşidine özgü iriliğe ulaştığı, kabuğun zemin rengi yeşilden sarıya döndüğü ya da kırmızı narlar tam kırmızı rengini aldığı zaman ve meyve üzerindeki erkek organ ipçikleri kuruduğu dönemden başlayarak hasat edilir.
Hasat işlemi keskin bir bıçakla, meyvenin kabuğu çizilmeden ve örselenmeden, özellikle meyve yere düşürülmeden yapılır. Ağaçtaki meyvenin olgunlaşması farklı zamanda gerçekleşebileceğinden, hasat işlemi 2-3 seferde bitirilir. Olgunlaşmış narların kabuğu, ilk yağıştan sonra çatlar ve meyve pazarlama değerini yitirir. Bu nedenle yağışlardan önce hasat yapılıp bitirilmelidir. Meyveler makasla, üzerlerinde 1-2 mm. uzunlukta sapı bırakılacak şekilde kesilmeli, hasat yapılırken sapla birlikte kesinlikle meyvenin kabuğu sıyrılıp kabartılmamalıdır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Nar ağaçlarına dadanan hastalık ve zararlılarla, tarımsal kurumlara başvurularak edinilen bilgi ve ilaçlarla düzenli ve eksiksiz mücadele yapılmalıdır. Hele ürün toplama zamanı tatlı narlara dadanan sıçanla mücadele hiç aksatılmamalıdır.
http://www.bilgilik.com/makale/saglik/besinler_ve_ozellikleri/nar_odev.html

20 Ocak 2007

Kadife Çiçeği _ Tagetes


Kadife çiçeği benim hastalıklarımdan biri. Mart sonu geldi mi fidelerini almaya başlarım, taa Mayıs sonuna kadar durmadan alır, her yere ekerim. Çiçekleri yaz geçip soğuklar başlayana kadar durmadan açar. Bahçeye sarı, turuncu, sarı-kırmızı renkleriyle ayrı bir neşe katmaları bir yana en doğal bitki ilacı olmaları da onları bahçenin vazgeçilmez unsurlarından biri kılıyor.
Kadife çiçekleri ne demek olduklarını bilmemekle beraber okuduklarıma göre oldukça önemli sayılan Nematod zararlısını yok ediyor, fareleri bulundukları yere yaklaştırmıyor, lahana kurtlarının gelişimini engelliyor, ayrıca virüslere ve beyaz sineklere karşı da oldukça etkili. Nematudlar kadife çiçeklerine nüfüz etti mi bu çiçek bitkisel enzimler ve hormonlar aracılığıyla ölümcül bir oksijen biçimi geliştiriyor. Bu, özellikle bazı kurtçukların da sonunu hazırlıyor.
Fasulye, salatalık, patates, lahana, havuç, nergis, maydanoz, pırasa ve domates sıraları arasına mutlaka kadife çiçeği sıraları yapılmalı. Güllerin yanına ekilen kadife çiçekleri güllerin daha iyi gelişmesini sağlıyor. Hastalıklı elma ağaçları ise altlarına ekilen kadife ç içekleri sayesinde yeniden sağlıklarına kavuşuyorlar. Bir tek biber fidelerine iyi gelmedikleri söyleniyor.
Yani benim kadife çiçeği hastalığım nedensiz değil. Yalnız benim düştüğüm hataya düşmeyip sebzeler arasına yalnızca fazla uzamayan fidelerden ekmek gerekiyor. Kadife çiçekleri öyle gelişiyor ki kendilerinden başka her türlü bitkiyi kolaylıkla gölgeleyebiliyor.
Sümüklü böcekler, salyangozlar kadife çiçeğini yemeğe bayıldıklarından, yemememeleri gereken bitkiye, örneğin çileklere ulaşmalarını engelleyecek harika bir bariyer de oluşturabiliyorlar.
Bazı kuşlar da kadife çiçeklerinin çiçeklerini yemeye bayılıyor. Bir kuşun 1-2 saat içinde 3m genişliğindeki bir sıranın çiçeklerinin hepsini yerlere saça döke yediğine bizzat tanık oldum.
Asteraceae ailesinden olan kadife çiçeklerinin anavatanı Meksika. Bir yerde bayraklarında yer alan çiçek olduğunu da okumuştum ama o yazıyı bir daha bulamıyorum, yani aklımda doğru mu kalmış, bilmiyorum. Ama Azteklerden bu yana kutsal sayılıyor. Kötü ruhlardan korunmak, onları kovalamak için birebir.
Çiçek bilimsel adını bir arıktan doğan Etrüsk yarı tanrısı Tages'den almış. Bitkinin tarla ürünleri için önem ini daha iyi ne kanıtlayabilir?

Tagetes patula, Wildform


.


14 Ocak 2007

Günebakan

Bahçe çiçeği
Her yıl hiç bıkmadan bahçenin çeşitli yerlerine ayçiçeği çekirdekleri eker, heyecanla onların büyümelerini beklerim. Bir de dik durabilseler... Kalın gövdelerine rağmen kafalarının büyüklüğü yerçekiminin gücüne karşı koyamaz, tüm gövde neredeyse toprağa paralel hale gelir. İplerle bağlamak da pek fayda sağlamaz. Gene de kuşlar ve arılar her ayçiçeğini sevgiyle yer bitirir. Benim derdim ekmek çünkü, yemek değil.


Ayçiçeği, Sonnenblume, Helianthus annus
Gündöndü
Günebakan
Şemşamer

Familyası: Bileşikgillerden, Korbblütengewaechse, Asteraceae


Ayçiçeği Halianthusgillerden olup bu gruba 70 bitki dahildir; bir yıllık gündoğdu olduğu gibi çok yıllık olanları da vardır. Eskiden Amarikalı Kızılderililer tarafından çeşitli rahatsızlıklara karşı kullanılmıştır. İspanyollar tarafından 1569 yılında Avrupa'ya getirilen bitki kısa zamanda Doğu Türkistan'a kadar oldukça geniş bir alana yayılmıştır.
Ayçiçeğinin taç yaprakları ateş düşürücü olarak ve gribe karşı kulanılmıştır. Ayçiçek tohumundan elde edilen yağ salata ve yemeklere katılır, ayrıca masaj yağı yapımında kullanılır. Bitkiye günebakan denmesinin sebebi, bitkinin kafasını güneşin yönüne doğru döndürmesidir. Helianthus sözcüğü, helios, yani güneş ve anthos, yani çiçek, yani güneşçiçeği anlamına gelir, annus kelimesi ise bir yıllık anlamına gelir.
Botanik: Bir yıllık bir bitki olan Ayçiçeği 1-3 metre boyunda dikine yükselen bir bitki olup nadiren çatallaşır. Yaprakları alttan üstte doğru yükseldikce büyür. Uzun bir sap üzerinde kalp veya üçgen şeklindeki yapraklar, koyu yeşil renkli kenarları kertiklidir ve ortada bir anadamar bulunur. Çiçekleri 10-40 cm genişliğinde tepsi şeklinde geniş bir kafa olup kenarların 1-3 sıra dizilmiş dil şeklinde 30-70 adet 5-10 cm uzunluğunda altın sarısı renkli ve ortada boru şeklinde çiçek yaprakları vardır. Burumsu çiçekler sarımsı esmer renkte ve de oldukça çoktur.
Yetiştirilmei: Ayçiçeğinin yetiştirilmesi oldukca kolay olup Nisanda ayçiçek tohumları (çekirdekleri) tarla veya bahçelere ekilir.
Hasat zamanı: Çiçekleri (taç yaprakları ) çiçek açmaya başladığı andan itibaren toplanır ve kurutulduktan sonra özel kaplarda muhafaza edilir. Ayçiçek çekirdeklerinin toplanması olğunlaşan kafalar Eylülden Ekime kadar toplanır döğülerek çekirdekleri çıkarılır ve kurutulur vede çekirdek kabuklarının soyulup tohumlarından yağ eldeetmek için fabrikalara gönderilir.
Araştırmalar: Ayçiçeğinin kökü ve yağı ile çeşitli araştırmalar yapılmıştır ve bu araştırmalardan bazıları:

1-) Çernobil'deki atom santralinde 1986 yılında meydana gelen kaza, Türkiye'den Almanya'ya kadar çok geniş bir alanda Uranyum zehirlenmesine sebep olmuştur. Bu zehirlenmenin ortaya çıkardığı radioaktif maddeleri, yan Stransiyum (Strantium) ve Sesyumu (Cassium) topraktan ve sudan arıtmak için Çernobil civarındaki göletlere Ayçiçeği ekilmiştir. Yapılan bu araştırmalarda daha önce 200 mikrogram/litre radioaktif madde içeren sularda bu oran 20 mikrogram/litre’ye düşmüştür. Böylece Ayçiçeği kökünün radioaktif maddeyi topladığı ve çevreyi arıttığı tesbitedilmiştir. (ZP.2.98.66 ve NH.4.97.198)
2-) Yağ tedavisi: Dr. F. Krah Ayçiçek yağından 2 kahve kaşığını ağza alarak 10 dakika gargarası yapılır ve buna günde 3-5 defa 4-6 hafta süreyle devam edilirse birçok hastalığa karşı iyi geleceği iddia etmiştir. Fakat bu iddiaların herhangi bir üniversite kliniğinde tedavi denemesi yapılmamıştır. Ben denediğimde yağın renginin değiştiğini gördüm. (NH.8.96.488)
Geniş bilgi için www.alternatif-tip.net'a bak


Güneş Tanrısı Helios Efsanesi

Antik Yunan'da her doğa olayı, hatta güneş ve ay da tanrılaştırılmıştı. Güneş tanrısının adı Helios'tu. Helios da, tıpkı diğer tanrılar gibi zaman zaman gök katından yeryüzüne iner, sevgili çiçeklerini yoklarmış. Bu yolculuklarından birinde güzel bir çoban kızına rastlamış. Kız, kırların ortasında bir taşa oturmuş , kendine çiçeklerden bir taç örüyormuş. Helios bir süre kendini göstermeden kızın hünerli ellerini seyredalmış. Kıza gelince, elindeki tacı bitirip tam kafasına yerleştirecekmiş ki yakışıklı bir delikanlı kılığına girmiş güneş tanrısının farkına varmış. O an birbirlerinden hoşlanmışlar. Birbirlerini görmeden gün geçirmez olmuşlar.
Bu buluşmalar gözü güneş tanrısında olan bulutlar tanrıçasının hiç hoşuna gitmiyormuş. Birkaç kez Helios'tan bu buluşmalara son vermesini rica etmiş ama faydasız. Bakmış iş çığrından çıkacak, etekleriyle dünyayı gözlerden gizlemiş, bulutlar yüzünden Helios dünya yüzüne inemez olmuş. Kısa zamanda çoban kızı da unutmuş gitmiş.
Çoban kıza gelince, günler günleri, aylar yılları kovalamış, kız o delikanlıyı bir türlü unutamamış.
Günlerden bir gün gene taşa oturmuş, gökyüzüne bakarken bulut tanrıçası yanında belirmiş. Tanrıça çok öfkeliymiş. 'Seni aptal ölümlü yaratık, sen kim oluyorsun da özlemle güneşe bakıp duruyorsun. Sen ona layık değilsin. O da zaten seni çoktan unuttu gitti' demiş. Bunu duyan kızın dünyası başına yıkılmış, üzüntüden kalbi çat demiş çatlamış. Ama ölürken bile gözlerini gökyüzünden alamamış. Tanrıların babası Zeus çoban kızın bu derin aşkından çok etkilenmiş. Bu yüzden kızı tıpkı güneşe benzeyen bir çiçeğe dönüştürmüş.
Çiçek bugün bile bakışlarını hiç güneşten ayıramaz. Kafasıyla onun hareketini izler durur.

13 Ocak 2007

Yıldız Çiçeği _ Dalya



Yıldız çiçeği adı altında eve saksı içinde aldığım bir adet bitkiyi ne olacak bakalım diyerek toprağa ektim ve ertesi sene karşıma çıkan bir öbek yıldız çiçeği beni bu türün adeta hastası yaptı. Her renkten, her boydan toplamaya çalışıyorum. Bol su dışında hiçbir özel isteği yok, bir de güneş tabii.



Anavatanı Güney Amerika olan yıldız çiçeğinin yumruları 1814'de Avrupa'ya ilk gönderildiği zaman sebze olarak yenmişti. Ekilen yumrular gelişip muhteşem çiçekler açtığında ise işin rengi birden değişti. Üstelik bu bitki aşılanmaya ve Anavatanı Güney Amerika olan yıldız çiçeğinin yumruları 1814'de Avrupa'ya ilk gönderildiği melezlemeye çok elverişliydi. Çeşitleri birden arttı. Yıldız çiçeği için Avrupa'da meşhur "lale çılgınlığı"nı andıran bir dönem yaşandı. Nadir soğanlar ağırlığınca altına satıldı.
Zamanımızda yıldız çiçeği binlerce çeşidiyle hala popülaritesini koruyor. Boyutu düğme iriliğinden servis tabağı
büyüklüğüne kadar değişen çiçek çeşitlerinin neredeyse her rengi var. Çiçek biçimleri de farklı. Pompon, kaktüs, dekoratif ve yalınkat bunlardan bazılarına verilen isimler. Ayrıca ebruli, benekli ve kırçıllı olanları da mevcut.
Bitkisinin yüksekliği cinsine göre bir karıştan iki metreye kadar değişir
. Kısa boylular saksı veya çiçekliklere yahut bahçede çiçek öbeklerinin ön kısımlarına ekilir. Orta boylu olanları büyük saksılarda yetiştirilebilir. Ancak uzun boylu ve iri çiçekli yıldızlar yalnızca bahçeye dikilmelidir.
Yıldızlar bol güneş, iyi gübrelenmiş toprak ve bol su isterler. Yumruları dikmeden altı hafta evvel yeri iyi yanmış gübreyle beraber bir bel derinliğinde kazılır. Mayıs içinde kürekle 15 cm derinliğinde bir çukur açılır. Açılan çukura 3-4 yumru dikkatlice yerleştirilir. İyi toprakla üzeri örtülür.Yumrular 7-8 cm derinlikte olmalıdır. Toprak parmaklarla bastırılıp sıkıştırılır. Filizler görününceye kadar fazla su istemez.
Boylu yıldızlar destek ister. Destek çubuğu çukur açıldığında, yumruları
yerleştirmeden önce toprağa sağlamca çakılır. Daha sonra yumrular yerleştirilir. Kısa boylular için gerekmez.
Yıldız çelikle de yetiştirilebilir. Baharda yumrular sürünce sürgünlerden 15 cm'lik çelik keskin bir makasla alınır. İyi toprakla dolu bir saksıya ekilir.Hafif gölgede ara sıra sulanarak köklendirilir. Daha
sonra toprağıyla beraber gerçek yerine dikilir.
Eskiden yaz so
nuna doğru çiçeklenen yıldızların şimdiki çeşitleri Hazirandan başlayarak Kasım sonlarına kadar sürekli açıyor. Devamlı ve kaliteli çiçek almak için bitkiler her 15 günde bir gübre şerbeti veya suda eriyen çiçek gübresiyle beslenmelidir.
Sonbaharda bitkinin sapları kararınca yumrular çatal bel yardımıyla dikkatlice topraktan çıkarılır. Cinsine göre etiketlenir. Bir hafta kadar kuruması beklenir Daha sonra serin ve kuru bir yerde bahara kadar muhafaza edilir.

12 Ocak 2007

Jakobinia-Justicia carnea

Acelica, Adhatoda, Amphiscopia, Anisostachya, Aulojusticia, Averia, Beloperone, Calliaspidia, Calymmostachya, Chaetothylopsis, Chiloglossa, Cyphisia, Cyrtanthera, Cyrtantherella, Dianthera, Dimanisa, Drejerella, Duvernoia, Emularia, Ethesia, Glosarithys, Harnieria, Heinzelia, Hemichoriste, Heteraspidia, Ixtlania, Jacobinia, Kuestera, Libonia, Lophothecium, Lustrinia, Nicoteba, Orthotactus, Parajusticia, Petalanthera, Plagiacanthus, Plegmatolemma, Porphyrocoma, Psacadocalymma, Rhacodiscus, Rhiphidosperma, Rhyticalymma, Rodatia, Rostellaria, Rostellularia, Saglorithys, Salviacanthus, Sarotheca, Sericographis, Simonisia, Solenochasma, Stethoma, Tabascina, Thalestris, Thamnojusticia, Tyloglossa...


Bu kadar çok ve farklı isme sahib başka bir bitkiye rastlamak kolay olmasa gerek.

Justicia ismini, 18. yüzyılda yaşamış İskoç bahçıvan James Justice'den almış. Tropikal ve subtropikal iklim kuşağında yetişen ve yaklaşık 300 tür ot, çalı ve çok yıllık bitkiyi kapsayan bu bitkinin isimlerine İngilizcelerini eklemek gerekirse:
Brazilian plume, flamingo flower, Jacobinia, pine-bur begonia, pink jacobinia, pink tongues, king's crown, cardinal's guard.

Bahçelerin özellikle gölgeli bölgelerini renklendirmek için birebir. Su istiyor. Ama bir kere yerine alıştı mı rahatça unutulabilir. Ancak çok sıcak günlerde ihmali abartmamak gerekiyor. Üretmesi dallarından alınan çeliklerle ve çok kolay.

10 Ocak 2007

Ada Mercanı



RUSSELIA EQUISETIFORMIS gibi zor ve uzun bir Latince isme sahip bu bitki bahçenin vazgeçilmez süslerinden. Hele çiçeklerinin kırmızı kırmızı açtığı yaz aylarında.

Verandanın üstündeki kalın naylon tentenin gerilip bağlandığı çift kavisli demir iskeletinin, üst uzun demirine yan yana asılmış çiçekli saksı sepetleri...
İlk saksıda bir garip çiçek...
İnce uzun bir kurşunkalem kalınlığında yeşil bir gövde ve o gövdeden fışkırıp
aşağı doğru sallanmış, ipincecik tel tel yeşil saçlar... Öylesine ipincecik ve öylesine yemyeşil ki o tel tel saçlar...
Ve yemyeşil tel tel saçlarda, yarım kibrit çöpü uzunluğunda ve
kalınlığında, yüzlerce kıpkırmızı miniminicik boru biçiminde sarkık çiçek...
Aşağı doğru tel tel yeşil saçlar ve üstlerinden sarkan yüzlerce yarım kibrit çöpü uzunluğunda kıpkırmızı miniminicik borular...
Hiç böyle bir çiçek görmemiştim hayatımda... Adı botanik dünyasında "russelia" imiş, Türkçede "çeşme
çiçeği"... (Çetin Altan)
90-120 cm boyunda, kuraklığa dayanıklı, çalı formunda bir bitkidir Yeşil ve ince yaprakları, parlak kırmızı çok küçük çiçekleri vardır. Bunlar, gevşek, uzun ve sarkık püsküller halindedir. Çiçeklenme mevsimi yaz sonlarıdır Anavatanı Meksika'dır. Balçık esaslı kompost toprak, gerektiğinde sulanmak ister Sıcak güneşte gölgelenmek ister. Çelik veya ayırma metoduyla üretilir. Balkon ve teraslarda, asma sepetlerde veya don tehlikesi olmayan yerlerde bordur ve çiçek tarlalarında kullanılır.


Hakkında bulabildiklerim bunlar. Bizim buraların donlarından etkilenmiyor mu yoksa ben korunaklı bir yerde mi tutuyorum bilmiyorum ama benim üç saksım da şu güne değin soğuktan ve dondan etkilenmeden sokakta , yani bahçede gelişip duruyor, dahası bugün (11 Ocak) baktım, uçları kırmızı toplara hazırlanıyor. Yazları bence çok su istiyor. Ama belki de bu yüzden, yani fazla suladığım için az çiçek veriyor. Akrabaları arasında
Zeytin, Ligustrum, Yasemin, Leylak, Verbena, Çalı Minesi (Lantana camara), Melissa (gündüz kokan - Aloysia triphylla _ Lemon verbene); ayrıca
  • Oregon
  • Biberiye
  • Nane
  • Fesleğen
  • Lavanta
  • Ada çayı (bende iki türü var: mor yapraklı ve alaca yapraklı)
  • Kekik
var. Diğer akrabaları arasında Paulownia, Küçük acem borusu (kırmızı), Acem borusu (Campsis), Küçük acem borusu (portakal rengi) varsa da Aslan Ağzı (Antirrhinaceae) kesinlikle Ada Mercanının kankardeşi sayılmalı. Özetle tüm sıraladıklarım Lamiales üst düzenine mensup. Bir tek Aslan Ağzı tıpkı Ada Mercanı gibi Plantaginaceae' lerden.




Bu resimde pek belli olmasa da ada mercanının sarı çiçeklisi de var.

26 Aralık 2006

Billbergia

Ananasgil diye bir şey dilimizde var mı, bilemiyorum ama bu bitki ananası da kapsayan o aileden, yani Bromeliaceae; üst düzen de Poales (bu bildiğimiz Papirüs, ayrıca Japon şemsiyesi ile de bir akrabalık var demek).
Çok kolay bir bitki. Sudan ziyade nem istiyor. Zaten anavatanı da Brezilya, Arjantin, Paraguay, Uruguay, yani tropikal iklim. Tüm ananasgiller gibi bunlar da ağaçlar üzerinde yetişirlermiş, onların sularından ve gıdalarından beslenirlermiş.
Batılılar içeri çiçeği addediyor. Ben de seradan almıştım ama geçen sene bütün kışı sokakta geçirdiler, bir şey olmadı. Çiçeklendikten sonra saksıdakileri bölüp kimini doğrudan toprağa, kimini de saksılara ektim. Hepsi gelişiyor. Aşırı güneş istemedikleri gibi koyu gölgeden yana da değiller. Su vermeyi ara sıra unutmalı, zaten bitki ihmale çok tahammüllü bir bitki. Öğrendiğim kadarıyla bitkinin çiçek açması zormuş, açınca da bir daha açmazmış ama sürekli çoğaldığından bu da bir sorun değil. Yalnız bölme işlemi çiçeklenmeye bir süre sekte vuruyor. Kışı soğukta ya da sıcakta geçirmesine göre kış ya da yaz sonu çiçek açıyor.
Okuduklarımdan sonra korktum saksılardan bir tanesini içeri aldım. Garanti olsun, dışardakilere don vurursa elimde kalsın diye.


Die Familie der Ananasgewächse hat uns eine ganze Anzahl sehr guter Zimmerpflanzen geliefert. Wir sehen sie gern auf den Epiphytenbäumen, leider meist nicht oft gut gepflegt und zu dunkel aufgestellt. In ihrer Heimat leben die meisten Bromelienarten als Aufsitzer auf Bäumen. Sie halten sich selbst nur mit Wurzeln in Astgabeln fest und brauchendie Wurzeln weniger zur Nahrungsaufnahme. Sie besitzen dachziegelartig übereinander gelagerte Schuppenhaare, die sich bei Lufttrockenheit dicht zusammenziehen und einen guten Verdunstungsschutz bilden. Bei Regen schwellen die Härchen an und nehmen aus der Luft und aus der Zisterne Wasser und Nahrung auf.
Auch durch den Bau der Blüten unterscheiden sich die Bromelien von anderen Blütenpflanzen. Oft haben sie ganz unscheinbare Blütchen, dafür aber herrlich gefärbte Hochblätter (Brakteen). Manchmal ist auch das innere Nest leuchtend rot gefärbt und verbirgt im Innern die echten Blüten. Interessant sind sie alle und der Betrachtung wert. Man lernt Geduld von Ananasgewächsen. Es dauert mehrere Jahre sie heranzuziehen, erfordert Platz, und der hohe Preis ist durchaus gerechtfertigt. Langsam geht das Wachstum der Blätter voran, die eine teils hohe, teils flache Rosette bilden, um im Innern das Wasser anzusammeln. Wir giessen – ausnahmsweise – die Bromelien immer ins Herz. Langsam, ganz allmählich schiebt sich die Blütenknospe hervor, lange halten die Blüten der meisten Arten, die Hüllblätter oft monatelang. Fast alle sind einfach zu halten, sehr widerstandsfähig gegen Lufttrockenheit, durch Ableger leicht zu vermehren und bei etwas Aufnerksamkeit viele Jahre beste Zimmerkameraden. Heute brauchen wir nur Einheitserde, in der die Arten, die für uns in Betracht kommen, gut gedeihen.

Zimmerhafer
Grasartiges Blattwerk. Nach Jahren beginnt endlich die wunderbare Blütenähre, sich hinauszuschieben. Die nickende Billbergie ist ganz und gar anspruchslos. Vergisst man auf einer längeren Reise das Gewächs, so überlebt sie dank ihrer saftiggrünen Blätter. Zum Blühen braucht sie einen helleren Standort, aber keine grosse Sommersonne. Falls sie nicht blüht, so leidet sie unter Nahrungsmangel oder sie stand zu kalt. Unter 14° ist nicht anzuraten.
Jede Bromelie blüht nur einmal. Bevor sie langsam abstirbt, bildet sie sogenannte Kindel. Diese brauchen etwa 2 - 3 Jahre bis zur ersten Blüte.

03 Aralık 2006

Fırça Çalısı _ Callistemon

çalı, ağaççık


Görünümü komik, bakımı kolay, her bahçenin vazgeçilmez süslerinden biri. Eskiden her evde uzun bir tel sap üzerinde beyaz fırçalı bir alet bulunurdu. Plastik petler ortalığı kaplamadan, her eşyanın atmak bir yana binlerce kez kullanıldığı günlerde kalmış bir mutfak malzemesi. Şişeleri o fırçayla yıkamak eğlenceliydi, su orgu gibi bir ses çıkardı çünkü. Anlaşılan bu alet dünya çapında kullanılagelmiş ki bitkinin her dilde adı aynı: Fırça Çalısı. (Bir yerde adı At Kuyruğu diye geçiyor, diğer bir yerde ise Afgan Söğüdü.) Mersingiller (Myrtaceae) ailesinin bir üyesi. Güneş dışında özel bir isteği yok. Anavatanı Avustralya'da esas olarak su kenarlarında yetişmesine karşın özel bir su isteği de yok. Çok sıcak günlerde verilen suya da hayır demiyor tabii ki... Esas olarak Akdeniz ve Ege bahçelerinde boy gösteriyor.
Henüz çoğaltma denemesine girmediğim gibi budamaya da elim gitmiyor. Söyelentilere göre çiçek açtıktan sonra tam bir budama yapılmalıymış. Ama söğüt görünümünü yok etme riskini de göze almak gerekiyormuş. Bu yüzden tek yaptığım alttaki dalları hepten kesmek, ilkbaharda altına biraz keçi gübresi koymak, sonra da kırmızı fırçaların keyfini çıkartmak.
Ilıman bölgelerde soğuğa dayanabilen, her dem yeşil bir çalıdır. Yavaş buyur, ancak ilginç çiçekleriyle çok dikkat çekicidir. Seyrek dallıdır. Almaşık, uzun-mızrak şeklinde yaprakları vardır. Silindirik başak şeklinde çok sayıdaki çiçeklerin en büyük özelliği fırça şeklinde uzanan stamen'lerdir (erkek organ). Küresel, odunsu meyveler yapışkan oldukları için dallara yapışıp uzun seneler dallarda kalabilir. Ilıman iklime sahip bölgelerde ev bahçelerinde ya da sahil kesimlerinde kullanılabilir. Bitki boyu 3-4 metredir. Vatanı Güneybatı Avustralya'dır. Mümkün olduğunca güneşli ve korunaklı alanlarda yetiştirilmelidir. Ilıman iklim sever. Dona çok dayanıklı değildir. İyi havalandırılmış asitli veya kalkerli ve çok zengin olmayan toprakları sever. Saksı içinde fundalık toprağı ile parçalanıp elenmiş, ağaç kabuğu veya orman üst toprağı karışımında yetiştirilebilir. Açelya'lar gibi bakımlı ve düzenli sulanmalıdır. Üretimi, ilkbaharda soğuk seralarda tohum ekimi ile olur. Daha sonra fideler aralanıp saksılara alınır. Geç ilkbaharda soğuk seralarda kum içinde köklendirilecek yan-odunsu çeliklerde üretilebilir. (Bulabildiğim tek Türkçe kaynak.)

24 Kasım 2006

Guava _ Psidium

bodur ağaç
Guavaların resimlerini üzerlerinde meyveleri varken çekmeyi akıl edemediğimden resimler çok yeşil gözüküyor. Meyveler mayhoş, çok çekirdekli, çok sulu ama çok da lezzetli, renkleri de olgunlaşınca kırmızı.
Çalı olarak da küçük bir ağaççık olarak da büyütmek mümkün. Bahçedeki guavalar (muhtemelen psidium cattleianum, yani çilek guavası) küçük yapraklı. Biraz küçük yapraklı kauçuk ağacını andırıyor. Soğuğa da dayanıklı. Soğuğa derken Ege bölgesinin donlarına dayanıklı demek istedim.
Mersingiller ailesine mensup olan guavaların üst ailesi Myrtales.
Açıkça itiraf etmek gerekirse guava ağacını bahçeye dikme nedenim, değişik bir bitkiye sahip olma arzusuydu. Ne neye benzediğini ne tadını biliyordum. Bugün bahçenin en sevilen ağacı. Hızla genç bir fidandan küçük bir ağaç olma yolunda ilerliyor. Diktiğimiz senenin ertesinde meyve vermeye başladı. Hem de kendisine fazla ihtimam göstermememize rağmen. Kısa süreli donlardan bile etkilenmeden, diğer meyve ağaçları gibi yok sinek yok mantar gibi herhangi bir hastalıkla boğuşmadan mutlu mesut yaşıyor. Tabii bu yıl yapmayı düşündüğüm radikal budamanın ardından neler hissedecek onu bilemiyorum. Suların giderek azaldığı günümüzde bahçeler için önemi daha da artıyor çünkü aşırı su ihtıyacı da yok.
Meyvenin tadı biraz mersini andırıyor. Ama görünüşünden hiç umulmayacak derecede faydalar da içeriyormuş. Her şeyden önce C vitamini bakımından çok zengin.

100 g meyvede:
Kalori : 36-50
Proteyin: 0.9-1.0 g
Yağ: 0.1-0.5 g
Karbonhidrat: 9.5-10 g
Kalsiyum: 9.1-17 mg
Fosfor: 17.8-30 mg
Demis: 0.30-0.70 mg
Vitamin A: 200-400 I.U
Vitamin C (türüne göre): 37-400 mg
Thiamin 0.046 mg
Riboflavin 0.03-0.04 mg
Niacin 0.6-1.068 mg

varmış.

Guava (Psidium guajava), anavatanı Güney Amerika ve Batı Hindistan olan bu meyve, boyu 7 metreyi geçmeyen, geniş taçlı, bodur bir ağaçtır. Konik şekilde aşağı doğru genişleyen gövdesinin kabuğu parlak ve incedir. Kabuğunun rengi, kırmızıya bakan tatlı bir yeşil renkte olup genç dallarının kesiti dört köşedir. Yaprakları gövde üstünde karşı karşıya dizili, kenarları düz ve ovaldir. Altları açık renkte, üzerinde ise düzensiz biçimde dağılmış şeffaf gözenekler vardır. Çiçekleri güzel kokulu, açık pem be renktedir; yaprakların gövdeyle birleştikleri noktalardan yayılır. Meyveleri altın sarısı renginde, armut şeklinde ve ortalama bir limon iriliğinde olup içinde çok çekirdek vardır. Guava'nın meyve ağırlığı 60-65 gram arasında değişir; bunun ortalama % 85'i meyve eti, kalanı ise çekirdekten oluşur. Meyve etinin rengi beyaz, hafif pembeya da yeşil gibidir. Aynı zamanda çok güzel ve keskin kokuludur. Bu nedenle birçok ağaç arasından guavayı seçmek çok kolaydır. Çekirdekleri meyve etinin ortasında gömülü ve serttir. Guava ağacı 700 m. yüksekliğin üstündeki yaylaların ve dağ yamaçlarının killi kumlu topraklarını sever ise de ağır killi, bilhassa volkanik topraklarda da iyi yetiştiği görülür. Guava da tıpkı Avokado gibi yetişmesi yalnız tropik iklimlere bağlı bir bitki değildir.
Üretilmesi hem tohumdan hem de kök filizlerinden yapılabilir. Tohumdan üretildiği takdirde uzun zaman kuvvetli çimlenmelerini koruyan çekirdekler 20’şer metre a ralıklarla yastıklara dikilir ve bunlardan yetişen fidanlar, 2-3 çift yapraklı olduktan sonra 7,5 X 7,5 m aralıklarla asıl yerlerine şaşırtılır. Çelik olarak ince dalları kullanılabilirse de daha kolay ve çabuk yetişmesi bakımından daima kök filizleri tercih edilmektedir. Bahçelerde meyvelerin kolaylıkla toplanabilmesi için ağaçlar bodur kalacak şekilde budanır. Guava çabuk yetişen bir bitki olduğundan dikildikten 2-3 sene sonra meyve vermeğe başlar ve meyveler çiçek açtıktan ortalama üç ay sonra tamamen olgunlaşır. Meyvelerin kokularını muhafaza etmek için toplama işi sabahları erken yapılır. Bir ağacın ilk senelerde verdiği meyve 6-8 kg kadar ise de bu ürün ağaçlar yaşlandıkça aşamalı olarak 20-25 kiloya kadar yükselebilir.
Meyveler taze olarak ya da pişirilerek tüketildiği gibi reçel, tatlı ve turşu üretimine de yarar. Bundan başka Java'da Guava ağacının yaprakları pirinçle birlikte pişirilerek yenir. Ağaç gövdesinin kolaylıkla soyulan kabukları % 27-30 oranında tanin içerir.
Diğer önemli cinsleri şunlardır:
* Psidium australe
*
Psidium cattleianum - Strawberry Guava, Peruvian Guava.
*
Psidium cinereum
*
Psidium friedrichsthalium - Costa Rica Guava
*
Psidium galapageium - Galápagos Guava
*
Psidium guajava - Apple Guava
*
Psidium guineense - Guinea Guava
*
Psidium incanescens
*
Psidium littorale - Cattley Guava
*
Psidium montanum - Mountain Guava

20 Ekim 2006

Yalancı Karabiber _ Schinus molle


Üç yıldır bahçe yolumuzu süsleyen, gençliğine karşın iki katlı evi çoktandır kem gözlerden saklayan karabiber ağacımız (yalancı) son yağmurlara yenik düşüp boylu boyunca devrildi. Kökleri bu kadar yüzeysel mi anlayamadım. Tam da ilk kez biberlerini vermeye başlayacaktı. Bundan ders alıp hemen öteki uçtaki ağacı sağlam bir destekle koruma altına aldık. Devrilen ağacı mecburen keserken ortalığı yoğun bir karabiber kokusu sardı. Zaten ağacın en güzel taraflarından biri, yaprağını bile ellesen mis gibi bir karabiber kokusuyla karşılaşmak.
Sapindales sülalesinin mensubu olan yalancı karabiberin akrabaları arasına sumak, sakız (dolasıyla şam fıstık) ve tüm çeşitliliğiyle narenciye giriyor.

07 Eylül 2006

Begonvil _ Bougainvillea

Sarmaşık



Bodrum'da ilk kez görüp tanıştığımı sanırdım. Oysa bebekliğim onun altında geçmiş. Gene de benim ve bir sürü başka insan için gelin duvağı adı altında bembeyaz evleri süsleyen Bodrum'un bir simgesiydi. Şimdi Bodrum'a bakıyorum da simge çoktan Mehmet Sönmez işi kartpostallarda ve minik bodrum heykelciklerinde kalmış. Çok pislik yapıyor diye olsa gerek, her yerden sökülüp atılmış. Olsun, biz gene de buraların deyişiyle 11 ay için deli oluyoruz. 5 senedir yetiştirmeye çalışıyoruz. Kışlar burada biraz soğuk geçtiğinden (hatta biraz don bile yapıyor) ancak düz morları tutturmayı başardık. En dayanıklısı onlar. Her türlü rüzgardan ve soğuktan korunmuş ön kapının önündeki kırmızılar da bu yıl bayağı çiçeklendi. Ama onlar da galiba pek güneş görmediğinden bir tek Mayıs-Haziran'da çiçek açtı. Dış kapının üstünde ise gurur kaynağımız, çift renkli (çingene pembesi_beyaz) begonvilimiz var. Daha hassas olan sarı, turuncu renkli begonviller de yetiştirme inadına kapıldığımızdan bu sene onları büyük saksılara diktim. Kışları bahçenin daha korunaklı yerlerine taşır, böylece seneye onların yasını tutmak zorunda kalmam diye.
Bahçede gene normal mor renkte ama çalı olarak büyütülen, yaprakları daha küçük bir begonvil çeşidi var. Onları çimlerin etrafına diktim. Sonbaharda bol çiçeğe boğulup sonra kara kışta (buranın kara kışı tabii) tüm yapraklarını döküyor. Sonra taa ertesi yıl Mayıs, hatta Haziran ayına kadar gözlerimiz onların üstünde, heyecanla yaprak vermesini bekliyoruz. Mevcut dallar üstünde yeniden yapraklanmasını bir türlü sağlayamadık. Her seferinde topraktan yeni sürgünler vererek baştan büyüyor. Bu yıl ne kadar çirkin gözükürlerse gözüksünler ilk yaprakların yeşereceği ana dek hiçbir şekilde hiçbir yerini budamamaya karar verdim. Seneye bugünlerde deneyin neticesini bu sayfaya bir dipnot olarak düşerim.
Bir cins begonvil daha var. Rengi kırmızıya daha yakın, yaprakları büyük ve gerçek bir çalı olarak büyüyor. Alışageldiğimiz begonvilden bambaşka bir havası var.



Aile: Nyctaginaceae
Üst aile: Caryophyllales

Telafuzu neredeyse imkansız bir aileye ve sınıfa mensup olup böcek yiyen bitkilerden ıspanağa, kaktüslerden bildiğimiz kaz ayağına bitki dünyasının en ilginç, sıradışı örnekleriyle akraba olan begonviller ne kadar az sulanırsa o kadar çok çiçek açmak gibi bir özelliğe sahip. Fazla su, yaprak ve dal bolluğuna yol açıyor.

İnternetten indirdiğim iki resimden de belli olduğu gibi begonviller bonsai yapmaya çok elverişli.



Benimki, umarım bir gün bu çelimsizlikten kurtulup göz dolduran bir hale gelir. Henüz 5 yıllık. Her yıl yeni bir şekle sokuyor kendini. Bu yıl nedense çiçek açmaya hiç yanaşmıyor.

24 Ağustos 2006

Fragaria x ananassa

Yer Örtücü


Başlığa bakıp egzotik bir meyve sanılmasın. Çilek böyle karışık bir isme sahip. Cezayir menekşesinden sonra gördüğüm en çılgın yer örtücü. Bir fide dikiyorsun, başını başka tarafa çeviriyorsun, dönüp tekrar baktığında... çilek her yanı sarmış. Sonra vakti gelip de küçük beyaz çiçekler kırmızı meyvelere dönüştüğünde çatlayana kadar yiyorsun.
Asitli toprak severmiş (en güzel çam türü ağaçların altında gelişiyor), su severmiş... Bazı hilelerim de var. Çilek sıralarının arasına patates ekiyorum, çilekleri büyütüyor. Ayrıca sarmısak, prasa ve de kadife çiçeği (Tagetes). Kışları aralara bakla da ekiyorum ama ilk yıl hata yapıp baklalar olgunlaşana kadar bekledim. Çevresindeki çilekler onun altında kalıp fazla büyüyemedi (hoş, baklalar sökülür sökülmez diğerleriyle arasındaki farki kısa sürede kapatmadı da değil). Maydanoz, nane ve tabii özellikle de lavanta. Bütün bu bitkiler sümüklü böcekten yaprak bitine, bir sürü böceğin çilekler arasına yayılmasını engelliyor. Kaplumbağaları tabii hiçbir şey engelleyemiyor, çileğe bayılıyorlar. Yaprakları tank gibi gövdeleriyle ezmeseler daha iyi olur tabii ama...
Çilek sıraları arasına başka şey ekmediğim zamanlar gazete kağıdı ya da kalın koliler koyup üstünü de talaşla örtüyorum, böylece ayrık ot sorunum da olmuyor. Bazıları doğrudan siyah naylonlar üzerine ekiyor. Benim yöntemim daha ucuz, ayrıca bu arada alttaki toprak da dinlenirken rahatça besleniyor.
Çilekleri yaz sounda temizliyorum, yani attığı kolların bir sürüsünü kesip alıyorum (başka yerlere ekmek üzere). Bazılarının ise anasını söküp yavrularını bırakıyorum. Sonra elime bir bahçe makası alıp toprağın üstünde kalan bütün yaprakları kesiyorum. Bu, benim gençleştirme yöntemim. Sonra bütün kış boyunca onları unutuyorum. Mevsim geldiğinde tek yapmam gereken talaş takviyesi, böylece oluşan meyvelerin toprakla temasının önüne geçilmiş oluyor. Toprak ve su eşittir çürümüş çilek demek.
Çilekli yoğurt, çilek reçeli, çilek marmelatı bu yıl soframızdan hiç eksilmedi. Dondurması ise çok az yapıldı.
Çileğin gülgillerin (Rosaceae) Rosoideae alt ailesine mensup olup Rosales takımının bir parçası olduğunu belirttikten sonra sözü uzmanına bırakalım:



1. GİRİŞ
Çilek, hem sanayiye elverişli hem de taze olarak tüketilebilen çok lezzetli ve hoş kokulu bir meyve türüdür. Bol miktarda A, B, C vitaminleri, kalsiyum, demir ve fosfor gibi mineral maddeler içerir. Çilek taze olarak sofrada yararlanılmasının yanında çileğin pastası, reçeli, marmelatı, kompostosu, dondurma, şıra, şarap, şampanya ile likörü de yapılmaktadır. Çilek tüketici tarafından arzulanan bir meyve olduğu için derin dondurma yoluyla uzun süre saklanarak tüketilebilir.
Çilek bol çeşitli ekolojik şartlarda yüksek verim ve kalite gösteren çeşitlerinin ortaya çıkarılmasından sonra, büyük bir gelişme ve günümüzde bir çok ülkede ekonomik bir öneme sahip olmuştur. Köklerin % 90'ı toprağın 15'lik derinliğinde bulunur. Bir çilek çeşidinde ne kadar fazla yaprak var ise, o kadar fazla çilek salkımı oluşacak demektir.
Çeşide ve çevre şartlarına bağlı olarak, ana bitkiden kollarla (Stolon) 100'ün üzerinde yavru bitki oluşabilir. Döllenmeden sonra, döllenmiş çekirdeğin etrafındaki etli kısım büyümeye başlamaktadır. Çilek tanelerinin şekli yetiştikleri iklim şartlarına ve çeşide göre değişiklik gösterebilmektedir.
Çilekte tanelerin sertlik durumu pazarlama açısından önemlidir. Çiftçiler için pazar ve endüstriye uygun sert çeşitler avantajlıdır.


2. İKLİM VE TOPRAK İSTEĞİ

2.1 İklim isteği
Çilek dünya üzerinde birbirinden çok farklı bölgelerde ve ekolojik şartlarda yetiştirilebilmektedir. Yıllık yağış 250 mm olan çöl alanlarında sulamak suretiyle, 3500 m yükseklikteki alanlarda, soğukların -45 oC'lere kadar düştüğü yerlerin yanında, yarı tropik yerlerde; yaz aylarında kuzey kutbuna yakın yerlerdeki devamlı aydınlık bölgelerden, 12 saatlik aydınlanmaya sahip Ekvatordaki bölgelere kadar birbirinden farklı çok ekstrem yerlerde yetişebilmektedir.

2.2 Toprak isteği
Çilek genel olarak derin, verimli, iyi drene edilmiş nem tutma kapasitesi yüksek topraklarda iyi gelişir ve bol ürün verir, en iyi toprak kumlu-killi milli ve süzek topraklardır. Allüviyal humuslu tınlı topraklarda da iyi gelişir. Kireçli toprakları sevmez, asit toprak ister. pH 6.5 dan az olmalıdır.


3. YETİŞTİRME TEKNİĞİ

3.1 Çilek Çoğaltma Metodları
Çilek fidelerinin üretimi 5 yolla yapılmaktadır. Bunlar tohumdan , kollardan, toprakaltı gövdesini ayırarak, yaprak çeşitlerinden ve doku kültürleri yolu ile fide elde edilebilmektedir.

Tohumdan fide elde edilmesi pratikte fazla kullanılmaz. Daha çok ıslah amacı için kullanılır. Kollardan fide elde edilmesi, bir çilek bitkisinin boğaz kısmındaki yaprak koltuklarından çıkan kollardan (stolon) elde edilir. Bu kollar toprak yüzüne yatık olarak büyüyen ve boğumlarının her birinde yeni bir bitki meydana getiren özelleşmiş bir gövdedir. Yaprak koltuklarından çıkan kolların boğumlarında bitkicikler oluşurlar ve bu boğumların toprağa değdiği yerde bu bitkicikler çok kolaylıkla yeni kökler meydana getirerek, ana fideye benzer yeni fideler elde edilmesini sağlar.

Toprakaltı gövdesini ayırarak fide elde edilmesi, bir kaç gövdeden oluşan çileğin ana gövdesinden bu gövdeleri ayırmak suretiyle olur. Her ana bitkiden 4-5 fide elde etmek mümkündür.

Bitkilerin süratle çoğaltılması gerekiyorsa yaprak çeliklerinden fide elde edilmesi yöntem kullanılır. Genç ve orta yaşlı yapraklar, yaprak kınları ile alınıp 2 cm kadar iki yerden çizilerek dikilir. Yaprak çelikleri tarladan alındıktan sonra ıslak çuvallara sarılarak seraya getirilmeli ve dikimden evvel su içerisinde muhafaza edilmelidir.

Doku kültürü yolu ile fide elde edilmesi ise, hücre, doku veya organların bitkilerden ayrılarak yapay bir besin ortamı üzerinde steril şartlarda yetiştirilmesidir.

3.2 Bölge İçin Önerilebilecek Çeşitler
Aliso, Tiago, Yalova-110, Yalova-125 Köy Hizmetleri Şanlıurfa Araştırma Enstitüsü tarafından bölge için önerilen çeşitlerdir.
GAP/BKİB'nin Şanlıurfa Koruklu Tarımsal Araştırma İstasyonunda 1989-1996 yılları arasında yaptırmış olduğu denemeler sonucunda verim ve kalite özellikleri bakımından Cruz, Chandler, Tufts, Vista, Pocahontas, Dorit ve Oslo Grande çeşitleri bölge için uygun çeşitler olarak belirlenmiştir.

3.3 Çilek Bahçesinin Kurulması
3.3.1 Toprak Hazırlığı
Çilek bahçesi tesis edilecek yerin toprağı önce bol hayvan gübresi ile gübrelenmeli ve derince sürülmelidir. Hayvan gübresi yoksa yeşil gübre uygulanmalıdır. Dekara 2-4 ton yanmış ahır gübresi uygulanabilir. Ahır gübresindeki sap ve samanların kolayca çürümesi için dekara 40-50 kg Amonyum sülfat veya amonyum nitrat ilave edilmelidir. Sürümden sonra sıkıştırmayan bir merdane ile bastırılmalıdır. Aynı yerde tekrar çilek dikimi yapılacaksa o zaman toprakta fümigasyon yapılmalıdır.

3.3.2 Dikim Zamanı
Dikim için hazırlanmış parsellere, daha önceki bölümlerde belirtildiği şekilde çoğaltılmış çilek fideleri getirildiğinde dikim için tüm hazırlıklar tamamlanmış olur.
Çilek yetiştiriciliğinde erken ürün elde etmenin yanında geç ürün elde etmede oldukça önemlidir. Fide dikimi kış, ilkbahar ve yaz dikimi olmak üzere üç şekilde yapılabilmektedir. Sonbaharda, soğuklama olmadan dikim yapılan bitkilerde en uygun kış dikim tarihlerinin Kasım-Aralık ayı olduğu; yaz dikiminin ise dinlenmeye giren, hava şartlarına bağlı olarak sonbaharda sökülüp, soğuk depolarda soğuklatılarak saklanan "Fide bitki" olarak adlandırılan fidelerle yapılır. Bölgemiz için çilek yetiştiriciliğinde ilkbahar ve yaz dikimi uygulamaları daha başarılı bulunmuştur. İlkbahar dikimi nisan ayının son iki haftasında, yaz dikimi ise Temmuz ayının son haftasında yapılır.
Ayrıca Cruz çeşidinin öteki çeşitlere göre daha erkenci olduğu belirlenirken yaz ve ilkbahar dikimlerinin, kış dikiminden daha erken ürün verdikleri saptanmıştır.

3.3.3 Fidelerin Dikimi
Bitkiler plastik torbalar içerisinde değillerse, köklerini nemli tutmalı, fakat asla ıslak bir ortamda bırakmamalıdır. Yapraklar su içinde tutulmamalı, bitkiler araziye ıslak çuvallarla kaplanmış sepetlerle götürülmelidir.
Fideler dikilirken kök boğazı kısmı (taç gövdesinin orta noktası) toprak yüzeyi ile aynı seviyede olmalıdır. Fidelerin çok derin veya kökleri açıkta kalacak şekilde yüzlek dikilmeleri zararlıdır.
Dikim için sökülen fidelerin uzun kökleri varsa dikimden önce 8-10 cm'den kesilmelidir.
Fidelerde fazla yaprak varsa bitki üzerinde genç olanlarında 2-3 adeti bırakılarak diğerlerini yaprak saplarından uzaklaştırmak tutum oranını artırır.
Küçük alanlarda yapılan dikimlerde sadece iki kişi bir bel yardımı ile dikimi rahatlıkla yapabilir. Bunların birisi bel ile çukur açar, diğeri fideyi çukura yerleştirir. Bel kullanan kişi, çukurun hemen yanında beli tekrar köklerin üzerine doğru bastırır ve kök bölgesini toprak ile iyice sıkıştırır. Burada dikkat edilecek husus kök bölgesinde bir hava boşluğunun kalmasıdır. Bu nedenle fide diken kişi, elleriyle veya ayağı ile fidenin etrafındaki toprağı bastırarak sıkıştırması gerekir.

3.3.4 Çilek Dikim Sistemleri
Çilek fideleri çeşitli sistemlerde dikilebilir.

1. Düz arazi üzerine dikim : Burada fideler değişik aralık ve mesafelerde sıralar halinde dikilir. Uzun meyve saplı çeşitlerde meyvelerin toprağa temas edip kirlenmemesi için toprak yüzüne çavdar veya buğday sapı serilir. Bu sistemde sulamanın yağmurlama ile yapılması daha uygundur.

2. Sedde üzerine dikim : En uygun dikim şeklidir. Çilek dikilecek tarlanın yüzü düzeltilir, karık açma pulluğu ile karıklar açılır. Karıklar arasında kalan sedde kısmının üzeri iyice düzeltilir, karık kenarları sıkıca bastırılarak sulama sırasında seddelerin bozulması önlenir. Çift sıra dikimlerde seddeler arası 100-120 cm tek sıralı dikimlerde ise 50-60 cm olabilir.

3. Ocakvari dikim : Toprak iyice işlendikten sonra çeşitli aralık ve mesafelerle hafif tümsekler yapılır ve fideler bu tümseklere ocak sisteminde dikilirler.

4. Plastik örtüler üzerinde dikim : Sedde usulü dikimin aynısıdır. Yalnız burada seddelerin üzeri plastik örtülerle kaplıdır. Plastiğin serilmesi için önce seddelerin üstü temizlenip düzlenerek hafifçe bastırılmalıdır. Süzgeçli kovalarla sulandıktan sonra seddelerin üstü plastikle kaplanır. Karık tabanlarına tel veya ince plastik örtüler sıkıca tutturulur, plast
iğin üzerinde fidelerin dikileceği yerler işaretlenerek yuvarlakça kesilir ve plantuvar yardımı ile toprağa dikilir. Bu suretle bitkinin kökleri toprakta plastik örtünün altında yaprak çiçek ve meyveleri plastik örtünün üstünde büyür ve gelişir, sulama yapılırken yaprak ve meyveler ıslanmaz, hastalıksız, çamursuz ve kusursuz meyveler elde edilir.
Plastik örtünün çok önemli bir faydası da, siyah plastik kullanılırsa, güneş ışığını geçirmediğinden örtünün altında yabani otların gelişmemesidir. Bu suretle yabancı ot mücadelesi kolaylaymış olur. Plastik örtünün diğer bir yararı da güneş ışınlarını toplaması ve bitkiye uygun daha sıcak bir ortam yaratmasıdır. Bu suretle plastik örtü üzerinde yetiştirilen çilekler, örtüsüz olarak yetiştirilenlerden bir hafta kadar daha önce açar, meyvelerini erken olgunlaştırır ve daha fazla ürün verir. Ancak plastiğin pahalı olması nedeniyle maliyet hesaplarının iyi yapılması, karlı oluyorsa kullanılması tavsiye edilir.

3.3.5 Fide Dikim Aralığı
Çilek bitkilerinin dikim aralıkları, dikim şekillerine toprak karakterlerine, çilek çeşidi, gübreleme ve sulama durumuna göre değişmektedir. Bir çilek bitkisi dikildiği yerde bir kaç yıl arka arkaya kalabileceği için bitkinin yararlanabileceği toprak alanını iyi hesap etmek gerekir. Çilek tarımının elle veya makina ile yapılması da verilecek aralık ve mesafeye etki eder.
Bölgede, yapılan çalışmalara göre, bitkiler; 60 cm genişliğinde-30 cm yüksekliğinde hazırlanan seddelere sıra arası ve üzeri 30 x 30 cm olacak şekilde üçgen dikim sistemine göre dikimleri yapılabilir.

3.4 Bakımı

3.4.1 Toprak İşlemesi
Çilek bahçelerinde toprak işlemesi; dikimden hemen sonra yabancı otların temizlenmesi sulamadan sonra çapalama, gübrelemeden sonra gübrenin toprağa karıştırılması işlemlerinden ibarettir. Bahçenin bakımındaki en önemli iş yabancı otların temizlenmesidir. İlkbaharda yabancı otlar köklerinden sökülmeli ve bahçe temizlenmelidir. Tesisin ilk yılında genç fidelerin zarar görmemesi için çapa çok itinalı yapılmalıdır. Ot temizleme işlemi küçük alanlarda genellikle bağ bıçkılarıyla veya elle yapılır. Daha ileri safhalarda çapa yardımı ile otlar alınır. Yabancı otla mücadele için tesisten evvel derin bir işleme veya toprağı iyice işlemeyi gerektiren bir çapa bitkisi veya yeşil gübre bitkileri ekilmelidir. Yabancı ot gelişmesini engellemenin en iyi yollarından birisi de seddelerin (tahta) üzerlerinin siyah plastikle kaplanmasıdır.
Yabancı otlarla mücadelede Venzar, Tenoran, Betanal, Gesatop (Simazin) ve Gramoxone gibi ilaçlar kullanılabilir.

3.4.2 Gübreleme
Organik maddeleri zengin topraklarda gübreleme genellikle önemli artışlar sağlamaz. Ancak diğer topraklarda gübreleme yapılmasında fayda vardır. Ayrıca gübreler meyve iriliğini artırmakta, bu da çoğu kez meyve kalitesini düşürmektedir. Azotlu gübrenin çiçek tomurcuğu oluşumundan evvel verilmesi, alınacak ürün miktarını artırmakta ancak, vejetatif gelişmenin durmasına kadar büyümeyi teşvik etmektedir. Azot vermenin en büyük etkisi ilkbaharda ve yazın yaprak ve stolon gelişmesi üzerine olmaktadır. Fide yetiştiriciliğinde stolon sayısını, dolayısıyla genç bitki sayısını artırmak için çilek bitkilerine haziran ve temmuz aylarında azotlu gübre verilmelidir.
Çileklerde 8-10 kg/da saf azot verilmesi uygundur. Azotun hepsini birden sonbaharda vermek sadece siyah örtü üzerinde yapılan yetiştiricilikte tavsiye edilir. Diğer şekilde ise azotu iki seferde vermek de mümkündür. Bu durumda şubat - mart aylarında verilebilir.
Fosfor, meyvenin dayanıklılığı ve renk oluşumuna olumlu etki yapar, kök gelişimini artırır. Yıllık olarak dekara 6-8 kg P2O5 vermek yeterlidir. Süperfosfat cinsinden toprağa bir seferde uygulanır.

3.4.3 Sulama
Çilek meyve oluşumunda olgunlaşmaya kadar geçen dönemde suya karşı hassastır. Sulama, meyve iriliği ve kalitesi ile o yılki ürün ortalamasına etki eder.
Dikim zamanında fidelerin çabuk ve sağlıklı büyümesi için sulamaya dikkat etmek gerekir. Çiçeklenme sırasında yağmur yağması arzu edilmez, yağış hem tozlanmayı engeller hem de meyve olgunlaşmaya başladıktan sonra yağarsa meyve yumuşar, leke yapar ve çürümeyi kolaylaştırır. Yağmurlama sulama ve yağış ile toprağın sıçrayarak meyvelere zarar vermemesi için sıralar arasına ve bitkilerin altına değişik malç malzemesi serilebilir.
Sulama dikim sistemlerine göre değişik metodlarla yapılabilir. Bunlar karık, yağmurlama ve damla sulama yöntemleridir. Karık sulamada, karıklara verilerek su taşarak sedde üzerindeki bitkilerle temas etmemelidir. Plastik örtülerle kaplanmış çileklerle karık sulama başarı ile uygulanabilir. Düz arazilerde ve ocakvari dikilmiş çileklerde ise damla sulama daha uygundur. Ayrıca çiçeklenme zamanı dikkatli olunarak yağmurlama sulama metodu da uygulanabilir.
Bölgemizin sıcak, kurak ve nisbi nemin düşük olduğu göz önüne alınırsa çilek özellikle ilkbahar ve yaz aylarında mutlaka sulanmalıdır. Dikimi tamamlanan çileklere can suyu verilerek köklenmeleri sağlanır ve metodu seçildikten sonra gerektiğinde sulama yapılır. Kışı bu şekilde geçiren bitkiler ilkbahar ve yaz aylarında sulanır. Bu nedenle karık sulamada ilkbaharda yağış olmadığı durumlarda haftada bir sulama yapılmalıdır. Damla sulama günlük buharlaşmaya bağlı olarak düşük debi ve su miktarlarında günlük sulama yapılabileceği gibi 3-4 günde bir de sulama yapılır. Hasat bittikten sonra belirtilen sulama aralığı genişletilmelidir.

3.4.4 Mücadele
Çiçeklerde rastlanan en fazla yaprak hastalıkları kırmızı leke hastalığı, beyaz leke hastalığı, çilek mildiyösü ve solgunluk sayılabilir. Meyve çürüklük ve hastalıkları olarak Botrytis (esmer çürüklük) en yaygın olanıdır. Kök zararlıları olarak nematod ve dana burnu başta gelir.
Hastalık ve zararlılarla mücadele çilek meyveleri toplandıktan sonra yapılmalı, daha önce yapılması zorunluluğu varsa, ilaçlamadan sonra en az 4-5 gün çilek toplanmamalıdır.
Kök boğazı ve yapraklara musallat olan zararlı ve hastalıklarla mücadele için, hasattan sonra çilek bitkilerinin tepeleri kesilmeli yeni yaprakları alınmalıdır. Yaprakların kesilip toplanarak yakılması bu hastalık ve zararlıların yayılmasını kısmen önler.

3.4.5 Kolların (Stolonların) Kesilmesi
Meyve örtüsü için çilek yetiştiriciliği yapıldığı valüt kolların gelişmesi arzu edilmez. Bu nedenle kolların kesilmesi çileklerin dikim sistemlerine göre farklı olur. Sıra usulü dikimde istenilen bitki miktarı elde edilinceye kadar kolların köklenmesine izin verilir.
Aralıkların düzgün olması için yine kolların bir kısmının kesilmesi gerekir. Kolların kesilmesi için keskin çapa kullanılmalıdır. Hiç bir zaman kollar çekilerek koparılmamalıdır.

3.4.6 Çileklerin Dondan Korunması
Kışın sıcaklığı 8-10 oC'nin altına düşen yerlerde, çilek bahçelerinin soğuktan zarar görmemesi için korunması gerekir. Bunun için en pratik yol, çilek sıralarının arası ve üzeri, buğday, çavdar sapı ve samanı ile yaklaşık 5-10 cm kalınlığında örtülür. İlkbaharda yeni yaprak gelişmesinin başlaması ile birlikte bitkilerin üzerindeki malç kaldırılmalıdır. Dondan korumak için sisleme ve yağmurlama sulamada kullanılabilir.

3.4.7 Bahçelerinin Yenilenmesi
Bir çilek bahçesinden 2-3 yıl, hatta daha fazla süre ürün almak mümkündür. Verimden düşmüş çilek bahçesinin yenilenmesi bir kaç şekilde yapılır.
Sıraları daraltmak: Bu usulde birinci yıl ürünü alındıktan sonra sıraların bir veya iki kenarından bir çapa pulluğu geçirilerek bir kısım ana bitkilerle onlardan oluşmuş kollar seçilmiş olur.
Sıra üzerinde seyreltme: Sıra üzerinde çok sıklaşmış olan kolları ve ana bitkileri seyreltmektir. Seyreltme ile çok yaşlanmış, kurumuş bitkilerde çok sıklaşmış olan kollar çıkarılır.
Tamamen söküp yenileme: İyi bir bakımla 3 yıl ürün alınabilir. Ancak bir ürün alındıktan sonra da bahçeler tamamen bozulabilir. Yeni fideler yardımı ile dikim yapılarak bahçe yenilenmiş olur.
Son yıllarda her yıl dikim yapılması önerilmektedir. Böylece bol ve kaliteli ürün alınmaktadır.

10 Ağustos 2006

Kudret Narı _ Momordica charantia

Sarmaşık



Kudret Narına Mısır Çarşısının garipliklerinden biri olarak aşina idiysem de yakından tanıma şerefine burda kavuştum. Turuncu renkli dış yüzü pütür pütür, armut şeklinde bir şey. Elde tutması da hiç hoş değil. İçinde kıpkırmızı çekirdekleri var. Bizim nar dememiz belli ki bu çekirdekler yüzünden. Sarmaşık olduğu söylendiğinden elime geçen ilk çekirdekleri ağaç ve duvar diplerine ektim. Sanırım Haziran ya da Temmuz ayıydı. Bitkiyi ta meyve vermeye başladığında tanıdım. Domateslerinkine, daha doğrusu salatalıklarınkine benzeyen sarı gösterişsiz çiçekler, yapraklar asma gibi ama çok daha hafif. Çok güneş ve çok su seviyorlar. Zaten yalnızca bu temel şartların yerine geldiği yerlerde bitivermişlerdi. Meyveler önce yeşilken giderek turunculaşıyor, ardından sararıp patlıyorlar. Okuduğuma göre yemekler yeşilken toplanan meyvelerden yapılıyormuş. Yaprakların da faydalı olduğunu daha yeni öğrendim. Kudret narlarım bu sene de çıkarlarsa artık bol bol toplayıp kuruturum. Evet, geçen sene bana bir sürpriz yapıp kendiliklerinden çıkmışlardı. Bakalım, bu baharı heyecanla bekliyorum. Çıkmazlarsa meyvenin pazarda görünmesini beklemem gerekecek. Alıp içinden çıkan çekirdekleri hemek toprağa gömeceğim. Hepsi bu. Çekirgeleri ve salyangozları bile bitkiye pek yanaştırmayan bir koku salgıladıklarından olsa gerek (yoğun bir B Vitamini kokusu) hastalığa yakalanma riski yok gibi bir şey.
Ben genelde turuncuyken koparıp zeytinyağı dolu bir kavanoza bütün olarak atıyorum. İçenler de var ama ben yara ve egzamalarda kullanmayı tercih ediyorum. İstabullu bir hanım bana ailesinin evinde cam kenarında her zaman bir şişe kudret narı durduğunu anlattı, yaralar falan için.



Aile: Cucurbitaceae;

Eşanlamlı: Momordica chinensis, M. elegans, M. indica, M. operculata, M. sinensis, Sicyos fauriei
Diğer dillerde adları: bitter melon , papailla, melao de sao caetano, African cucumber,bitter
gourd, balsam apple, balsam pear, karela, k'u kua kurela, kor-kuey, ku gua, pava-aki,
sals
amino, sorci, sorossi, sorossie, sorossies, pare, peria laut, peria

Kudret Narı tropik iklim bölgelerinde, Amazon havzasında, Doğu Afrika'da, Asya, Karayip Adalarında doğal olarak bulunan, Güney Amerika ve Uzak Doğu da ise özellikle gıda ve ilaç olarak yetiştirilen bir bitkidir.
Tek yıllık, tırmanıcı, sarmaşık formunda bir bitki olan Kudret Narı, yaz aylarında çiçek açar.
Yaprakları, yelpaze şeklinde, loplu, kenarları dişlidir. Sarı renkli küçük çiçekleri, erkek veya dişi
olarak, ayrı saplar üzerindedir. Meyveleri önce yeşil, olgunlaşınca turuncu-kırmızı renkte, 10-20 cm uzunluğunda, geniş bir mekik seklinde olup üzerleri girintili çıkıntılı ve pürtüklüdür. Meyve olgunlaşınca, kabuğu 3 ayrı parça halinde, geriye bükülerek çok sayıda kırmızı-kahverengi veya beyaz renkli çekirdekleri ortaya çıkar. Tohumları (çekirdekleri) 7-10 mm boyunda, yassı ve pütürlüdür. Latince'de momordica ısırmak anlamına gelir, yapraklarının adeta yenik gibi durmasından dolayı bu isim verilmiştir. Bitkinin bütün kısımları ve öz suyu çok acıdır.
Kudret narının meyve ve yaprakları, mineral ve vitaminler, özellikle demir, kalsiyum, fosfor ve B vitaminleri bakımından zengindir. Ancak bu maddelerin ne kadarının hazırlanan sıvıya geçtiği
ve alınan gıda veya sıvıdan ne kadarının barsaklardan emildiği bilinmemektedir.
Özellikle Filipinler'de şifalı olduğuna inanılarak çok yetiştirilen bir bitkidir (Ampalaya). Acımsı
tadına karşın birçok Filipin yemeğinde kullanılmaktadır. Filipinler Sağlık Bakanlığı onaylı 'Kudret Narı Çözeltisi' şu şekilde hazırlanmalıdır:
1.Yaprakları yıkayıp bıçak ile ufak parçalar halinde doğrayınız.
2. İki bardak dolu su içine 6 tatlı kaşığı dolusu doğranmış yaprağı ilave ediniz.
3. Hazırlanan karışımı 15 dakika ağzı açık bir kapta kaynatınız.
4. Soğuttuktan sonra süzünüz.
5. Günde 3 defa, her seferinde 1 fincanın üçte biri kadar, hazırlanan ekstreden içiniz.

Bir diğer yönteme göre kudret narının sürgünleri kaynatılarak sabah akşam yarım fincan yenilir.

Amazon yerlileri, bahçelerinde kudret narını yiyecek ve ilaç olarak yetiştirmektedir. Bitkinin
yaprak ve meyvelerini pişirdikleri fasulye yemeğinin içine koymaktadır. Ateşi düşürmede,
yaralarda, barsak kurtlarında, böcek sokmalarında kullanılır.

Brezilya'da, Kudret Narı, tümörlerde, yaralarda, romatizmada, sıtmada, adet problemlerinde,
şeker hastalığında, kolikte, ateşli durumlarda ve barsak kurtlarına karşı kullanılmaktadır. Ayrıca çocuk düşürmek ve afrodizyak (cinsel iştahı arttırıcı), deri hastalıkları, ekzama, uyuzda da kullanılmaktadır.

Meksika'da bitkinin bütün kısımları şeker hastalığında, dizanteride kullanılmakta, köklerinin ise
afrodizyak olduğuna inanılmaktadır.

Peru'da bitkinin yaprakları ve bütün toprak üstü kısmı, kızamık, sıtma ve her türlü iltihabi olayda kullanılmaktadır.

Nikaragua'da yapraklar, mide ağrısı, ateşlenme durumunda, şeker hastalığında, soğuk algınlığı,
öksürük, baş ağrısı, sıtma, deri hastalıkları, adet bozukluklarında, ağrı, hipertansiyon iltihabi
olaylarda ve doğum sırasında yardımcı olmak üzere kullanılır.

Geleneksel Çin tıbbında bu sebze iştah açıcı, mide-barsak iltihaplarında ve meme kanserine
engel olmak için kullanılmaktadır.

Tokyo'da bu bitkiyi pazardan temin etmek mümkün olduğu gibi, birçok restoranda kudret narı ile yapılan yemekler bulunmaktadır.

Türkiye'den reçete: Mide ülserine karşı çok iyi ilaç olup şöyle hazırlanır: İki kudret narı doğranıp 1 kg zeytin yağına konur. Şişe güneşte bırakılır. Birkaç hafta sonra, sabahları aç karnına bir çorba kaşığı içilip bir saat hareketsiz sırt üstü yatılır. Hazırlanan bu yağ, basur için de içilir, derideki yaralara da sürülür. Mide ve derideki yaraların bir an önce iyileşmesi için etkili bir bitkidir.

Özetlemek gerekirse:

Momordica charantia bitkisinin yaprak ve sarmaşık kısımları kullanılabilmekte ise de meyvesi
daha etkili ve sağlıklı olduğu için tercih edilmektedir.

Yaprak ve köklerinden hazırlanan çözeltiler, hemoroit şişliklerini indirmektedir. Yapraktan elde
edilen çözelti iyi bir öksürük kesici ve ateş düşürücüdür, aynı zamanda pürgatif (barsak boşaltıcı) ve antihelmintik (barsak kurtlarına karşı) etkiye sahiptir. Kadınlarda kısırlık tedavisinde ve karaciğer bozukluklarında iyileştirici olarak kullanılmaktadır. Kudret narı antimikrobial etki gösterdiğinden iltihaplı yaraların tedavisinde de yeri olduğuna inanılmaktadır. Son yayınlarda, substans Q içerdiğinden AİDS tedavisinde değerli olabileceği bildirilmiştir.

Yukarıda yazılı etkiler, henüz bilimsel çalışmalar ile tam olarak ispatlanamamıştır, ancak bunların aksi de gösterilememiştir. Yalnız Tip 2 diabetes mellitus (şeker) hastalığında, kudret narının şeker düşürücü etkisi olduğu gösterilmiştir. Bitki bünyesinde bulunan momordicin bitki insülini olarak da anılmaktadır. Bitkinin yaprak ve meyvesindeki acı tadı veren bu madde, Tip 2 diabetiklilerde, kan şeker seviyesini düşürmektedir. Bu bitkinin etkisi ile, pankreasta insülin salgılayan beta hücrelerin arttığı gösterilmiştir. Bu etki, gerek kaynatılmış yapraklarda, gerek sıvı çıkarılarak hazırlanan kapsül ve tabletlerde, gerek doğrudan hazırlanan kudret narı çaylarında gözlenmektedir. Bu nedenle farmakolojik yolla hazırlanan ilaçlara gereksinim olmadan, şeker hastaları kendi hazırladıkları çay veya yaprakları kullanabilirler.